Seçilen Ebu Talib Kaç Gram?
Halkın Rabbi, halkın Meliki, halkın İlahı olan Rahman'ın adı ile başlayarak halk ve Allah(c.c) arasındaki mutlak var olması gereken bağı bu vesile ile elde var bir hatırlatması niyetiyle ile yazımızın en başına kaide misalince oturtmak istedik.
Şu geçtiğimiz ay malumdur ki Türkiye ile birlikte İslam ülkelerinin de yakından takip ettiği ve özellikle Ortadoğu üzerinde ileriye dönük hesaplar yapan kimi işgal hevesli ülkelerinde kulak kesildiği meclis seçimleri yapıldı. Ve malum netice kimine göre "Sivil Muhtıra" kimine göre "Askeri müdahalenin gerektiği bir sonuç" kimilerine göre de şu yada bu sonuçları doğuracak neticeydi.
Nihayetinde Türkiye seçimleri bir şekilde birilerini ilgilendiriyor. Heniyye'yi de, Ahmedinejad'ı da, Olmert'i de, Bush'u da, Molla Ömer'i de, Nasralah'ı da... Ancak en çok Türkiye'de yaşayan halk kitlesini ilgilendiriyor. Özellikle de Türkiye halkı içerisinde yaşayan mü'minleri birinci dereceden ilgilendiriyor. Burada itiraz gelecek, "mü'mini neden ilgilendirsin ki. Nihayetinde uygulanmakta olan hukuk, beşeri hukuktur ve nihayetinde kim seçilirse seçilsin bir şey değişmeyecektir" kısmen haklı söylem dillerden dökülüverecektir.
Biz mü'minleri ilgilendiren kırılma noktası da tam burasıdır. Tamamen kabullenme ve tamamen reddetme haline geçiş aşamasında tarihsel fıkıhtan yararlanırsak kırılma noktasındaki algı biçimimiz duruş noktamızı çok daha isabetli akıbetimizi çok daha istikametli yapacaktır. Çünkü bir mü'min olarak nerede olursak olalım iki şeyden müstağni olamayız. Birincisi; hayatı idame, ikincisi; dini ikamedir. Bu iki asli unsur bireysellikten toplumsallığa doğru tekamül sürecindedir. Bu manada bir mü'min olarak benim hayatımı idame ettirebildiğim gibi bireysel olarak dinimi de yaşamam gereklidir. Mevcut şartları oluşturma noktasında ciddi gayret ile bu tekamül sürecinde yürüyebilmeliyim. Tıkandığı yerde tarihsel fıkıh bize hicret kapısını gösterecektir. Şu yada bu sebeple kitle olarak kimsenin hicret gibi bir niyeti yok gözüküyor. O halde tarihsel fıkıh bağlamında Mekke dönemini yaşayan mü'minler olarak Ebu Cehil eksiğimiz yok, fazlasıyla mevcut. Ebul Kasım(s.a.v), Sünnet'e tabi olduğumuz oranda zaten hayatımızda yol gösterici olarak her zaman varlığını hissettirecektir. Peki, o zaman bizim neyimiz eksiktir ki bireysel İslam’ı yaşama noktasında sıkıntılarımız bitmiyor? Başörtüsü, hicab, sakal v.s gibi birçok bireysel sorun ile karşı karşıyayız. Evet bizim eksiğimiz hicret vaktini uzatıp hatta belki de hicrete hiç gerek bıraktırmayacak olan tarihsel fıkıhta gayri müslim olmasına rağmen önemli bir katkı unsuru Ebu Talib'tir. Az yukarıda ki kırılma noktasında duran sembolik tarihi veri Ebu Talib'tir. Ebu Talib'i şahıs olmaktan kurtarıp tarihsel öğreti sembollerinden bir sembol yapabilirsek Ebu Talib'ten bizde istifade edebiliriz. Ebu Talib'i ölmüş gitmiş kabul etmek, Kur'an'daki Firavun'u da ölmüş gitmiş bir zalim idareci olarak kabul etmek kadar abes olacaktır. Semboller düzleminde ne Firavun ölmüştür, ne Ebu Cehil, ne Ebu Talib, ne de Muhammed(s.a.v).
İşte 22 Temmuz seçimlerine ümit bağlamış ancak ne seçtiğinin farkında olmayan bir kısmı mütedeyyin halk kitlesi Ebu Cehil mi yoksa Ebul Kasım(s.a.v) mı (Haşa!) tercihinde kaldığını zannederek AKP tüzel kişiliğinden medet ummaktadır. Diğer taraf ise delilleri ile AKP tüzelinin Ebul Kasım(s.a.v)'i sembolize edemeyeceğini ortaya koyarak, olsa olsa Ebu Cehil sembolizmidir kanaati ile vakaya reddiyesini sunmaktadır. Oysa görünen odur ki AKP tüzel kişiliği dayatmacı resmi ideolojiyi sembolize etmediği gibi iktidarını vahy-i ilahi ile sürdürmediği için Ebul Kasım(s.a.v.)’da sembolize etmekten uzaktır. O halde AKP tüzel kişiliğinin temsil edebileceği makam Ebu Talib misyonudur. Ebu Cehil'le dostluğu devam ettiren, etnik kültürel bağlılığından dolayı da Ebul Kasım(s.a.v)'e sevgi besleyen, yeğenini Ebu Cehil'in zulmünden koruyan net duruşu asla olmayan bir Ebu Talib'tir tarihteki Ebu Talib. Ve Ebu Talib sembol kişilik olarak asla amca olmaktan öte gidemez. Asla kardeşlik hukukunu icra edemez. Ama Resulullah(s.a.v) Ebu Talib'ten gelen yardımları da "sen gayri Müslimsin" diyerek geri çevirmemiş, şahsi sevgisini akidevi bağsızlığının önüne geçirmemiştir. Geçirmeye kalktığında ise "Ne peygambere, ne iman edenlere akraba bile olsalar cehennemlik oldukları iyice belli olduktan sonra müşriklere istiğfar etmek yoktur."(Tevbe 113) ayeti ile uyarılmıştır.
Ebu Talib'in genetik endeksli sevgi ve koruması vesilesi ile Resulullah(s.a.v) ve ashabı bireysel islamlarını yaşama noktasında istifadelerde bulunmuştur. Bu manada eğer AKP günümüz şartlarında bir Ebu Talib sembolik tüzel kişiliği ise kaç gram Ebu Talib'tir. Üst düzey AKP bireyleri dahi kendi bireysel haklarını koruyamayıp çocuklarını yurt dışında okutmak zorunda kalıyorsa AKP tüzeli 100gr bile Ebu Talib olamamıştır. CIA uçakları Guantanamo'ya Türkiye üslerini kullanarak adam kaçırıyorsa AKP 100gr Ebu Taliblik yapamamıştır. O halde, AKP'den Ebu Taliblik bekleyerek AKP'yi makamına oturtan kitleler de Ebu Talib'in kilo basması için ifade özgürlüğü çerçevesinde söylemlerini dile getirmelidirler. Diğer tarafa bakacak olursak 100gr'lık da bir ümmet vardır. Neden mi? El cevap: Bireysel İslam’ın tıkandığı en elzem konu başörtüsüdür. Ve bu coğrafyada başörtüsü platformları sadece üç beş ilde yapılıyorsa ve bu platformlara on - onbeş kişi katılıyorsa, vardır dediğimiz ümmette, tıpkı Ebu Talib'i gibi 100gr'lıktır. Ebu Cehil'in baskısı tonlarca olduğu halde 100gr'lıkların yapabileceği pek bir şey yok. Peki Ebul Kasım(s.a.v) nerededir? Hani tarihsel Sünnetullah gereği O(s.a.v)'inde olması gerekliliği itirazı makuldür. Evet, Ebul Kasım(s.a.v)'de var hem de tonlarca ağırlığı ile tam bir imad olarak var. Yanı başımızda başımızı az çevirsek göreceğiz. Aramızda dünya ağacı var, emel duvarı var. Mallardan ve canlardan imtihan olamama perdesi var. Seslenir halde bize Nebi(s.a.v) Kur'an'dan seslenir halde. Buhari, Müslim, Ebu Davut, Tirmizi, Müsnet, Muvatta v.s pınarlarından haykırır halde. "Bir gün açların yemeğe üşüştüğü gibi kâfirler de sizin tepenize üşüşecek" seslenişi hala yankı halinde kah Uhud'a kah Safa'ya kah Merve'ye oradan da Kâbe'nin siyah ama gizemli duvarlarına çarpa çarpa durmaksızın yol alıyor ümmetin kulağına girebilmek için ümit var bir yiğit edası ile. Ya 100gr'lık ümmet ne halde? Kâfirler Filistin'e, Irak'a, Afganistan'a, Çeçenistan'a, Somali'ye, hicabı gönlünde taşıyan Hicabistan'a üşüşmüş haldeyken 100gr'lık ümmet 100gr Ebu Talib'inden medet ummakta. Ebu Talib'in kısmi nefes aldırmasını fırsat bilerek ilmen, amelen, iktisaden, siyaseten güçlenmenin yollarını aramak yerine azıcık nefeslenmesini teraslarından, balkonlarından Çeçenistan'ın, Irak'ın, Filistin'in gözükmediği tesettür otellerinde yer ayırtmışsa tabii ki orada Ebul Kasım(s.a.v)'in seslenişini bulamayacaktır. Tenekeciler çarşısında altın arayan bir kişi aradığını bulamadığında suçlu kimdir? Tenekeci mi sarraf mı? Peygamber(s.a.v)'in kurtarıcı seslenişini, sağ elindeki sadakada duyamayan, hicabsızlığı zamanla hallolur önemsizliğinde hisseden, zenginliği Fatıma(r.anh)'ın nasırlı ellerinde aramayan, zaferi Kerbela'da yenilerek kazanan Hüseyin(r.a)'in çatlamış dudaklarından dinlemeyen, edebe Osman(r.a) gibi edepsizlerden ibret alacak kadar hasret kalmadan duyabilir mi hiç?
Ne sanıyoruz biz vahiy hukukunun azizliğini? Sadece Ömer(r.a)'ın elinde adalet yada Ali(r.a)'ın elinde hikmetli bir hüküm mü? Hayır! Kitap olmadan sünnet olmadan Ömer(r.a) adil olamaz. İstediği kadar fıtratın da Faruk'luk olsun. Ali(r.a)'da "hüküm verenlerin en hayırlısı" olamaz. İsterse misli kadar genlerinde bilgelik ağacının hikmetli meyveleri yetişsin. İnsanların Rabbi, Meliki ve İlahı alemlerin Rabbi olan Allah olmadıkça bu makamları birileri gasp edecektir. Ve bu gaspa 10gr'lık Ebu Talib'de mani olamaz 1000gr'lık Ebu Talib'de...
Kim neyi seçtiğini, seçilen kendisini kimin seçtiğini bilmedikçe ve kim aslında neye talip olduğuna karar vermedikçe kılavuz Ebul Kasım(s.a.v)'in kurtarıcı sesi asla kulağımıza erişemeyecektir. Allah-u Teâla bu ümmetin umutlarını ve seçenek melekelerini hayra sevk etsin inşallah.
İbrahim Küçük / Vuslat Dergisi
Tevhid Haber