Bir garip öldü diyeler

Abdurrahman Dilipak

 

Aytunç Altındal öldü..
Azrail Yeşilyurt’ta 02.10’da ziyaret etti..
Bugün öğle namazından sonra Şakirin Camii’nde cenaze namazı kılınacak ve Karacaahmed’e defnedilecek.
Sırası gelen gidiyor..
Ölüm ölen için yeni bir başlangıçtır.
Yaşayanlar için en büyük ibret dersi..
Aslında ölüm bir anlık bir şey değil, doğuşla birlikte başlayan bir süreçtir..
Nefeslerimiz sayılıdır..
Her an biraz daha ölür insan.
Dilerim Allah hepimize hayırlı bir ömür ve hayırlı bir ölüm nasib etsin..
Garip yaşadı ve garip öldü..
Çileli bir hayatı vardı..
Kalabalıklar arasında yalnız bir adam..
Kendi kurguladığı yarı reel, yarı esoterik bir dünyada yaşadı.. Zeki bir insandı..
Dünyayı gezmişti ve çok dil biliyordu..
Düzenli bir evlilik hayatı olmadı..
Bir ara Vatikan’da çalıştı, daha sonra İngiltere’ye gitmişti.. Bir ara Amerika’da Javier Peres de Cuellar’la çalıştı. Glastnost öncesi Gorbaçov’la Rusya’da idi.. Japonya’ya gitti.
Modus Vivendi diye bir sanat galerisi vardı..
Aytunç Altındal’ın iddiaları çok konuşuldu. Ölümü de konuşulacak gibi geliyor bana.. Kanser olduğu biliniyordu ama aniden yatağa düştü ve öldü. İsviçre’de tedavi oluyordu.. Hastalığı ilerleyince İstanbul’a Int. Hospital’e getirildi ve burada hayata gözlerini yumdu..
İsviçre’de zaman zaman telefonla görüşüyorduk.. Hekimzade’yi önerdim, bitkisel tedavi almasını söyledim ama o kemoterapiye başladı. İstanbul’a geldiğinde çok geç olmuştu..
Buraya geldiğinde kendisini ziyaret ettim.
Hastalığı ilk teşhis edildiğinde de arayıp durumu açıklamış. “Ölürsem sen şahid ol ki, ben Allah’a, Resulü’ne ve Kitab’a iman ediyorum.. Cenaze namazım kılınsın ve tekbir sesleri yükselsin” diyordu..
Bu konuyu Cevat Özkaya da biliyor, Ali Yüksel de.. Ben bu bilgiyi sizlerle paylaşmak istedim..
Aytunç Altındal’ın fikirleri ve ilişkileri çok karmaşıktı, ama ilginç bir adamdı.. Fırtınalı bir hayatı var. Hep fırtınalı sularda yelken açtı, sarp dağlara tırmandı.. Çerkez olmasının bunda etkisi var mı bilmiyorum..
Ben Aytunç Altındal’ı nasıl tanıdım, onu da söyleyeyim.. Sosyalist gelenekten gelen, halen sanat eksperliği yapan Nevzat Metin diye bir arkadaşla tanıştım. Onun masasında gördüm, “Süreç” dergisini.. O yayınları edinmek istedim. O yıllarda İsviçre’de yaşıyordu.. 1980’lerin başı! Telefonunu aldım, aradım.. Bazı Tv programlarıma canlı yayına bağlandı.. Sonra “Laiklik” kitabı çıkınca birçok panelde birlikte olduk..
Bir gazeteci onunla ilgili şu bilgileri derlemiş:
1983’de İsviçre’de Modus Vivendi Kültür Merkezi’ni kurarak 10 yıl yönetti.
1989 yılında Gorbaçov zamanında Rusya’da Kültür Danışmanlığı görevini yaptı.
1992’de İngiltere Edinburg’taki İnt. Academy for European and Christian Studies akademisinde Project Academic Board (Akademik Proje İdari Heyeti) üyeliğine seçildi. Aynı yıl İngiltere’de yayınlanan Three faces of Jesus (Üç İsa) adlı kitabı dünyada yankılar uyandırdı. Daha sonra (1993) Rusça’ya çevrildi.
1993’te International Society for the Study of European Ideas (Uluslararası Avrupa Düşünce Çalışmaları Topluluğu) Bilimsel Kuruluna üye oldu. Aynı yıl Avusturya’nın Graz şehrindeki Karl – Franz Üniversitesi tarafından düzenlenen European Secular Legacy (Avrupa’nın Laik Mirası) adlı uluslararası konferansta Oturum ve Bölüm Başkanlığına seçildi.
1995’te merkezi New York’ta bulunan Carnagie Council for Ethics and Int. Affairs örgütüne davet edilen, ilk Türk konuşmacı oldu.
Aynı sene, New York’ta Birleşmiş Milletler bağlantılı Global Forum of Spirtual and Parliamentary Leaders on Human Survial. Int. Advisor Committee yani Uluslararası Danışman üyesi oldu.
Ünlü Fizikçi Isaac Newton’un hiç bilinmeyen bir kitabını da yayınlayan Altundal, Uğur Mumcu’nun “Sakıncasız” adlı eserinin de yapımcılığını üstlendi.
İlginçtir Süreç dergisinde ilk kez Masonluk üzerine Sovyet arşivlerinden önemli belgeler yayınladı.. 12 Mart döneminde haşhaş konusunu konu alan bir kitap yazdı.. Daha derin devlet bilinmezken derin yapılar üzerine ilginç makaleler kaleme aldı.. Süreç dergisine bakanlar, o zaman yazılanların bugün bile değerli ve anlamlı olduğunu görürsünüz..
İlginç bir kişiliği vardı. Çerkez kökenli biri. Okudu, konuştu yazdı, tek kişilik bir ordu gibi idi. Batıyı sağı ile solu ile iyi tanırdı.. Her kesimden tanıdığı insanlar vardı, ama kimseye fazla güvenmezdi.. Ansiklopedist idi, birçok konuda görüşü olan biri..
Öldü, ama onun arkasından daha uzun süre fikirleri tartışılacaktır diye düşünüyorum..
Aytunç Altındal için herkes birçok şey söyledi.. Sovyet Ajanı, AB’nin adamı, Vatikan’ın adamı vs vs.. O herkesle dirsek teması içinde oldu, ama yalnız bir adamdı..
Kansere ilk yakalandığında tek bir şey söyledi ve ağırlaştıktan sonra koma halinde İstanbul’a getirildiğinde de aynı şeyi söyledi: Her şey bir yana, bana “ben Müslümanım.. Allah’a, Resulü’ne ve Kitab’a iman ettim.. Müslüman olarak ölmek istiyorum. Cenazemde sen yanı başımda bulun.. Cenazemde tekbir de getirilsin..”dedi..
Vefatından bir gün önce Prof. Yalçın Koçak hemen yanı başındaydı.. Kur’an okumuş.. O öyle ebedi yolculuğa çıkmak istiyordu.. Allah rahmet eylesin!
Selam ve dua ile.

 

yeniakit