Bir gezinin ardından... 23 günde 4 vilayet, 3 ilçe

Hasan Karakaya

 

Biliyorum, tatil, bu defa “uzun” oldu... Ne yalan söyleyeyim, bu kadar “uzun bir tatil” yapacağımı ben de tahmin etmiyordum... Ama kabahat bende değil... İnsanın ziyaret etmesi gereken “kapı”sı çoğalınca, günler de yetmiyor.

Ne mutlu ki;
“Sevenlerimiz” çok...
“Dostlarımız” çok,
“Arkadaşlarımız” çok,
“Okurlarımız” çok...
“Dost”larıma, “akraba”larıma, “kardeş”lerime, “arkadaş”larıma ama özellikle “Akit okurları”na gönüller dolusu teşekkür ediyorum… Salihlili işadamı Faruk Severoğlu’nu da hoş sohbetinden ve organizasyonlarından dolayı kutluyorum.
Gerçekten güzel günler ve saatler yaşadık... Birlikte “yemek”ler yedik, “çay” ve “kahve”ler içtik ama en güzeli “sohbet”ler ettik.

3 EMİN’LER BULUŞMASI

Diyeceksiniz ki; “Yine de çok uzun bir tatil oldu...”
Haklısınız...
Ama, bana da hak verin...
Meselâ, Bursa’dan Mehmet Akif adlı bir okurum, hem “umredaş”ım ve hem de hemşehrim; “Bana uğramadan Salihli’ye gidersen bir daha konuşmam” dediyse, mecburen Bursa’ya da uğrayacak ve Nilüfer’deki o güzelim bahçesinde güzel bir gün geçireceksin.
Sonra ver elini Salihli...
Emin Sert ağabey, programı çoktan yapmış, “randevu”ları çoktan vermiş... Şu gün okurlarla buluşma, şu gün eşlerin de katılacağı toplu yemek... Şu gün şunlarla sohbet, bugün bunlarla sohbet...
Mübarek, “Hicret Kitabevi’nin sahibi” değil de, “sanki Hasan Karakaya’nın Salihli Şubesi!”
Dedim ya;
Programı çok önceden yapmış...
Eee, programı Emin Sert yapar da, uymamak olur mu?..
O halde;
Ver elini Denizli...
Salihli-Denizli arası otomobille birbuçuk saat... Ama, özellikle Sarıgöl civarında; “ihraç” edilecekleri için “koruma”ya alınan “üzüm”leri görünce, durup da bilgi almamak olmaz... Yağmura karşı üstleri tente veya branda gibi örtülerle kapatılan “üzüm”lerin tonu “1.800 lira”ya satılmış ki, üzüm yetiştiricileri son derece memnun.
Denizli’ye vardığımızda, bizi Emin Avcı, eşi, oğlu, gelini ve torunu Emin karşıladı... Kahvaltının ardından, gün boyu Denizli’yi gezdik... Bu “samimiyet”leri, “sıcaklık”ları ve “misafirperverlik”lerinden dolayı “Emin Avcı ve ailesi”ne bir defa daha teşekkür ediyorum...
Tahmin edeceğiniz gibi; Emin Avcı ve ailesinin öne çıkan özelliği “fanatik birer Akit okuru” olmaları...
Hep birlikte “Ulu Cami”de namazlar kıldık, merhum Recep Yazıcıoğlu Parkı’nda çaylar içtik... Ama en güzeli Cedide Abalıoğlu adına yaptırılan Anadolu İmam Hatip Lisesi’ni ziyaret etmemiz oldu...
Diyebilirim ki;
Gerek mimarî, gerek estetik yönden Denizli’nin en güzel binası Anadolu İmam Hatip Lisesi’dir... “Abalıoğlu Ailesi”ni buradan kutluyorum.
Sadece Abalıoğlu Ailesi’ni değil; Denizli’ye hizmetlerinden dolayı Vali Abdülkadir Demir ve Belediye Başkanı Osman Zolan’a da yürekten teşekkür ediyorum... Gerçekten de, bir “sanayi şehri” olan Denizli’de, “doğal güzelliği” de korumuşlar.
Bu arada, Denizli Emniyet Müdürü Zeki Bulut hakkında da çok iyi şeyler duydum... Özellikle de, “Hayata Pas Ver” projesi, Denizli halkının çok büyük takdirini kazanmış...
Bence de takdir edilecek bir proje...
Zeki Bulut’un öncülüğünde yürütülen bu proje sayesinde birçok “fakir öğrenci”nin elinden tutulmuş, birçok genç “uyuşturucu bataklığı”ndan kurtarılıp, hayata kazandırılmış...

GÖLMARMARA’DA BALIK

Emin Avcı ve ailesinin ev sahipliğinde Denizli turumuzu tamamlayıp, dönüyoruz Salihli’ye...
Ama, boş durmak yok...
Kardeşlerimin “yemek” davetleri var, akrabaların “düğün” davetleri var.
Sadece onlar mı;
Bir de Gölmarmara Kaymakamı Cafer Sarılı’ya geçen yıl verilen bir sözümüz var... Çaresi yok, Gölmarmara’ya gidecek ve eşlerimizle birlikte “göl balığı” yani “Sazan” yiyeceğiz...
Balık, elbette bahane...
Maksat sohbet..
Çok güzel bir gün geçirdik Gölmarmara’da... Dilerim, Akhisar-Salihli arası yolun tamamı “duble yol” olur da, Gölmarmara’ya daha kolay gideriz... Gölmarmara’nın da, Salihli’nin de, Akhisar’ın da bu yola şiddetle ihtiyacı var... Biliyorum, “kamulaştırmada sorunlar” var ama insanlar, bunun bir an önce halledilmesini istiyor.
Gölmarmara’da güzel bir gün geçiririz de, Salihli Kaymakamı’nın bundan haberi olmaz mı?..
Ertesi gün de;
Salihli Kaymakamı Ertan Peynircioğlu’nun misafiri olduk ve sohbet dolu bir gece geçirdik...
Gerek Cafer Sarılı’ya, gerek Ertan Peynircioğlu’na ve gerekse “eş”lerine misafirperverlikleri ve samimiyetlerinden ötürü bir defa daha teşekkür ediyorum.

AYVALIK’TA NELER DÜŞÜNDÜM?

Sadece bu kadar mı?..
“Mezar ziyareti” var, şu anda Demirköprü Barajı’nın altında kalan doğduğum Çarıklar Köyü’nü ziyaret ve köylülerimle sohbet var...
Bütün ziyaretler tamamlanınca da, “Salihli’ye veda” var...
Çünkü, İzmir’deki kardeşlerim ve okurlarım bekliyor...
Pilavcı Adnan bekliyor.
Kimiyle bir mekânda buluştuk, kimiyle telefonda konuştuk derken, sırada son durak Ayvalık var... Ayvalık’ta “eşimin ablaları” var, onları ziyaret ettik... Bu arada, Cunda Adası’ndan Sarımsaklı’ya kadar Ayvalık’ın her tarafını gezdim... Cunda Adası’nda “okurlarımla” karşılaşmak hayli şaşırttı beni.
Gerek Ayvalık’la ilgili verdiği bilgilerden, gerek yaptığı rehberlikten dolayı yeğenim Berrin’e teşekkür ediyorum... Berrin olmasa, Şeytan Sofrası denilen tepeye gidemez, oradan adaları, özellikle de Midilli’yi göremez, dolayısıyla Lozan’da “12 Ada”yı Yunanlılara bırakıp gelen İsmet İnönü’yü de anamazdım...
Herhalde rahmetle değil!..
Haaa, İstanbul, Bursa, Salihli, Gölmarmara, Denizli, İzmir, Ayvalık derken Ankara’yı unuttuk... Sahi, Sayın Başbakan Tayyip Erdoğan’ın açıklayacağı “Demokratikleşme Paketi” için, bir de Ankara’ya gidip geldim... İnşaallah, onunla ilgili görüşlerimi de yazacağım...
Sadece “paket”le ilgili görüşlerimi değil, gezdiğim yerlerle ilgili “siyasi notlar ve kulisler”den de söz edeceğim...
Bugünü “teşekkür” faslıyla kapatıyorum... Yarın, nerede, neler olup-bittiğini aktaracağım inşaallah...
“Hoşgeldin” dediğinizi duyar gibiyim...
“Hoşbulduk.”

Yılmaz Özdil’e mahalle baskısı!..

O gün Ayvalık’taydım... Hürriyet yazarı Yılmaz Özdil ekranda ve Başbakan Tayyip Erdoğan’a çamur atan “Suriye kasabı Esad” ile ilgili mealen diyor ki; “Erdoğan’a lâf söylemek Ortadoğu’nun Hacivat’ına düşmez!”
Vayy sen misin Esad’ı eleştiren?.. Sen misin Erdoğan’ı koruyan?.. Ne “piyon”luğunu bırakmışlar adamın, ne de “satılmış”lığını!. Öyle “hakaret”ler, öyle “küfür”ler yapmışlar ki, acıdım Yılmaz Özdil’e... Çünkü Yılmaz Özdil gibiler, pek “baskı” görmezler, hep “el üstünde” tutulur, sırtları sıvazlanır!..
Ama bu defa, yoğun bir “mahalle baskısı”na maruz kalmış ki, bereket “bizim mahalle”den değil, kendi mahallesinden yani “Beyaz Türkler Mahallesi”nden görmüş baskıyı!..
Demem o ki;
“Bizim mahalle”nin adı çıkmış ama asıl baskı “karşı mahalle”de!.. Öylesine “tahammülsüz”ler ki, Yılmaz Özdil’i anında “linç” etmeye kalktılar...
Böylece, bizim ne kadar sabırlı, ne kadar tahammüllü olduğumuz da çıktı ortaya...

yeniakit