Bir meczup kuyuya taş attı, 40 Gülenci taşın peşinden kuyuya atladı!

Hakan Albayrak

Gülenci medyanın internet ayakları (samanyoluhaber.com filan) kendilerince bir bomba patlatmışlar. Güya ben merhum Muhsin Yazıcıoğlu hakkında “bomba” bir ifşaatta bulunmuşum.

Adamın biri bir kitap yazmış, kitabının bir yerinde şöyle bir iddiada bulunmuş: Helikopteri düşen Muhsin Yazıcıoğlu’nu herkesin yana yıkıla aradığı günlerde Kayseri civarında bir yerde bir arabada Eyüp Gökhan Özekin’in telefonu çaldı, hattın öbür ucunda Hakan Albayrak vardı, Hakan Albayrak ‘Hafif derinden haber aldım, Muhsin Yazıcıoğlu’nun bulunmayıp ölmesi için yanlış koordinatlar vermişler’ dedi…

Geçen sene Zaman gazetesinden biri arayıp o iddiayı sormuştu, ben de “Ne münasebet!” deyip geçmiştim. Tamam, geçmeden evvel adamı azarladım biraz. Kitabı o yazmış galiba, ‘Sinirli tavrıyla dikkat çekti’ gibi bir not düşmüş. E herhalde yani. 17-25 Aralık’ın dumanı tüterken Zaman’dan arayan birine sinirsiz bir tavır göstermem mümkün değildi ki. Bugün de mümkün değil. Beni “Selam-Tevhit” tezgâhında terörist diye öğütmeye çalışan o çevrenin bir de hiçbir şey olmamış gibi sevecen bir ses tonuyla “Merhabaaa, Zaman’dan arıyoruz” diyerek benimle ‘normal’ bir diyalog kurmaya kalkmasını dehşetengiz bir yüzsüzlük olarak gördüğümü de belirteyim.

Neyse.
Sonra Gökhan’la konuştuk. Ben mi aradım o mu aradı, hatırlamıyorum. Zaman’dan ona da telefon gelmiş. “Ne diyor bunlar?” diye sordum. “Hani sen Muhsin Başkan’ı aradığımız günlerde ‘Bir meczup böyle böyle bir şey söylemiş, herhalde ciddiye alınacak şey değil ama ben yine de iletmiş olayım’ demiştin ya, onu çarpıtmışlar” dedi.

O an hatırladım. Aklımızın fikrimizin Muhsin Yazıcıoğlu’nda olduğu, onun akıbetini öğrenmek için çırpındığımız, onu bulmak için yanıp tutuştuğumuz günlerde, onun helikopterinin tam olarak nerede düştüğüne dair bütün rivayetlere, tahminlere, bilgi kırıntılarına, rüyalara, cin hikâyelerie, her şeye ama her şeye can simidi gibi yapışmak eğilimindeydik. Telefonlarımız susmuyor, arayan olmadığında da biz birilerini arıyıor, İslamcı / Nizam-ı Alemci bir arkadaş çevresi olarak “Ne olmuş, ne olmuş?” diye birbirimize soruyor veya “Şöyle olmuş, böyle olmuş” diye birbirimize haber aktarıyorduk. Gelen telefonlardan birinde, bir arkadaşım, psikolojik sorunları olduğunu söylediği bir tanıdığının iddiasını (‘Muhsin Yazıcıoğlu’nu mahsus yanlış yerde aratıyorlar’) ‘Ciddiye alınacak bir şey olmasa da söz verdiğim için iletmiş olayım’ şerhini düşerek aktardı, ben de Gökhan’a telefon açıp konuyu ilettim. Önemseyerek değil, sadece bir ricayı yerine getirmek ve biraz da “her ihtimale karşı sorumluluğu üzerimden atmak” için. Meczuplarda bazı hikmetlerin olabileceğini vazeden bir gelenekten geliyoruz, mâlum.

Gülencilerin iddiasına göre “hafif derinden haber aldım” demişim. “Hafif derinden” nedir yahu? ‘Bir miktar derin devlet’, ‘Azıcık gizli servis’ falan mı? Demek ki “hafif deli” dedim veya Gökhan o esnada yanında bulunan kişiye o şekilde aktardı o da “hafif deli”yi zihninde “hafif derin”e dönüştürdü. Aslına bakarsanız tam olarak öyle dediğimden bile emin değilim. Böyle durumlarda genellikle “deli mi veli mi, Allah bilir” ve yahut “meczup meşrepli” filan derim, en kötü ihtimalle doğrudan “meczup” derim ama doğrudan “deli” dediğim pek vaki değildir. Çok da önemi yok bunun. Ortada saçma sapan bir yanlış anlama var işte. Ve o yanlış anlamayı sevgili Eyüp Gökhan Özekin daha en başıdan tashih etmişti. Zaman’dan arayan şahsa durumu anlatmıştı. Buna rağmen öyle bir kitabın çıkması ve önceki gece Twitter’in Gülenciler tarafından “Bomba! Bomba!” dye ayağa kaldırılması anlaşılır şey değil.. dedem de inanmayın. Çok anlaşılır bir şey!

Mavi Marmara’cı, Tayyipçi, ‘radikal anti Gülenci’ Eyüp Gökhan Özekin’in AK Parti’den milletvekili adayı olmasını sindiremiyorlar ve daha evvelki kampanyaları gibi bu kampanyaları da Gökhan’la ilgili acayip acayip soru işaretleri oluşturmaya dönük.

İmtiyaz sahibi olduğu Sancaktar dergisinde Kaide ve bütün türevlerinin müktesebatını yerden yere vurduğu ve “BÖYLE CİHAD OLMAZ – El Kaide ve Türevlerine Reddiye” kitabının (Ayrıca da Hamaney-Nasrallah aleyhindeki “Yezid Şiası”nın) sponsorluğunu üstlendiği halde DHKP-C ve PKK çevreleriyle beraber Gülenciler tarafından da “Kaideci, Nursacı, IŞİD’ci” diye yaftalanan Gökhan’ın üzerinde bu yaftanın çok komik durduğunu farkedip özür dileyenler veya sosyal medyadaki ilgili paylaşımlarını kaldıranlar birbirini kovalarken, Gülenciler hiç oralı olmayıp Twitter vs’de attıkları iftiralara namus gibi sahip çıkıyorlar.
Yeri gelmişken; Gökhan’ın Mustafa Kemal’le problemine en çok vurgu yapan zat da Gülenist bir Twitter fenomeni. Geleneklerinde var bu iş. Ta Erzurum’dan beri.

Hani bir gün Fethullah diye bir genç, jandarmaya gidip, “Atatürk’e laf ediyor” diye medrese hocasını şikâyet etmişti ya… Bazı şeyler hiç değişmiyor.