Vakit gazetesi yazarlarından Hasan Karakaya bu günkü yazısında Baykal'ı fıkradaki hırsıza benzetti. İşte o fıkra ve yazı...
CHP, bir zihniyet... Baykal da onun sözcüsü!
Çokça anlattım ama, yine anlatayım... Merhum Nasreddin Hoca"nın evine giren "hırsız"ın hikâyesini bilirsiniz... Malum, eski evlerin alt katları "ahır"dı... Üst katta da "aile"ler otururdu... Hoca merhum ve ailesi üst katta otururlarken, "ahır"dan tıkırtılar gelince, merhum Hoca, "Git, bir bak" demiş oğluna... Oğlu, inmiş aşağı, bağırmış yukarıya; "Babaa, bir hırsız yakaladım!"
Hoca merhum; "tut, getir yukarı" demiş... Oğlu, "Gelmiyor!" demiş... "O halde, bırak gitsin!" demiş Hoca... Oğlu, "Gitmiyor!" deyince; Hoca, "Madem gitmiyor, sen gel" demiş!..
Oğlu cevap vermiş aşağıdan:
"Bırakmıyor!"
Söyleyin Allah aşkına, Bay Baykal"ın tavrının, fıkradaki "hırsız"dan farkı var mı?..
"Nasreddin Hoca"nın oğlu"nu kolundan "yakalayan" ve bir türlü "bırakmayan" hırsız gibi; Bay Baykal da; ne "gelmeye" geliyor, ne "gitmeye" gidiyor!..
İşin garibi, ülkenin yakasını da, bir türlü "bırakmıyor!"
Sivas bağımsız milletvekili adayı sayın Muhsin Yazıcıoğlu"nun tabiriyle, "kabadayı" gibi davranıyor Bay Baykal!..
Muhsin Bey, öyle demiş ya;
"Cumhurbaşkanı"nı Meclis seçsin diyoruz kabul etmiyorsun!.. Halk seçsin diyoruz halk diktatör seçer diyorsun!.. Ne yapmaya çalışıyorsun?.. Sen bu ülkenin kabadayısı mısın?"
"UZLAŞMA" DEĞİL, "DAYATMA" İMİŞ!
Gördünüz işte, Tayyip Bey; "hiç de mecbur değilken" bir teklif attı ortaya:
"Cumhurbaşkanını yeni Meclis seçecek ama, bundan sonrakileri halka seçtiririz... Yeni Cumhurbaşkanı için uzlaşma ararım... Bu defa elimde liste, aday isimleriyle tura çıkarım..."
Dedim ya, "hiç de mecburiyeti yok"ken, bir "uzlaşma" teklifinde bulundu...
Peki, "Baykal"ın cevabı" ne oldu?..
İşte, önceki gün söyledikleri:
¥ "Eğer Başbakan, "Ben bir değil, üç dört isim belirlerim, bunu diğer partilere sunarım, o partiler bu üç-dört isimden birisini seçerler ve böylece uzlaşmış oluruz" anlayışı içindeyse, bunun hiçbir şekilde uzlaşma tanımı içine girmeyeceğini ifade etmek isterim. Böyle uzlaşma olmaz. Bu seçenekli dayatmadır."
¥ "Cumhurbaşkanı"nın Meclis dışından seçilmesi, içinde bulunulan şartlarda uygun ve doğru olanıdır!.. Parlamentonun ortaya çıkacak yapısı göz önüne alındığında bunun daha doğru bir tercih olacağı gözüküyor."
DEMOKRASİ MEYDANI"NDAN CEVAP
Aynı gün, Tayyip Bey Denizli"deydi... Denizli"nin "Demokrasi Meydanı"ndan şöyle cevap verdi Baykal"a:
¥ "Milletin iradesini, milletin rızasını ve onayını aradığı için demokrasiye bir uzlaşma rejimi denir. Demokrasi aslında bir tercih özgürlüğü rejimidir. Herkes anayasal düzen içinde tercihini ortaya koyar.
Sonuçta oybirliği çıkması şart değildir. Oy çokluğu, karar almaya yeter, demokrasi budur. Unutmayalım ki sadece diktatörlüklerde karşı görüş, karşı oy olmaz. Niye?.. Diktatördür çünkü!.. O ne derse o olur."
¥ "Sayın Baykal, bakıyorum da, bizim iyi niyetimize karşı daha şimdiden "Benim dediğim olmazsa nasıl ön keserim?" hesabını yapıyor. Şimdiden kavga çıkarmak için de yol yapmaya çalışıyor.
Yok öyle şey. Mızıkçılık yapmak yok. "Benim dediğim olursa uzlaşma olur" anlayışını biz asla kabul edemeyiz, faturası ne olursa olsun, bedeli ne olursa olsun kabul edemeyiz.
Çoğunluk iradesinin onayını almadan çoğunluk adına konuşamazsın. Her seçim yeni bir sayfadır. Önce uzlaşmaya gönlünüz olacak.
Sayın Baykal"a diyorum ki, bak kapıları bundan önce yaptığın gibi şimdiden kapatma. Bizim ön kabulümüz yok. İdeal olan, oy birliğiyle yeni cumhurbaşkanımızı seçmektir, ama bu olmazsa olmaz bir şart değildir. Kendi tercihini şart olarak dayatamazsın."
Evet, Tayyip Bey, Denizli"nin "Demokrasi Meydanı"ndan seslenip, Baykal"ı "demokrat" olmaya, "halkın iradesine saygılı" olmaya çağırıyor!..
İyi de, Bay Baykal, hiçbir zaman "demokrat" olmadı ki!..
Bırakın Baykal"ı, CHP ne zaman "demokrat" olmuştur ki, Baykal"dan demokratlık bekleniyor?!?
CEMİL MERİÇ"TEN "HALKÇILIK" YORUMU
Bay Baykal"ın Ankara"daki basın toplantısında, Tayyip Bey"in de Denizli"deki Demokrasi Meydanı"nda konuştuğu gün, postadan "Aylık" dergisinin Temmuz sayısı çıktı...
Derginin sayfalarını karıştırırken; Gökhan Yamangül"ün "CHP" ile ilgili, "Bu ülkenin en faşist partisi" başlıklı yazısı dikkatimi çekti.
Yamangül, merhum Cemil Meriç"in "Jurnal" adlı kitabından bir "alıntı" yapmış...
Cemil Meriç, İletişim Yayınları"ndan çıkan 1993 baskılı kitabın 1. cilt, 266. sayfasında, CHP"nin "6 Ok"undaki "halkçılık" kavramını sorguluyor ve şunları yazıyor:
"Anlamadığım kelimelerden biri de halkçılık.
Ne halkçılığı?
Halk kim?
Halkçıyım demek, halktan değilim demek.
"Ama lütfen tahtımdan iniyor ve o pespaye, o bedbaht insanlara yaklaşıyorum" demek.
Aman efendim, kerem buyuruyorsunuz!
Halk Partisi kurtla kuzuyu, insanla sırtlanı bir çuvala koyan madrabazlar kampanyası.
Kime karşı Halk Partisi?
Kime karşı halkçı?
Halkçılık halkın sırtına binen bir avuç aydının uydurduğu bir mit.
Oğlancı gibi.
Halkın ırzına geçmek için halka hulus çakan açık gözlerin yaftası.
Halk Partisi tarihinin hangi merhalesinde halk için çalıştı, ne zaman halktan olmayanlarla mücadeleye girişti?
Halktan ne anlıyordu?
Alt yapı feodal.
İkibin yıldan beri değişmeyen, kendi küçük dünyasında hep aynı dertlerle başbaşa, geniş bir kalabalık.
O kalabalıktan kopan; hiçbir çilesi, hiçbir davası olmayan bir Halk Partisi.
Bir nevi ur!"
HALKÇILIK DEĞİL, DİKTATÖRLÜK!
Dergide, "Sol"u gayet iyi tanıyan Doç. Dr. Fikret Başkaya"nın, "Paradigmanın İflası" adlı kitabından "alıntı"lara da yer verilmiş!..
Fikret Başkaya, Nisan 1991"de yayınlanan kitabında, "CHP"yi" ve "halkçılığı" irdeliyor!..
Şimdi de, özetle onun "teşhis" ve "tesbit"lerini aktarıyorum:
¥ "Halk, 18 kuruşa devlet eliyle ithal edilen şekerin neden kendisine 60 kuruştan satıldığını biliyordu. "Halkçı" diktatörlük 18 kuruşa ithal ettiği şekeri altı komisyoncudan geçirerek halka ulaştırıyordu.
Çoğu zaman da, şeker, yoksul halka hiç ulaşmıyordu.
Bir koyunun elli kuruşa satıldığı bir ortamda, bir emekçi ailesinin şeker alması zaten olanaksızdı."
¥ "Gelir farkı gözetmeksizin, her yetişkin erkek "yurttaş"tan yılda 8 ile 15 lira arasında değişen yol vergisi alınıyordu.
Yetişkin beş nüfusa sahip bir köylü ailesi için bu, yılda yaklaşık 60 TL ödeme zorunluluğu demekti.
Bir ton buğdayın 40 liraya satıldığı koşullarda bu vergiyi ödemenin ne demeye geldiğini anlamak zor değildir.
"Sınıfsız", "imtiyazsız", "kaynaşmış" toplumda hapishaneler, vergilerini ödemeyen yoksul köylülerle dolup taşıyordu."
¥ "Seçkin yöneticiler "sınıfsız" bir toplumda onun yararına olan her şeyi düşünüp yapmıyorlar mıydı? Artık her şey açıktı, halktan gelen tepkiler "gericilik" ve "inkılap düşmanlığı", yönetici elitten gelen her şey de "inkılapçılık" sayılıyordu.
(...)
Emekçi yığınların yoksulluk ve sefalet içine itildiği bir ortamda, bir de "Cumhuriyet Baloları" düzenleniyordu."
¥ "Yüzlerce yoksul insanın ağır vergileri ödeyemedikleri için hapse atıldığı bir ortamda yapılan balolar, Batı burjuvazisi karşısında aşağılık duygusunun bir ürünü olduğu kadar, yönetici seçkinlerin emekçi kitlelere bakış açısının da bir göstergesidir."
¥ "Milli Şef döneminin sonuna kadar, "halkçılık", yöneticiliğin ideolojik bir zorlamasıydı.
Halkçılık, halktan yana bir yönetim değil, bütünüyle halktan kopuk ve ona yabancılaşmış baskıcı bir yönetimin uyduruk ideolojisinin bir parçasıydı."
BAYKAL"DA FİGÜR, ÜLKEDE HIR-GÜR BİTMEZ!
Gerek merhum Cemil Meriç"in, gerek Doç. Dr. Fikret Başkaya"nın, "teşhis, tesbit ve gözlem"leri, "dün"de yazılmış olmasına rağmen, "bugünkü CHP"yi" anlatmaya herhalde yeterlidir!..
Dolayısıyla; Tayyip Bey"in de, Muhsin Bey"in de, "Baykal"ın şahsı"na yönelik sözlerini, "yanlış adres" olarak görüyorum!..
Çünkü Baykal; hasbelkader "CHP Genel Başkanı" olsa da, "tek başına CHP demek değil"dir!..
CHP, bir "zihniyet"tir bu ülkede!.. Perde gerisinde "egemen"lerin, "buyurgan"ların bulunduğu bir zihniyet!..
Baykal da, bu zihniyetin "sözcülüğünü" yapan, sıradan bir "memur"dur!.. Bu memur, bugün "Baykal"dır, yarın "bir başkası" olur!.. O da "CHP zihniyetinin sözcülüğü"nü yapmaya devam eder!..
Özetle, demek istediğim o ki;
"CHP stratejisi"ni belirleyen, "tek başına Baykal" değil, onu da "yönlendiren" daha derin bir "zihniyet"tir!..
Daha da açıkçası;
Gökhan Yamangül"ün ifadesiyle CHP, "herhangi bir parti" değil, "rejimin kendisi"dir!..
Dolayısıyla, Baykal"ın görevi de, "sahipleri" adına, "rejimin bekçiliği"ni yürütmektir!.. Evet, bir "bekçi"dir Baykal!.. Ama, asla "sahip" değildir!..
"Sahip"ler ne der, nereyi işaret eder ve "nasıl konuşması gerektiğini" söylerlerse, Baykal onu der, onu yapar!..
"Zikzak"larından, "çelişki"lerinden ve "u dönüşleri"nden dolayı, aslında Baykal"ı suçlamamak gerekir!..
"En uygun ve doğru olanı, Cumhurbaşkanı"nın Meclis dışından biri olmasıdır" görüşü, sanmayın ki, "Baykal"ın şahsi görüşü"dür!.. Bu görüş, "CHP"nin kurumsal görüşü"dür!..
Evet, "efendi"lerin görüşü!..
Ve iddia ediyorum ki;
"Meclis dışından, ama halktan biri ve halkın inançlarına saygılı bir aday" teklif edilsin, Baykal ona da karşı çıkacak, ona da bir "kulp" takacak ve yine "uzlaşma"ya yanaşmayıp, "gerilim ortamı"nı sürdürmeye devam edecektir!..
Çünkü, "CHP"nin geni"nde vardır:
"Halk cahildir, bilmez!.. Biz biliriz!"
Bu ülke; işte bu "anlayış" ve "zihniyet"ten kurtulmadıkça, Baykal"da "figür", memlekette "hır-gür" bitmez!..
Ben; bunu bilir, bunu söylerim!..
"Meclis dışından olsun" demek!
Bay Baykal'ın, "Cumhurbaşkanı Meclis dışından olsun" demesinin ne mânâya geldiğini hiç düşündünüz mü?..
Baykal'ın bu teklifi; "CHP'nin içinde Cumhurbaşkanlığı yapacak kalite, kabiliyet ve yeterlilikte bir milletvekili yok!" demektir!..
Baykal'ın bu teklifi; "Milli iradenin tecelligâhı olan Meclis'i takmıyorum" demektir!..
Baykal'ın bu teklifi, "Egemenlik milletindir" diyen Atatürk'ü kaale almadığının bir göstergesidir!..
Baykal'ın bu teklifi, "kendi milletvekillerine güvenmediğinin" ve ümidini "emekli veya emekli olacak bürokratlara" bağladığının bir ifadesidir!..
Baykal'ın bu teklifi, "CHP milletvekilleri Cumhurbaşkanlığı yapmaya lâyık değil" demektir ve bu da "CHP milletvekillerine ağır bir hakaret"tir!..
Eğer böyle değilse; Bay Baykal, her seferinde "minder dışına kaçmak" yerine "Meclis minderi"ne gelmeli ve gücünü orada göstermelidir!..
"Yenilen pehlivanların güreşe doymaması" ve her "yenilgi"nin ardından "yeniden güreşmek istemesi" gibi bir "mızıkçı" tavır, Bay Baykal'a hiç yakışmıyor!..
Vakit