Bir casusa bu kadar para veriliyor mu!

İbrahim Karagül

Kimsenin dikkatini çekmiyor. Aslında Türkiye hakkında da sorgulamalar başlatacak türden bir gelişme bu. Son günlerde yakın çevremizde inanılmaz bir istihbarat savaşı yaşanıyor. İnsanlar idam ediliyor, işadamları tutuklanıyor, sorgularında ortaya şok edici bilgiler çıkıyor. "Casuslar savaşı" genişler, Türkiye'yi de içine alır mı? Bilmiyoruz, umarız alır.

İran'da bir Mossad ajanı idam edildi. Sonradan öğreniyoruz ki, bir tane de Suriye'de idam edilmiş. Ardından Mısır'da on kişi tutuklandı. İşadamları oldukları ancak İsrail istihbaratına çalıştıkları, bazı bombalama faaliyetlerini organize ettikleri açıklandı.

İsrail ile Arap ülkeleri arasındaki casuslar savaşında düne kadar ortaya çıkanlar bunlardı. Ama bu kadar değilmiş. Türkiye'yi de içine alan bazı operasyonlar da söz konusuymuş..

Mısırlı Mossad ajanlarının sorgularında itiraf ettikleri şeyler dikkate alınmalı. Bu bölgede belli güçlerin nasıl iş tuttuğu bir kez daha görülmeli. Mesela İskenderun saldırısı bu açıdan ele alınmalı.

Mossad adına çalışan 37 yaşındaki Abdurrezzak adlı Mısırlı, yaptığı tek bir iş karşılığında İsrail'den bir buçuk milyon dolar aldığını söyledi. On üç yıl boyunca İsrail istihbaratına çalıştığını, sık aralıklarla Suriye askeri istihbarat mensuplarıyla görüştüğünü söyleyen söz konusu kişi, bir buçuk milyon dolarlık işin Suriye'ye ait nükleer tesise ilişkin bilgi/dosya olduğunu itiraf etti.

Neydi bu olay? Aslında bunu biliyoruz. Bütün Türkiye biliyor.

6 Eylül 2007, İsrail savaş uçakları Suriye'de bir yeri bombaladı. Bunu yaparken de Türkiye'nin hava sahasını kullandı. Hatta yakıt tanklarını Türkiye topraklarına bıraktı. Suriye Dışişleri Bakanı acilen Türkiye'ye geldi. Ankara müthiş öfkeliydi. Dönemin Dışişleri Bakanı Ali Babacan'ın sözleri çok sertti. Türkiye'den İsrail'e ilk kez bu kadar sert sözler söyleniyor, tavır alınıyordu. Çünkü bir komşu ülkeye, hem de Türkiye'nin yakınlaştığı, ortaklıklar kurmaya çalıştığı bir ülkeye Türkiye üzerinden hava saldırısı düzenleniyordu.

İsrail Türkiye'nin öfkesini adeta hiçe saydı. Müthiş bir pişkinlik örneği sergiledi. Açıklama istendi, vermedi. Yıllardır Türkiye hava sahasında eğitilen İsrail pilotları, aynı hava sahasını saldırı için kullanmıştı.

2009 yılında Başbakan Tayyip Erdoğan Fehmi Hüveydi'ye şu açıklamayı yapıyordu: "Eğer İsrail uçakları Türk hava sahasını İran'a karşı casusluk, keşif için kullanırsa depreme benzer cevap alır..." Bu açıklamanın, Suriye örneğinden sonra yapılması dikkat çekiciydi.

İsrail savaş uçaklarının vurduğu El Kibar bölgesindeki tesisin nükleer içerikli olduğu ve şu an sorgulanan Mossad casuslarının çalışmaları sonrası toplanan bilgilere göre bombalandığı, söz konusu bilgilerin önce İsrail nükleer uzmanları tarafından incelendiği, ardından saldırı emri verildiği ortaya çıktı.

Bu kişilerin Mısır'da telekomunikasyon konusunda eğitildikten sonra bakanlıklara yerleştirildiği ortaya çıktı. Kahire-Şam arasında karşılıklı dosyalar gidip geliyor şimdi. İsrail ve bölge ülkeleri arasındaki istihbarat savaşlarının genişlemesi halinde, bütün bölgeyi içine alacak bazı bilgiler sızabilir, bugüne kadar örtülü kalan şüpheli olaylar aydınlanabilir...

Bu gelişmelerle bağlantılı olabileceğini düşündüğüm bir olayı da hatırlatmak istiyorum.

Geçtiğimiz yıl Eylül başlarında Akdeniz sahillerinde bir ceset bulundu. Sıradan bir olaydı görüntü. Ama kimlik tespiti sonrası cesedin, Rus askeri istihbarat Başkan Yardımcısı Yuriy Ivanov'a ait olduğu anlaşıldı. Sarhoşken denize girmiş ve boğulmuş!

Bu olay, Doğu Akdeniz'de istihbarat savaşının hangi aşamaya geldiğini, tansiyonun ne kadar yükseldiğini, bölgede yoğunlaşan güçler çatışmasının boyutlarını mı anlatıyor bize, diye sormuştuk o günlerde.

Bizler, Türkiye, yakın komşularımız, tansiyonun sürekli yükselmesinden endişe edenler, Doğu Akdeniz'de dev gaz kaynakları, bölgenin çözülemez siyasi sorunları ve çatışmaları ile yakından ilgilenenler; "sarhoş olmuş boğulmuş" diyerek geçiştirebilir miydik bu meseleyi? Hayır...

Can alıcı ihtimaller ve bağlantılar üstünde durulmasını önermiştik.

Çünkü; Birileri gelip İskenderun'da Türk deniz üssünü vurabiliyorsa, o birilerinin generali, Rus askeri istihbarat Başkan Yardımcısı Yuriy Ivanov'u öldürüp denize atması neden zor olsun diye düşündük.

Suriye'de denize giren General'in cesedinin Türkiye sahillerine vurmasının sembolik anlamı olabilir miydi? Tıpkı İsrail savaş uçaklarının Suriye'yi bombalarken yakıt tanklarını Türkiye topraklarına bırakmaları gibi...

Rusya-Suriye yakınlığı, Rusya-Filistin yakınlığı, Rusya-Hamas diyaloğu gibi gerekçeler elbette vardı. Ancak, Rusya aynı zamanda Suriye'nin Akdeniz kıyılarında askeri üs kuruyordu, Rusya Suriye ile nükleer santral anlaşmaları yapıyordu ve bu General, söz konusu askeri üssün ve bölgede güçlenen Rus istihbarat faaliyetlerinin beyniydi.

Suriye'nin askeri teknolojisi hakkında bu kadar yoğunlaşan, sadece bir olay için kendisine çalışan kişiye bir buçuk milyon dolar ödeyen İsrail, Türkiye-Suriye askeri yakınlaşmasına karşı neler yapıyor olabilir? Yakında, Türkiye'ye karşı istihbarat operasyonunda kullanılan "yerli" Mossad casusları da deşifre olur mu? Ya da, İskenderun'daki saldırıyı (başka örnekler de var), bu açıdan yeniden okumak gerekmez mi?

Bekliyoruz

 

yenişafak