Şuurlu Müslümanlardan hac ve umre hatıralarını dinlemeyi severim, tespitlerini ve dikkatlerini en çok nelerin çektiğini merak ederim. Bu benim haccın ve umrenin kalitesini artırmama vesile olur.
Mesela Kâbe’de sakin bir noktada ezan dinlerken “eşhedü enne muhammedürrasûllah” kısmına gelince, şu anda ismi buradan semalara ve oradan arşa yükselen o Muhammed Aleyhisselam’ın bir zamanlar bu Kâbe önünde defalarca dövüldüğü, secdeye yattığında müşrikler tarafından üzerine devenin işkembesinin konulduğunu hatırlarım, Allahuekber demekten kendimi alamam.
Kırk yıldan fazla bir zaman geçtiği halde unutamadığım bir tavaf sahnesi var. Galiba 1984 yılıydı, görevli olarak hacca gitmiştik. En güzel bir tavaf nasıl yapılır, hangi dualar okunur, o esnada neler düşünülür en güzel bir şekilde yapmaya gayret ediyordum. Tavaf esnasında sağ tarafta kıpırdamadan ayakta duran ve Kâbe’ye bakan yirmi beş yaşlarında bir bayan dikkatimi çekti, gözünü kırpmadan Kâbe’ye bakıyordu ve ağlıyordu, gözyaşlarından başka ağladığını gösteren hiçbir şey yoktu, geçtim gittim, tavafıma devam ettim. Dönüp aynı noktaya geldiğimde o bayan aynı yerde duruyordu ve aynı şekilde ağlıyordu, üçüncü gelişimde durup durmadığını merak etmiştim, duruyordu gözlerinden akan yaşlar yüzünden aşağıya iniyordu. Ben Kâbe’de veya Ravza’da ağlayan, dua eden, dileklerde bulunan çok kişiler gördüm ama bu bayanı hiç unutamadım. Gözünü hiç kırpmıyor, hiçbir ses çıkarmıyor, yüzünde hiçbir ağıt işareti görünmüyor, sadece gözlerinden yaş akıyordu. Hatta o an içimden şöyle bir duygu geçti; keşke ben de tavaf etmek yerine bu kardeşim gibi ağlayabilseydim.
Bilmem ki hayatımız boyunca yakaladığımız buna benzer sahneler ne kadardır, illaki Kâbe’de olması şart değildir. İyi düşünürseniz hayatı anlamlı kılan şeyler bunlardır.
Bu duygularla herkesin Cuma gününü yürekten tebrik ediyorum.