Bilmecenin kandırmacası...


Bizim Temel, arkadaşı Dursun"a bir bilmecesorar: -Sarıdır, kafestedir, öter. Bil bakalım bu nedir?

-Bilmeyecek ne var, tabii ki kanaryadır.

-Bilemedin, der Temel Ve Dursun"un düşünceli halini bir süre izledikten sonra cevabı söyler:

-Hamsidir.

-Hamsi mi, ula sarıdır dedin?

-Boyadım sarıya.

-Hamsinin kafeste ne işi var?

-Koydum kafese!.

-Peki ötmesine ne kılıf bulacaksın?

-O da bilmecenin kandırmacasıdır...

* * * * *

İrtica yaygarasını meslek edinmiş olan kesimin özellikle son zamanlardaki gayretleri, aktardığımız fıkrayı aratmıyor. İrtica var diye haykırıyorlar habire. Ama "hani nerede" denildiğinde gösterebildikleri şeyler arasında irtica tanımına hak verdirebilecek tek bir şey bile yok.

Nedir irtica?.. O kadar çok tanımı var ki, seç beğen al.

Ama irticanın ne olduğunun önemli olmadığı; bir şekilde söz gücünü eline geçirmiş olanların, ihtiyaç duymaları halinde hangi türden hareketlere irtica yaftası yapıştırdıklarının önemli olduğu bir zaman dilimindeyiz.

Bu sebeple olsa gerek, sıradan davranışlar bile zaman zaman irtica dairesi içerisine alınabiliyor. Ve işte o zaman ihtiyaç sebebiyle irtica bahanesini kullanmak ihtiyacını hissedenler, oldukça komik durumlara düşüyorlar. İşin keyifli tarafı, daha önce sıkça kullandıkları ve tuhaftır inandırıcı da olabildikleri hemen bütün argümanlarını, artık kaybetmiş olmaları.

Bu bir yana, kayıtsız şartsız kendilerine destek olmaktan büyük bir memnuniyet duyan batı ülkeleri bile "artık yeter" makamından ses vermeye başladılar, ufaktan...

Kısa denilebilecek bir süre öncesine kadar, kendilerinden fena halde emin bir şekilde, "evrensel laiklik anlayışı"ndan, özellikle gelişmiş olanlar başta olmak üzere, bütün dünya ülkelerinin laik olduğundan filan dem vuruyorlardı ve bizler de bu dolmaları yutmak durumunda kalıyorduk.

Şimdi hikayeyi özelleştirme gayretine düştüler ve "bize özel laiklik"ten dem vurmaya başladılar. Bize özel laiklik söylemi de, tabir caizse, duvara tosladı. Çünkü, kastedilen şu "biz"in kimlerden oluştuğu sorusuna hala makul bir cevap bulabilmiş değiller.

"Bu böyledir" şeklindeki tavırları, hükümran olduklarını düşündükleri hemen her yerde, berdevam. Ama fiili hükümranlıklarının resmi ve meşru bir hale gelebilmesi, dahası yaygınlık kazanabilmesi, artık imkansız...

İşte bu da, onları deli etmeye yetiyor.

70 milyonu, kendilerinin onlardan "daha eşit" olduklarına; daha da açıkçası, az sayıda bir elit olarak bu ülkenin gerçek sahipleri, hakimleri olduklarına ikna edebilmenin bir yolu yok çünkü...

Kendi aralarında her ne kadar açık-seçik "biz" vurgusunu kuvvetlice yapıyor olsalar da, kamuya açık söylemlerinde bunu ima etmeye çalışmanın ötesine geçebilmiş değiller.

Milletimiz o derin kavrayışıyla, onlar her "biz" dedikte, mütebessim bir tavırla "buyur!" diyor. Bu "buyur" sözcüğü eskiden "emret" manasına geliyordu elbette. Ama şimdilerde, "kimlerdensin, tanıyamadım!" manasına geliyor daha çok...

Bıyık altından gülen birisinin rahat bir tavırla, hatta birazcık da istihza ile söylediği "buyur!" sözcüğünü, "artık yemezler" manasına algılamak da mümkündür elbet...

Kafeste olup, sarı ise ve hele de ötüyorsa, o kanaryadır...

Hamsiyi boyayıp, kafese koymak neyse, ama şu kandırmaca bölümü iyice sıktı artık!..


milligazete