Biz ne kadar güvenilir birisiyiz?

Mehmet GÖKTAŞ

Bana sorarsanız günün en önemli sorusu budur çünkü bu ülkede problemlerin en büyüğü güven meselesidir. Daha da önemlisi bu işin sorgulamasını bizzat kendimizden başlatabilmemiz en hayati meselemizdir. Öyle ya, başkalarının ne kadar güvenilir olup olmadığını konuşmak çok kolaydır. Ya kendimiz?

İlişkilerimizde kendimizi temize çıkarmayı en kutsal bir görev zannediyoruz, üzerimize toz kondurmuyoruz, samimi olarak kendimizi bu anlamda sorgulamayı aklımızın ucundan bile geçirmiyoruz.

Rabbimiz “Felâ tüzekkû enfüseküm - Kendinizi temize çıkarmaya kalkışmayın!” (53/32) buyuruyor.

Lütfen şöyle tenha bir yere çekilelim ve bu soruyu kendimize soralım; “Biz ne kadar güvenilir birisiyiz?” İnsanların içinde bu soruya kolay kolay doğru cevap vermeyiz.

Aslında bu konu sadece dürüst bir kişi olup olmama konusu değil, kendi kendimizi tam olarak tanıyıp tanımama konusudur, biz bu noktadan da kendimizi sorgulamalıyız diyorum.

Eğer imanımızın imtihanını vermemişsek, hangi zaaflara sahip olduğumuzu bilmiyorsak “ben güvenilir biriyim” diye ortaya atılmak hiç dürüst ve hayırlı bir şey değildir. Parayla denendiğimiz oldu mu, kadınla denendik mi, makamla denendik mi?

O halde bu konularda zaaflarımızın olduğunu tespit etmişsek emanet yüklenmekten şiddetle kaçınmalıyız. Diyeceksiniz ki bunu yapmak öyle kolay bir şey değil, hangimiz reddedebilir? Bu durumda emanet dağıtıcılarına görev düşmektedir. Görev verilecek, emanet teslim edilecek kişiler konusunda kılı kırk yarmalıdır.

Bilmiyorum, bu konu niçin ihmal ediliyor? Hâlbuki insanların hangi cemaatten oldukları, hangi düşünceye mensup oldukları, hangi yurtlarda kaldıkları, kimlerin sohbetine katıldıkları en ince noktasına kadar bulunup çıkarılıyor da paraya ve makama olan hırsları ve düşkünlükleri üzerinde niçin durulmuyor? Emanetleri ehline vermekle yükümlü değil miyiz, Rabbimizin bir emri değil midir?

Kısacası, emanet yüklenmek için can atmamalıyız ve emanetleri mutlaka ehline vermeliyiz.

Selam ve dua ile.