Laf’a gelince biz “BOP’un eş başkanıyız”. Asıl başkan ABD. BOP’un Stratejik ortakları İngiltere ve Mısır.. Bu yapıda Türkiye Osmanlıyı, “Osmanlı Milletler topluluğu”nu, Hilafetin manevi mirasını Mısır, “AfroArab dünyası”nı temsil ediyor, İngiltere, zaten 1. Dünya savaşında beri bölgede, Osmanlıyı yıkan, 2. Dünya savaşından sonra bölgedeki devletleri sınırlarını, rejimlerini ve iktidar yapılarını tayin eden, İsrailin kuruluşuna giden yolu açan ülke.
Yani ABD, İngiltere, İsrail arasında kurulan Şeytan üçgeninde, bizler bu Üçgene hapsedilmiş, rehin tutulan ülkeleriz.
İsterseniz en baştan başlayalım: “Büyük Ortadoğu Projesi (BOP)” adıyla. bilinen, resmi adıyla “Genişletilmiş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Girişimi” (Broader Middle East and North Africa Initiative – BMENA) veya “Greater Middle East Initiative” ABD tarafından George W. Bush döneminde başlatılan bu girişim, Şubat 2004’te taslak olarak ortaya çıktı. Resmi olarak 8-10 Haziran 2004’te ABD’deki Sea Island, Georgia’da düzenlenen G8 Zirvesi’nde kabul edildi. Zirvede “Genişletilmiş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Bölgesi ile Ortak Gelecek ve İlerleme İçin Ortaklık” bildirisi yayınlandı. Türkiye’de bu zirvede yoktu. “Türkiye’nin Eş Başkanlığı” gerçek bir eş başkanlık değil. G8 Zirvesi’nde alınan kararla, Türkiye projenin “Demokrasi Yardım Diyaloğu” (Democracy Assistance Dialogue) mekanizmasının eş başkanlığı Türkiye’ye verildi. Diğer eş başkanlar İtalya ve Yemen. Yani Türkiye Bush ya da Trump ile eş başkan değil. Bu proje kapsamında kurulan bir diyalog komitesinde eş başkan.. O zamanki Başbakanlık olan Erdoğan bu görevi 2004-2009 arası çeşitli konuşmalarında, mesela Haziran 2004 NATO Zirvesi öncesi, Temmuz 2004 İran ziyareti sırasında kendini “BOP eş başkanı” olarak ifade etti. Komisyonun İlk resmi toplantısı 2004 sonunda Roma’da yapıldı. Proje, zamanla etkisi azalsa da tartışmalı bir konu olarak başladığı yerde kaldı.
İşin ilginç yanı, Türkiye’nin uluslararası bir aktör, uluslararası konularda politika belirleyici bir konumda olduğu gibi bir görüntüsü verilmesine rağmen, eş başkanlık konusu hemen hemen hiçbir etkinliği olmayan, başlamadan biten bir hikaye. Bu konuda, ne başbakanlık içinde, ne başkanlık döneminde, ne MGK içinde ve ne de Dışişleri Bakanlığı bünyesinde bir komisyon ya da birim yok.
Mesela Ankara’da “Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü (TODAİE) diye bir kurum var, bu daha ciddi. TODAİE, 1952 yılında Türkiye ile BM arasında imzalanan teknik yardım anlaşması çerçevesinde kuruldu. Bu kurumun giderlerini BM üzerinden ABD sağlıyordu. Hedef, bölge devletlerinin merkezi hükümete ve yerel yönetimlerini Türkiye üzerinden eğitmek ve model olarak Türk bürokrasisi, hukuk düzeni ve mevzuatını esas alan bir model oluşturmaktır.
İlginçtir, bizimkiler ABD’de, İngilterede eğitim alır ve Osmanlı Milletler Topluluğu içindeki ülkeler de kamu yönetimi alanında yüksek lisans ve doktora düzeyinde eğitim alır. Aslında bu da bir BOP projesidir. Tabi bunları CENTO, RCD, Bağdat Paktı ile birlikte düşünmek gerek.. 1958’de ayrı bir kanunla özerk hale getirilen kurum aslında ODTÜ, BOĞAZİÇİ ile yakın temas ve işbirliği içinde oldu. Buradan mezun olanlar arasından seçilen isimlerin bir kısmı ABD ve İngiltere’de de ayrıca eğitime alındılar ve bir süre sonra da kendi ülkelerinde siyasette, bürokraside, STK, Media, Akademi, iktidar ve muhalefet içinde etkin konumlara geldiler.
Bir bakıma, işin arkasında BM maskeli bir ABD olan İngiltere’deki Chatham House ya da ABD’deki aralarında RAND’ın CFR’nin de olduğu yapıların bölge için Türkiye’de örgütlenen bir Türk Tipi yapı olduğu görülüyor.
Bugün gelinen noktada, özellikle Trump sonrası dönem ve bu gün bütün uluslararası örgütler, Ulus devlet ve Uluslararası düzen için kriz dönemi başlamış gözüküyor. Bu süreçte ABD, AB, NATO dağılabilir, İngiltere bölünebilir. Zaten İslam Konferansı, Arap ve Afrika birliği buharlaştı gitti.
Genç sivillerin, her zaman bir temenni olarak aklımızda olması gereken “Dünya 5’den büyüktür” sloganı da artık politik anlamda fiilen anlamını yitirmiş gözüküyor.
Evet “dünya 5’den büyük” de, bakalım Türkiye DSÖ’den, UN WOMAN’dan, WEF’den büyük mü?
Bakalım bu süreçte Fulbright’de çıkabilecek miyiz? Bu kafa, bu ilişkiler çerçevesinde çıkamayız. Fulbright Anlaşması (Türkiye ve ABD Hükümetleri Arasında Eğitim Komisyonu Kurulması Hakkında Anlaşma): 27 Aralık 1949 tarihinde imzalanmış, 13 Mart 1950 tarihinde TBMM tarafından onaylanarak yürürlüğe girmiştir (Kanun No: 5596). Bu anlaşma ile Türkiye Fulbright Eğitim Komisyonu kurulmuş olup, Türk ve Amerikalı öğrenci, akademisyen ve öğretmenler arasında burslu eğitim ve kültürel değişim programları düzenlenmektedir.
Aslında tek sorun Fulbright değil. Mesela 1995’de imzalanan bir GLOBE Programında İşbirliğine dair Anlaşma var. Bunlar bu süreci tahkim ediyor aslında. Bu sözleşme ile çeşitli burs ve değişim programları (ikili anlaşmalar çerçevesinde yabancı hükümet bursları veriyorlar. Anlaşmadan ayrılırsanız kaybınız olacağını düşünüyorsunuz.
Kamu yönetimi ve idari eğitim alanında bazı anlaşmalar yapıldı. Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü (TODAİE) bunlardan biri. TODAİE, 1952 yılında Türkiye ile BM arasında imzalanan teknik yardım anlaşması çerçevesinde kurulmuştur. Dolaylı olarak, perde gerisinde ABD’nin yönettiği ve mali destek sağladığı bu kuruluş kamu yönetimi alanında yüksek lisans ve doktora eğitimi vermek üzere oluşturulmuştur. 1958’de ayrı bir kanunla özerk hale gelmiştir. Bu, kamu idaresi eğitimi alanında bölgesel işbirliği örneği olarak kullanılarak bölgedeki diğer bazı hükümetlerle de benzer kuruluşlar kurulmuştur. Bu yapı üzerinden Ortadoğu ülkeleri bürokratları burada eğitilmiş, burada başarılı olanlar, ABD’de ve İngiltere’de dil ve daha ileri eğitim programlarına davet edilmiştir. Bu kişilerin ülkelerinde hızla yükseldikleri görülmüştür.
Savunma, Güvenlik, İstihbarat alanında da önemli işbirlikleri için önemli Anlaşmalar yapıldı. 29 Mart 1980 tarihinde imzalan “Savunma ve Ekonomik İşbirliği Anlaşması” (DECA) da bunlardan bir diğeri. Bu anlaşma ile ABD’nin Türkiye’de askeri tesis ve üslere erişimini düzenlerken, Türkiye’ye savunma malzemesi alımı ve ekonomik yardım sağlar. “Askeri Kolaylıklar Anlaşması” 1954 sonrası dönemde güncellemeler’le NATO çerçevesinde üs ve tesisler için ikili düzenlemeler yapılmasına imkan sağlandı..
Diğer savunma anlaşmaları: F-16 alımları, NATO ortak operasyonları ve hava savunma sistemleri gibi güncel işbirlikleri ile İsrail hava kuvvetlerinin Türkiye’de eğitimi, İncirlik Üssü’nün kullanımı, Amerikan askerlerinin üs dışındaki faaliyetleri ile ilgili bir çok düzenlemeler yapıldı. 1950 sonrası, “Barış gönüllüleri ile” bölgedeki Amerikan askerleri, ve Amerika’dan gönderilenler İngilizce öğretmenliği de yaptılar okullarımızda, yine okullarımızda süttozundan yapılan süt ve margarin yardımı (!?) da yapıldı..
Bugünlere bir anda ya da durduk yere gelmedi. Bu ülkede bir dönem Amerikan mandacılığı bile konuşuldu. Halide Edip Adıvar da bunlardan biri idi mesela.. Zaten CHP’nin karşısına, CHP’nin içinden çıkartılan bir Grub milletvekiline Demokrat Partinin kurdurulması da, Türkiye’nin “Küçük Amerika olma hayali”nin bir parçası idi. Amerika’daki gibi Cumhuriyetçi Parti ve Demokrat Parti olacaktı.
Geldik bu günlere. Hayallerimiz kabusa dönüştü. 10 yılda bir yapılan darbelerle Şamar oğlanına çevirdiler bizi, aynı ülkenin çocuklarının kanları ve gözyaşları, çalınan alın terleri üzerinden bunlar kendilerine servet ve iktidar ürettiler. Her darbede darbecilerin dillerinde Atatürk ilke ve inkılabları, Laiklik ve Demokrasi sloganları vardı. Her darbeden sonra kurulan ara rejim geçiş dönemi hükümetlerinin üç’te iki’si masonlardan oluşuyordu. Her darbeden sonra partiler, tüm dernekler kapatılırken açık kalan tek dernek Mason Locaları idi. Hala dostumuz, müttefikimiz, stratejim ortağımız olan ülkelerin gözünde “Ucuz asker deposu”yuz. Bu aşağılamalara daha ne zamana kadar dayanacağız bilmiyorum.
Selam ve dua ile