Bosna’dan dünyaya bakınca!

Abdurrahman Dilipak

 

Irkçılık, ayırımcılık, terör, soykırım, insan hakları, kadın hakları, çocuk hakları, çevrecilik, demokrasi, adalet, barış, özgürlük filan mı dediniz!

Bakınız Bosna!

Bugünlerde Bosna’dayız. Bosna’da yakın geçmişin acıları hâlâ hafızalarda. Sırp’ların işledikleri cinayetler, Hırvatlar’ın Sırplar’a verdiği destek ve batılı ülkelerin bu cinayetler işlenirken izledikleri politika!

O gün yaşananların faturası birkaç Sırp katilin yargılanması ile ödenecek bir hesap değil.
Sonuçta Dayton anlaşması ile yine ödüllendirilenler Sırplar, Hırvatlar oldu. Bosna açıkhava cezaevine dönüştürüldü. Adriyatik bağı neredeyse yok edildi. Bosna bugün Batı’nın gözetiminde Sırpların ve Hırvatların ortak yönetiminde bir ülke. Ortada bir çözüm yok, çözümsüzlüğün örgütlendiği, sorunların ertelendiği bir bölge.

“Biçarelerin günahları öyle büyük, öyle büyük ki! Bütün cezalar ona nisbetle küçük!” O büyük suçları Müslüman olmaları!

Sırp’lar katliama başladıklarında, çok kısa sürede Bosna’yı ele geçirmeyi planlıyordu. Yugoslavya’nın silahları, Rus’ların, NATO’nun silahları ve her türlü desteği arkalarındaydı. Hollandalıların ihanetini bilmeyen yok. Sosyalizm halkların kardeşliği söylemi, Batı’nın demokrasi, insan hakları vaadleri, kilisenin “bir yüzüne vurana ötekini dön” öğüdü, sadece ötekilere idi.

Şimdi akıl ve vicdan sahibi herkes bu kanlı ve kirli savaşın utancını yaşıyor. Sırplar ve Hırvatlar batının himayesinde. Bosna halkının gözü-kulağı Türkiye’de.

Bosna’lılar dinleri, tarihleri, kültür ve kimlikleri ile yüzleşirken Sırplar ve Hırvatlar artık sosyalist ve Hıristiyan da değiller. Boşnaklar evleniyor ve çoğalıyorlar. Ötekiler yalnız ve mutsuzlar. Hatta hergün daha fazla Sırp ve Hırvat İslâm’la şerefleniyor. Bizi öldürmeye gelenler bizde diriliyorlar. Tıpkı bilad-ı İslam’ı yakıp yıkan Moğolların İslamlaşması gibi.
Bugün bölgede oluşturulan sınırlar, rejim ve iktidar yapıları, batı için utanç verici bu yapılar ne bilime, ne ahlaka, ne bölgenin gerçeklerine uyan şeyler.

Aslında batılılar “bizimkiler kısa sürede bu işi bitirirler” hesabındaymışlar. Ama evdeki hesap çarşıya uymadı. Bosna halkı teslim olmadı. Dahası Sırp ve Hırvat bölgelerinde ilerlemeye başladı. Batı, bir yandan dünyanın baskısı, öte yandan zamanın Hıristiyanların aleyhine işlemesi ile, Dayton’u gündeme getirdiler.

Aslında, Mısır, Suriye, Gazze, Kudüs konusunda Batılıların muhtemel tavırlarını tahmin etmek için Bosna tecrübesine bir göz atmak gerekir. Eminim bu adamlar bu konuyu ele alırken önce çıkarları ve ardından İsrail, Hıristiyanlar, Nuseyriler ve Dürziler penceresinden bakıyorlardır. İskenderiye, Sina, Lazkiye hep aynı açıdan gündemlerine gelmektedir. Planları adalet, barış, insan hakları, katılımcı, çoğulcu, şeffaf, demokratik bir hukuk devleti ile ilgili değil. Bunlar başkalarını kandırmak için uydurulmuş büyülü kelimeler onların lugatında.

Yoksa darbeye darbe bile diyemeyenler bunlar değil mi? Nobel barış ödülü verdikleri adam darbeci çıkmadı mı?

Dün “bir damla kan, bir damla petrol” diye girdikleri bölgeyi 40 parçaya böldüler. Hayali sınırlar çizdiler, saçmasapan rejimler ve kukla yöneticilerle bölgeyi yönettiler. Şimdi de kontrollü bir kriz yönetimi ile, tehdit, baskı, şantaj, suikast, terör, çatışma ve savaş takdikleri ile mevzi kazanmaya çalışıyorlar. Ama artık “mızrak çuvala sığmıyor.”

Rusya dağılınca sosyalizm diye bir şeyin olmadığı, orak-çekicin faşizmin üzerine örtülen bir perde olduğu görüldü. Irak’ta, Afganistan, Mısır, Suriye ve Filistin’de, Bosna’da batının demokrasi vaadlerinin kocaman bir yalan olduğu çıktı ortaya. Hem deşifre, hem de suçüstü oldular. Bu adamlar gerçek anlamda bir dine de inanmıyorlar aslında.

Son birkaç yüzyıllık tarihe bakarsanız, bunlar kim anlarsınız. Kızılderilileri kim katletti, karaderilileri kim köleleştirdi, sarı derilileri kim sömürdü? Son bir yüzyıla bakmak bile yeter.
Batı için “Tarihin sonu” geldi. “Medeniyetler arası çatışma” değil, çağdaş sömürgeciliğe karşı adalet, barış, özgürlük talep eden halkların direnişi var.

Selâm ve dua ile.

yeniakit