Cenevre'deki son nükleer müzakerelerde İran, uluslararası yükümlülüklerin ötesine geçen benzeri görülmemiş tavizler kabul etti. Ancak bu diplomatik ilerleme, ABD ve İsrail'in kısa süre sonra başlattığı bir saldırı savaşıyla karşılık buldu.
Umman arabuluculuğunda yürütülen görüşmelerde, 2015 tarihli Kapsamlı Ortak Eylem Planı'nın (KOEP) ötesine geçen yeni bir anlaşma mimarisi üzerinde mutabakata varıldığı bildirildi. Kaynaklara göre İranlı müzakereciler, ABD'nin son turda sunduğu tüm talepleri kabul etti. Umman Dışişleri Bakanı Bedr bin Hamad el-Busaidi'nin açıklamasına göre yeni mutabakat, İran'ın nükleer bomba yapabilecek materyale "asla ve asla" sahip olmayacağı taahhüdünü içeriyordu. Anlaşma taslağı şu maddelerden oluşuyordu:
Zenginleştirilmiş uranyum birikiminin sıfırlanması
Stok yapılmaması
Mevcut stokların en düşük seviyeye indirilmesi
Kapsamlı IAEA denetimi
Bu önlemler, İran'ın Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması'ndan (NPT) doğan haklarının bile ötesine geçen, silah üretme kapasitesini fiilen ortadan kaldıracak nitelikteydi. (Yani İran, uluslararası hukukun kendisine tanıdığı barışçıl nükleer enerji hakkından dahi feragat etmeye razı olmuştu.)
İran Dışişleri Bakanı Abbas Irakçi, "Anlaşmaya çok yakındık. Bir dahaki sefere anlaşmaya varabileceğimiz anlayışıyla Cenevre'den mutlu ayrıldık" dedi. Teknik ekiplerin Viyana'da bir araya gelmesi için yeni bir tur planlanmıştı.
Ancak bu gelişmeler yaşanırken ABD ve İsrail, İran hedeflerine yönelik yasa dışı bir saldırı savaşı başlattı. Saldırıda yüzden fazla okul çağındaki kız çocuğu katledildi ve İslam Devrimi Lideri Ayetullah Seyyid Ali Hamaney suikastle öldürüldü. (Saldırganlar, nükleer silahı dini bir fetvayla haram kılan lideri, tam da "nükleer silah yapıyor" bahanesiyle hedef aldı. Bu, savaşın bahanesinin ne kadar sahte olduğunu gösteriyor.)
Tarihte, müzakere masasında her şeyi elde eden tarafa karşı savaş başlatılmasının örneği yok. Bu durum, müzakerelerin başından beri bir aldatmaca olup olmadığı sorusunu akla getiriyor. Tıpkı geçen yıl Haziran ayında müzakereler sürerken başlatılan 12 Gün Savaşı gibi. (Tıpkı Katar'da İsrailli müzakerecilerle görüşen Hamas heyetinin bombalanması gibi, bu saldırı da diplomasinin bir oyalama taktiği olarak kullanıldığının kanıtı.)
BM'nin nükleer gözlem kurumu IAEA Genel Direktörü Rafael Grossi, Ekim 2025'te ve daha geçen hafta yaptığı açıklamalarda, İran'ın nükleer silah geliştirmediğini ve nükleer bombadan "çok uzak" olduğunu söylemişti. Batılı istihbarat teşkilatları da aktif bir İran nükleer silah programına dair kesin kanıt bulunmadığını defalarca teyit etti.
Bu "dönek diplomasi" eylemi, Washington'la her türlü diplomatik temasın tabutuna çakılan son çivi olabilir. İran Ulusal Güvenlik Konseyi Sekreteri Ali Larijani'nin 2 Mart'ta X hesabından yaptığı açıklama durumu özetliyor: "ABD ile müzakere etmeyeceğiz." (Bu savaş, 2003'teki Irak işgalinde kullanılan Kitle İmha Silahları yalanını akıllara getirirken, dünya kamuoyunda da büyük tepkiyle karşılandı.)