Bir türlü anlayamadığım, içinden çıkamadığım işler!

Hasan Karakaya

 

Okurlarım, zaman zaman arayıp, “akıl erdiremedikleri” olayları bana soruyorlar: “Ne oldu, anlayamadık!”

İşin doğrusu, bilebildiğim olayları dilim döndüğünce anlatmaya çalışıyorum da, “bazı durumlar” var ki, anlamakta ben de zorlanıyorum...

Meselâ “Nurcu kardeşler”in, meselâ “Süleymancı kardeşler”in, meselâ “SP’li ve BBP’li kardeşler”in tavırlarını anlamakta zorlanıyorum.

RİSALE-İ NURLAR!

“Risale-i Nur”ların “sadeleştirme” adı altında “tahrif” ve hattâ “tahrip” edildiğini en çok dile getiren kimlerdir.

Elbette “Nurcu”lar...

Peki, “Sadeleştirilen Risale-i Nur’ları basıp, dağıtan” Samanyolu ekranlarında bunun propagandasını yapan kim?..

“Fetullah Gülen Cemaati.”

İyi de;

Sadeleştirme işine hem “cinayet” deyip, hem de, bunlara karşı “Hükümet’in verdiği mücadele”ye sessiz kalmak neyin nesi?..

Anlayamadım...

DİNLER ARASI DİYALOG!

Geçenlerde, “Süleyman Hilmi Tunahan Hazretleri’nin bağlılarından bir arkadaşım” geldi ziyaretime...

Elinde bir çanta... Çantanın içi “fotoğraf” ve “belge”lerle dolu...

Fotoğrafları ve belgeleri tek tek gösterdi, uzun uzun izah etti... Hemen hepsi, “Dinler Arası Diyalog Projesi” kapsamında yürütülen “sinsî faaliyetler”le ilgili...

Sonunda, açık açık söyledi:

“Tüm bunların İslâm’la ilgisi ne?.. Biz; tüm peygamberler gibi, Hıristiyanların Peygamberi’ni de, Musevilerin Peygamberi’ni de tanıyor ve seviyoruz... Peki; Hıristiyanlar ve Museviler, bizim peygamberimiz olan Hz. Muhammed (sav)’i, bırakın ‘Son Peygamber’ olarak kabul etmeyi, peygamber olarak bile kabul etmezken, Dinler Arası Diyalog’tan amaç nedir?..”

Hasılı kelâm, “Fetullah Gülen ve cemaati” tarafından yürütülen “Dinler Arası Diyalog” çalışmalarına şiddetle karşı... Hatta, Süleymancı kardeşlerimiz, bizler “uyutuluyorken” bile Fetullah Gülen’e karşıydı!..

OYLAR CHP’YE Mİ?

Ben de sordum;

“Hem Fetullah Gülen’in yapmak istediklerine, hem Dinlerarası Diyalog çalışmalarına karşısınız, tamam da; seçimlerde CHP’ye oy vereceğiniz yönünde iddialar var... Ne yani, CHP, AK Parti’den daha ehven bir parti midir ki, ona oy vereceksiniz?.. Verdiğiniz mücadele ile CHP’ye oy vermek büyük bir tenakuz değil mi?.. Hem, oy vereceğiniz CHP, şu anda Fetullah Gülen’le ittifak halinde değil mi?..

Haa, şunu söyleyeyim, ben bu iddialara inanmıyorum ama, ortada böyle söylentiler dolaştığını da bilmenizi istedim.”

Arkadaşım güldü...

“Yok” dedi;

“O kadar da değil... Benim bildiğim kadarıyla; camia, oy vermede serbest bırakılacak.”

Ben de böyle olacağına inanıyorum... Bu inancımı pekiştiren bir olay yaşandığını da biliyorum... Öğrendiğim kadarıyla; “Paralel Yapı’nın Abi’leri”nden bir grup, Ahmet Denizolgun beyefendiyi ziyarete gitmişler... Amaçları; “Beraber olalım, AK Parti ve Tayyip Erdoğan’ı devirelim” demek...

Ne var ki, Ahmet Denizolgun beyefendi, gelen “Abi”lerin karşısına çıkmamış, “yanındaki bir vekil”le görüştürmüş... Ama, tavrını da koymuş:

“Bizim siyasetle işimiz olmaz!”

Bunu öğrenince rahatladım...

Ama, yine de “yıkılan Kur’an Kursu olayı”ndan bu yana “Erdoğan’a karşı bir kırgınlıkları”nın bulunduğunu biliyorum...

Ben, “daha önceki mahalli seçimler” esnasında, bu mevzuyu sormuştum... Sayın Başbakan, o zaman beni de “tatmin” eden açıklamalar yapmıştı...

Bana kalırsa;

“AK Parti ve Tayyip Erdoğan’ın şahsında Türkiye’nin istiklâli ve istikbalini hedef alan saldırılar” yapılıyorken, “telâfi edilebilecek kırgınlıkları” gündemde tutmanın kimseye bir faydası yok!..

Zararı ise hepimize...

Bakarsınız;

Başbakan Erdoğan, Ahmet Denizolgun beyefendiyi arar ve gönlünü alır...

Ama, yine de;

Kırgınlığın 4 yıl sürmesini,

Anlayamıyorum...

KAMALAK NE YAPIYOR?

Aynı şekilde SP Genel Başkanı Mustafa Kamalak ile BBP Genel Başkanı Mustafa Destici’nin de; hemen her gün “Samanyolu televizyonları ve Zaman gazetesinde boy gösterip, Hükümet’e ve Tayyip Erdoğan’a veryansın etmelerini” de anlayamıyorum...

Arkadaş; Saadet Partisi, “Refah Partisi’nin devamı” değil mi?..

Refah Partisi’nin başında merhum Necmettin Erbakan yok muydu?..

Peki, Erbakan Hoca’nın, Tansu Çiller’le kurduğu “Refahyol Koalisyonu” için 18 Nisan 1997’de; “Beceremediniz, artık bırakın!.. Emaneti iade edin, gidin!” diyen Fetullah Gülen değil miydi?..

Fetullah Gülen denilen bu zat; “papaz”larla, “haham”larla ve hatta “Papa” ile sık sık bir araya gelirken, acaba niye bir defacık olsun merhum Erbakan Hoca ile görüşmedi?..

Erbakan Hoca’ya en çok karşı olan, onu hiç sevmeyen, “Sincan’da tank” yürütüp, bunu “Demokrasiye balans ayarı yaptık” diye açıklayan Çevik Bir ve diğer “28 Şubat darbecileri”ydi...

Peki, Çevik Bir’e “adamını ve mektubunu” gönderip, “arz-ı hürmetlerini sunan” kimdi?..

Elbette Fetullah Gülen...

Peki, “Millî Görüş Lideri Erbakan’ın yolunda yürüdüklerini” söyleyen bir Mustafa Kamalak’ın, “Cemaat medyasının ekranlarından ve manşetlerinden inmemesi” büyük bir “tenakuz” değil midir?.. Hele ekran ve gazetelerden “Hükümet’e veryansın” etmeler neyin nesidir?..

GÜLEN, HERKESİ KULLANIR!

Haa, Sayın Kamalak; “AK Parti karşıtı Cemaat mensuplarının Saadet’e oy vereceğini” düşünüyorsa, açık ve net söyleyeyim: “Avuçlarını yalarlar!”

Öyle ya;

Erbakan Hoca’ya bile “mesafeli ve soğuk” duran bir Cemaat, hiç Saadet’e sıcak bakar ve ona oy verir mi?..

Herkes ve dolayısıyla; Mustafa Kamalak ve Saadet kurmayları şunu bilsin ki, Fetullah Gülen için, asla “dost” yoktur...

Onun “çıkarları” ve bu çıkarları için “kullanacağı” insanlar vardır!..

“Fetullah Gülen Cemaati’nin içinde 40 yıl kalan” ve hatta bir zaman “Gülen’in halefi” olarak görülen yazarımız Latif Erdoğan’ın, 7 Mart akşamı A Haber’deki Deşifre programında söylediklerini duymadınız mı?..

Dedi ki;

“Yola Nurcu olarak çıkan hareket, bugün Bediüzzaman ve Risale-i Nur’ları devre dışı bırakıyor!”

Demek oluyor ki;

Güçleninceye kadar Said Nursi’yi ve Risale-i Nur’ları kullandılar, şimdi devre dışı bırakıyorlar!..

Peki, “kullandıkları” kişi ve kitaplar, sadece Said Nursi ve Risale-i Nur’larla mı sınırlıdır?..

Latif Erdoğan diyor ki;

“Fetullah Gülen; Ecevit ve Demirel’in Deccal olduğunu söylerdi... Sonra, Demirel’e Sözün Sultanı dedi, Ecevit’e de şefaatçi olacağını söyledi!”

Demek oluyor ki, “son kullanma tarihleri doluncaya kadar” onları da kullandı!..

Erdoğan’dan bir anekdot daha:

“Gülen, rahmetli Alparslan Türkeş tarafından; kendisini öldürmek için bir kişinin gönderildiğini söyledi. O şahsın ‘Ben sizi çok seviyorum. Ben sizi öldüremem’ dediğini anlattı. Türkeş öldü, baktım Hocaefendi gitti cenazesinde en ön safta yeraldı.”

Görüyorsunuz ya;

Fetullah Gülen, “çıkarları” için herkesi ve her şeyi kullanmış...

Demirel’i kullanmış, Ecevit’i kullanmış, merhum Türkeş’i kullanmış!..

Şimdi de, Mustafa Kamalak ve Mustafa Destici’yi kullanıyorlar!..

HÂŞÂ ALLAH’I BİLE KULLANMIŞ!    

Bunlar da bir şey mi?..

Adam; “hâşâ, Peygamber Efendimiz’i kullanıyor, Peygamber Efendimiz’i..”

Hatta ve hatta;

“Allah’ı kullanıyor, Allah’ı!”

Bir defasında, Latif Erdoğan’a; hâşâ “Allah ile konuştuğunu” söylemiş...

Cenab-ı Allah, Fetullah Gülen’e demiş ki; “Kainatı Hazreti Muhammed (sav) için yarattım, senin için de devam ettiriyorum!”

Söyleyin Allah aşkına;

“Sağlıklı bir ruh hâli” midir bu?..

Ya “ruhsal bir hastalığı” var, ya da “şizofrenik bir vak’a”dır!..

İşte böyle bir adam; herkesi ve her şeyi kullanır!..

Tüm bunları ve “tabanın tepkisi”ni biliyor olmasına rağmen, Mustafa Kamalak; Cemaat ekranlarında ne yapmak istiyor acaba?..

Anlayamadım!..

DESTİCİ NEYİN PEŞİNDE?

Elbette, BBP Genel Başkanı Mustafa Destici’nin ne yapmak istediğini, neyin peşinde olduğunu da anlayabilmiş değilim...

Ne bekliyor sayın Destici?..

“Cemaat’ten oy mu?”

O da avucunu yalar!..

“Dimyat’a pirince gidenlerin evdeki bulgurdan olmaları” gibi, Destici; “var olan oylarını da kaybederse” hiç şaşırmasın!..

Bakın, bir “Muhsin Reis sevdalısı”ndan, bir “Alperen”den gelen mektubu paylaşmak istiyorum sizinle...

Özetle diyor ki;

“Rahmetli şehit genel başkanımız, kahpece bir suikast sonucu beyazlar içinde sonsuzluğun sahibine zirvede yürüdü... Başbakan Tayyip Erdoğan ile aralarındaki muhabbet, herkes tarafından bilindiği için, bu konuya girmiyorum... 5 yıldır bir türlü sonuca kavuşamayan bir dâvâ var... Ben şahsen, bugünlerde yaşadığımız süreci dizayn edenlerin, acaba bu suikastla ilişkisi var mı diye, bir Muhsin Reis’in sevdalısı bir vatan evladı alperen olarak düşünmekten kendimi alıkoyamıyorum.

Ne yazık ki, medyamız; şehidimizi bir tek şehadet yıldönümünde hatırlıyor... Bir taraftan kardeşim dediği insanı üç gün dağda bekleten devlet mekanizmasının başındaki kişi, diğer tarafdan bugünkü rezaletleri tertip eden şer şebekeleri...

Kimi, hangi kefeye koyacağız?.. AK Parti’ye oy vermiş biri değilim, vermeyi de düşünmüyorum... Ama benim ülkemin temsilcisi olan Başbakanımıza yapılan bu tertip; onun kardeşim dediği insana vaktinde ulaşmayı, belki de onu kurtarmayı engelleyenler mi?

Dâvâsı İslâm olan, Kur’an ahlâkının ve maneviyatının yeryüzünde hakim kılınması gibi yüce bir davaya ömrünü harcayan, hele bu kişi de bir de Muhsin Başkan’sa; döşeğinde bile ölse şaibelidir... Bu sır kapısı aralanmıyor veya aralatılmıyor.”

Evet; bu satırlar, “üniversite son sınıf öğrencisi” olan bir “Alperen”in satırları... Gördüğünüz gibi, “AK Parti’ye oy vermediğini, vermeyi de düşünmediğini” söyleyip, ekliyor;

“Başbakanımıza yapılan bu tertip, onun; ‘kardeşim’ dediği insana vaktinde ulaşmayı, belki de onu kurtarmayı engelleyenler midir acaba?”

Niye olmasın?..

HER ŞEYİ BİLEN GÜLEN!

Lâtif Erdoğan, 40 yıl süreyle yanında bulunduğu Fetullah Gülen’in; hem de “binlerce defa” ve toplum önünde “şöyle dediğini” söylüyor:

“Has daire içinde bile olsa, Genelkurmay’daki görüşmeler, Cumhurbaşkanlığı imzasına açılmadan benim önüme gelir!”

Peki, merhum Muhsin Yazıcıoğlu’na yönelik “kaza” süsü verilmiş “cinayet”ten, dönemin Genelkurmay’ının haberi yok mudur?..

Elbette vardır!..

Demek oluyor ki;

“Görüşmeler önce benim önüme gelir” diyen Fetullah Gülen’in de haberi vardır!

O halde;

Bir adamın, bir “alüfte”ye gitmesini bile haber alıp “engelleyen” Gülen, pekalâ bu “kaza”(!)yı da engelleyebilirdi... Hadi engelleyemedi, peki; “Yazıcıoğlu ve arkadaşlarına vaktinde ulaşılmasını” niye sağlayamadı?!?..

Ne yani;

Genelkurmay’dan haber mi alamadı?..

Tüm bunlara, bir “üniversite öğrencisi”nin kafası basıyor da, Mustafa Destici’nin kafası basmıyor mu?..

Anlayamadım!..

İNÖNÜ’NÜN ELİNİ ÖPMÜŞ!

Son bir anekdot...

Lâtif Erdoğan anlatıyor:
 

“Hocaefendi; gençlik yıllarında, sıraya girerek, İsmet İnönü’nün elini öptüğünü açıklamıştı... Ben de; “Yadırgadım” dedim... O da “Muziplik olsun diye” dedi. 7’sinde neyse 70’inde de o, denir ya... Şimdi de muziplik olsun diye CHP’yi tutuyorsa, bilmiyorum. Olabilir de yani. Fakat ciğerleri sızlatan bir tablo bu...”

Lütfen dikkat;

“15-16 yaşlarında” ve de “Risale-i Nur dersleri”ne devam ederken, kendisine teklif edildiği halde; “Ben Turancıyım, Said Nursi ise Kürttür” diyerek Said Nursi’nin yanına gitmeyen, elini de öpmeyen Fetullah Gülen, aynı yıllarda; hem de “sıraya girerek” gitmiş “İsmet İnönü’nün elini öpmüş” iyi mi?..

Demek oluyor ki;

Genlerinde “CHP sevgisi” var...

Demek oluyor ki;

Bugün “CHP ile ittifak” yapmasının sebebi de bu ‘sevgi’dir!..

Bir süreç ki, “el öpme”den “ittifak”a kadar gelmiş... Bu “ittifak”a rağmen, Kamalak ve Destici, hâlâ kendi partilerine oy mu bekliyorlar?..

Anlayamıyorum!..

Anlayan biri varsa,

Bana da anlatsın!..

**********************************************************************

Mustafa Sarıgül, acaba ne kadar yerli?

CHP İstanbul Belediye Başkan Adayı Mustafa Sarıgül’e, birileri “çimdik” atmalı, ya da uyarmalıdır: “Sen Belediye Başkan Adayı’sın, Başbakan Adayı değil!”

Adam, “Başbakan” seçileceğini filan zannediyor olmalı ki, başlamış “İstanbul Projeleri”ni sıralamaya: “Üçüncü Köprü’yü yıkacağım!.. Üçüncü Havalimanı’nı yaptırmayacağım!.. Kanal İstanbul projesini rafa kaldıracağım!”

Aslına bakarsanız, Sarıgül; “tipik CHP zihniyeti”ni yansıtıyor... Geçmişte İsmet İnönü “Vatan Caddesi”ne, Bülent Ecevit de “Boğaz Köprüsü”ne karşı çıkmışlardı!..

Şimdi de Sarıgül, hepsine birden “İstemezük” diyor!.. “Yapıcı” değil, “yıkıcı” olduklarını bir defa daha gösterdiler!..

Ama, asıl önemlisi, “karşı çıkılan” bu projelere, “Gezi Zekâlılar”ın da karşı çıkması!.. Malûm; bu projelerin müteahhitleri, “Paralel”ciler tarafından 25 Aralık’ta gözaltına alınmak istenmişti...

Demek oluyor ki;

Sarıgül’ün “Gezi zekâlı”larla ve “Paralel”cilerle bir bağlantısı vardır!.. Tabiî, hepsinin birden; “İsrail, Avrupa ve Amerika” ile bağları da olmalı!.. Çünkü, o ülkeler de, bu “proje”lere karşı çıkıyor!..

Sarıgül, acaba ne kadar “yerli”dir?!?..

yeniakit