Bir Oğul'un Zor Anları

1995 yılında Silopi'de kaçırıldıktan 14 yıl sonra cesedi Elazığ kimsesizler kabristanında ortaya çıkan Hasan Ergül'ün mezarı dün savcılık kararı ile açıldı

16278 numaralı mezar başında dramatik anlar yaşandı. Savcı, Hasan Ergül'e ait olduğu iddia edilen mezardan diş, çene ve iki tane bacak kemiği aldı. Alınan numuneler oğlu İslam (Velat) Ergül'den alınan kan numunesi ile karşılaştırılacak. DNA sonuçları 10 gün içinde belli olacak. Yıllar sonra babasının mezarı ile karşılaşan İslam Ergül mezar açılışında gözyaşlarına boğuldu. Toprağa dokunan Ergül, duygusal anlar yaşadı. Kardeşine ait olduğu iddia edilen mezarın açılmasından sonra konuşan Ato Ergül ise, "Bu faili belli bir cinayettir. Sorumluları bulunup yargı önüne çıkarılmalıdır." dedi.

Hasan Ergül 1995 yılında kaçırıldığı anda yanında olan oğlu yıllarca bu travma ile yaşamış. DNA testi için dün kan vermek amacıyla Elazığ Cumhuriyet Savcılığı'na gelen ardından da babasına ait mezarın açılmasına tanıklık eden İslam Ergül (19) Zaman'a konuştu. Babası kaçırıldığında 5 yaşında olan Ergül, hatırlayabildiklerini şöyle anlatıyor: "Babamla birlikte köyden Silopi'ye gitmiştik. Babamın işleri vardı. Hastaydım, beni de orada hastaneye götürüp iğne yaptırdı. Traktörle geri döndüğümüzde yolda bir yerde durduğumuzu hatırlıyorum. 4 kişi gelip babamı zorla götürdü. Beni orada bıraktılar. Ağlıyordum. Sonra iki abi geldi. Kimin oğlu olduğumu sordular. Beni köye getirdiler."

Geri geleceğini hayal ettim

Babasının gözlerinin önünde zorla kaçırılıp götürülmesi İslam Ergül'ün hayatında derin travmalar yaşamasına sebep olmuş. "Ne yapsam da o an gözümün önünden gitmiyor." diyen Ergül, babasının neden kaçırıldığına yıllarca anlam verememiş. Bir gün geri geleceğini hayal etmiş hep. Şimdi 19 yaşında olan İslam Ergül'ün konuşurken sık sık gözleri doluyor. Hissettiklerini dile dökmekte zorlanıyor. Amcası Ato Ergül, kardeşiyle ilgili konuşurken İslam Ergül yanımızdan uzaklaşıyor. Babasının ceset fotoğrafları hakkında anlatılanları duymak istemiyor. Ato Ergül, Elazığ Savcılığı'ndaki dosyada kardeşine ait ceset fotoğraflarını gördüğünde bayılmış. "Her tarafında işkence izleri vardı, boğazında ip izi vardı. Her halde telle boğup göle atmışlar." diyor.

Babasının cinayetinden sorumlu olanların bulunup cezalandırılmasını isteyen İslam Ergül duygularını şöyle dile getiriyor: "Her çocuk ve genç gibi ben de babamın yanımda olmasını isterdim; ama olmadı. Demek ki kaderimizde varmış. Babam normal bir şekilde ölseydi, bu kadar dokunmazdı belki. Başına gidip dua okuyacağımız, bayramda ziyaret edebileceğim mezarı bile yoktu. Yıllarca bu acı ile yaşadım. Babamı öldürenler geride altı yetim bıraktı. Şimdi tek isteğim sorumluların bulunup yargılanması. Bize bu acıyı yaşatanların yanına kâr kalmamalı."

1995 yılında Silopi'de kaçırılan Hasan Ergül'ün cesedi JİTEM ve PKK itirafçısı Abdülkadir Aygan'ın açıklamaları doğrultusunda Elazığ'da ortaya çıktı. Aygan, "Silopi'den kaçırılan Hasan isimli şahıs, JİTEM'de sorgulandıktan sonra Elazığ'da Hazar Gölü'ne atıldı." itirafında bulunmuştu. Aygan'ın bu açıklamaları doğrultusunda kardeşleri Elazığ'da Hazar Gölü çevresinde Hasan Ergül'ün akıbetini araştırdı. Hazar Gölü'nde balıkçılık yapan görgü tanıklarının 1995 yılında iki ceset bulduklarını söylemesi üzerine geçtiğimiz hafta Elazığ Cumhuriyet Savcılığı'na başvurunca gerçekler ortaya çıktı. 1995 yılında balıkçıların ihbarı ile bulunan ceset, Elazığ Cumhuriyet Savcılığı tarafından kimsesizler mezarlığına gömülmüş. Hasan Ergül'ü kardeşi Ato Ergül'ün dosyada bulunan fotoğraflardan teşhis etmesi üzerine savcı, Hasan Ergül'ün oğlunu kan testi için savcılığa çağırmıştı.


5 yaşındaki çocuğu babasından koparanların bitişi
MEHMET KAMIŞ

1995 yılında babası kaçırıldığında henüz beş yaşında bir çocuktu. Babasının cesedini kimsesizler mezarlığında bulduğunda ise 19 yaşına gelmişti. İslam Ergül, henüz beş yaşındaydı ve hastalandığı için Silopi'ye buğday satmaya giden babası onu da yanına alıp doktora götürmüştü.
Dönüş yolunda dört kişi onların yolunu kesmiş ve babasını alıp götürmüşlerdi. O an, küçücük hafızasına öyle yerleşmişti ki bir daha hiç ama hiç unutamadı. Babasından hatırladığı hep o andı. Baba Hasan Ergül'den bir daha haber alınamadı. Ta ki JİTEM ve PKK itirafçısı Abdülkadir Aygan'ın itiraflarından sonra 2009 yılında Elazığ'daki kimsesizler mezarlığında bulununcaya kadar.
Başka ülkelerde 20-30 yılda görülecek olaylar Türkiye'de birkaç ayda yaşanabiliyor. Öylesine hızlı bir gündemimiz var ki, bazen bu hızda olayın başını, sonunu, ortasını kaçırıp sadece birkaç günlük bilgilerimizle olayları değerlendirebiliyoruz. Mesela pek azımız PKK'nın nasıl ortaya çıktığını, nasıl sosyal bir karşılık bulduğunu biliyor. 12 Eylül'den önce 'Apocular' adı ile bilinen küçük bir grupken nasıl oldu da böylesine kanlı bir örgüt haline geldi? Güneydoğu'daki terörün iki tane kırılma noktası var. Birincisi 12 Eylül darbesi, ikincisi ise 1993 yılındaki 33 erin şehit edilmesi.
Türkiye'de binlerce kişinin ölmesine neden olan bu terör örgütünün büyümesinin en büyük sebebi 12 Eylül sonrası Diyarbakır Cezaevi'ndeki uygulamalardır. Psikopatlığa varan işkenceler, gözaltında meydana gelen ölümler, o bölgede 12 Eylül rejiminin uyguladığı büyük baskı, PKK'nın palazlanmasına sebep oldu. 1993 yılına kadar süren terör eylemlerinin bitirilmesi ve PKK'nın dağdan indirilmesi için Özal'ın ve Eşref Bitlis'in çalışmaları vardı. Önce Özal vefat etti, ardından 33 silahsız er şehit edildi. Sonra da Eşref Bitlis'in uçağı düşürüldü.
1993 aslında Türkiye'nin yakın tarihi açısından son derece kritik bir yıl. Uğur Mumcu'nun öldürülmesini, Madımak cinayetini, Başbağlar katliamını sayarsak hakikaten işin çığırdan çıktığı bir yıl olduğunu görürüz. 1993'ten sonra Güneydoğu, tam anlamıyla bir can pazarına döndü. Dün Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ'un verdiği rakamlara göre 1993 yılında 5.717 olay meydana geldi, 538 şehit verildi, 1.479 vatandaş öldü. Yani artık o bölge Türkiye siyasetini belirleme aracı haline geldi. Bugünkü gözle baktığımızda bütün bunların arkasında Ergenekon örgütlenmesinin olduğunu görmek mümkün. Bugün; Türkiye Kürt meselesini çözmek için çok tarihi bir fırsat yakalamış durumda. Gerek Kuzey Irak Kürt yönetiminin konuya yaklaşımı, gerek Amerika'nın terörist eylemlere karşı tavrı, gerekse Türkiye'nin demokratikleşme yolunda devlet için çeteleşmeyle yüzleşmesi Kürt meselesini çözülebilir bir noktaya getirdi. Devlet, Fırat'ın batı tarafındaki Ergenekon'un boğazına ayağını bastı. Şimdi sıra Fırat'ın doğusundaki Ergenekon'un boğazına basmaya geldi. Artık, Türkiye'yi bir kan gölüne döndüren bu örgüt ile Ergenekon arasındaki bağların bir bir ortaya çıkartılmasının vaktidir.
Dün Diyarbakır Savcılığı bazı kişileri terör örgütüne yardım etmekten dolayı gözaltına alırken Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ da Güneydoğu'yla ilgili mesajlar verdi. Terörle insan odaklı mücadeleden bahsetti. 'İnsanların kalbine, beynine ulaşmalısınız.' dedi. 'Çeşitli nedenlerle, evlatlarını örgüte kaptıran ana-babaların da acılarını anlamak zorundayız.' dedi. Askerin bu noktaya gelmesi çok önemli! Çünkü PKK terör örgütünün serpilip gelişmesi 12 Eylül'ün o ceberut yönetiminden kaynaklanıyor. Olağanüstü hallerin ve sopayla hizaya getirme politikasının iflas ettiğini görmek çok güzel. Bundan sonra yapılması gereken 90'lı ve 2000'li yılların karanlığını aydınlatmak! Orada yapılan bütün hukuksuzluklarla yüzleşmek. İslam'ı babasız bırakanları hesaba çekip onun da herkes gibi Türkiye Cumhuriyeti'nin bir ferdi olduğunu ispat etmek...


zaman

Güncel Haberleri

Devrim Muhafızları küçük kız çocuğun isteğine kayıtsız kalmadı! Pembe füze...
Levent'teki İsrail Konsolosluğu yakınında silahlı çatışma: 2 kişi etkisiz hale getirildi
Levent Gültekin: İran, ABD'nin Yenilmez Olduğu Algısını Sarstı
Bütçeyi festivale değil vatandaşa ayırın
İran'ın denizaltıları Hürmüz Boğazı'nı nasıl kontrol ediyor?