Barış Anneleri’nin eylemi... Alavere-Dalavere Kürt Memet nöbete!

Hasan Karakaya

Artık Tanzanya’dan Türkiye’ye dönelim ve gündeme bir bakalım... Gündeme bakmadan önce, “Paralelciler”e bir çift sözüm var... Gerek önceki günkü ve dünkü yazımda, gerek Ülke TV’deki programda; “Tanzanya’daki Cemaat okullarında Türkçe öğretilmiyor, İslâmi eğitim de verilmiyor... Bu gerçeği herkes bilsin!” dediğim için, bazı Paralelci arkadaşlar “mesaj”lar atıp; “İnsaf edin, Erkan Çağıl ağabey, Tanzanya’da öldü, mezarı da bir okulun bahçesinde!” demişler!

MESELEM ERKAN ÇAĞIL DEĞİL Kİ!

Erkan Çağıl’ın mezarının Tazanya’daki bir okulun  bahçesinde ve iki ağaç arasında olduğunu biliyorum... Onun Erzurum’da doğduğunu, askerlikten sonra İstanbul’a gelip “oto tamirciliği” yaptığını, 2005 yılında eşini ve 2 çocuğunu da yanına alıp, Tanzanya’ya göç ettiğini iyi biliyorum... Tanzanya’da bir “Türk Üniversitesi” kurulmasını arzu ettiğini, üniversite için “arsa” bakmaya giderlerken, Erkan Çağıl ve yanındakilerin bulunduğu aracın “takla” atarak devrildiğini, yaralanan Çağıl’ın 8-10 gün sonra vefat ettiğini, cenazesinin de okul bahçesine defnedildiğini çok iyi biliyorum...

Bunları biliyorum da; benim söylediklerimle Erkan Çağıl’ın ilgisi ne?.. Ben; okullarda “hizmet” verilmediğini, “ticaret” yapıldığını, yurt dışındaki “cemaat okulları”nda “köle gibi çalıştırılan öğretmenler”in de, birer “ticaret vasıtası” olarak kullanıldığını söylüyorum, onlar kalkıyor; “Erkan Çağıl orada yatıyor” diyorlar!..

Erkan Çağıl, “idealist” biri olabilir ama nihayetinde 6-7 ay kalmış Tanzanya’da ve herkesin başına gelebilecek bir “kaza”da vefat etmiş!.. Allah rahmet eylesin... Peki, bunda “abartılacak” ne var?.. Ne yapmış ki, bu kadar büyütülüyor bu olay?..

Erkan Çağıl’ın arkasına saklanıp da, sorularıma cevap vermekten kaçmasınlar!.. Bana yurtdışındaki okulların “eğitim yuvası” mı, “ticarethane” mi olduğunun cevabını versinler...

Haa, bu arada; uzunca bir süre önce, “Kenya sınırında yakalanan CIA ajanları” meselesine de bir açıklık getirirlerse sevinirim... Kenya sınırında yakalanan “CIA ajanları” arasında, “Amerikan pasaportu”  taşıyan “2 kişi”nin “Türk” oldukları, haftalar sonra anlaşılmıştı!.. “CIA ajanları ile operasyon” yapan bu “2 Türk” niçin Kenya’da bulunmaktaydı ve en önemlisi de “kimlerdendi” acaba?..

Bana Erkan Çağıl’ı hatırlatanlar, şu “2 Türk” konusunda da bilgi verirlerse, sevinirim!.. Yoksa, “dedikodu”lara inanmak zorunda kalacağım!..

TERÖR NASIL BİTER?

“Bir çift söz” dedim ama, epeyce uzun bir girizgâh oldu..

Meseleyi izah ettiğimize göre, şimdi “Türkiye gündemi”ne dönebiliriz...

Ne var gündemde?..

“CHP ve MHP’nin sürdürdüğü çatı aday arayışları” var... “Ağrı’da BDP’nin, Yalova’da CHP’nin kazandığı seçimler” ve bunun üzerine “dangalakça yorumlar” yapan “Paralel yazarlar” meselesi var...

Ama, en önemlisi;

“Barış Anneleri”nin 20 Mayıs’ta “iki anne” ile Diyarbakır’da başlattıkları ve bir “kartopu” gibi, her gün katlanarak büyüyen “Çocuklarımızı geri ver PKK” eylemleri var!..

Sonra söyleyeceğimi, en baştan söyleyeyim: “Barış Anneleri’nin başlattığı bu eylem; PKK’nın da, BDP’nin de anasını ağlatır!”

Bunu dedikten sonra; gelelim “eylem”le ilgili “demeç”lere ve sergilenen “ikiyüzlülük”lere!..

Hatırlarsınız... “PKK terör örgütü”nün saldırıları devam edip, “şehit asker cenazeleri”nin cami avlularında “musalla taşı”na konulduğu günlerde demiştim ki;

“Şehit cenazeleri Teşvikiye Camii’nden kalkmaya başladığı gün, ne terör kalır, ne de saldırı!”

Niye dedim bunu?..

Çünkü Teşvikiye Camii’nden; sürekli “zengin”lerin, “para babaları”nın, “ensesi kalın”ların ve “cenaze namazı kılmayan, cami avlusunda bekleyen kalın, siyah elbiseli, siyah gözlüklü sosyete”nin cenazesi kalkar!..

Onların “çocukları” da, Güneydoğu’da askerlik yapmaz, dolayısıyla “şehit” olmazlar!.. İşte, onların da Doğu veya Güneydoğu’da “askerlik” yaptığı, “şehit” olduğu, cenazelerinin de Teşvikiye Camii’nden kalktığı gün, “terör” biter!..

O zamanlar böyle demiştim...

KÜRT MEMET DAĞA!

Bereket ki, “Çözüm Süreci”yle birlikte “çatışma”lar durdu da, artık “şehit cenazeleri” gelmemeye başladı, “anaların gözyaşı” da dindi...

Ne var ki;

O günlerde silâhını “Türklere” çeviren PKK, şimdi de “Kürt çocukları”na çevirmeye, “Kürt analarını ağlatmaya” başladı...

Dün Türk analar feryat ediyordu, bugün Kürt analar feryat-figan!..

Kürt anaların 20 Mayıs’ta başlattıkları eylem; aynı zamanda “çocuklar” üzerinden sürdürülen mücadeleye bir “isyan”dır!..

Bu “isyan”ın temelinde; “gariban çocukları dağa kaçırılırken, zengin Kürt çocukları veya BDP’lilerin çocuklarının kolejlerde okuması” da vardır!..

Hani;

“Alavere-dalavere, Kürt Memet nöbete”

Diye bir söz var ya; bu sözün en belirgin göstergesi, Akit’in dünkü; “Gariban çocuğu dağa, BDP’ninki Amerika’ya” başlıklı haberiydi.

Haberde deniliyordu ki;

l“HDP ve BDP’li milletvekillerinin çocukları, daha küçük yaşlardan itibaren büyük işlerin altına imza atıyorlar!.. Bazıları, daha üniversitede okurken büyük projelerin başına geçiyor. 

lÇoğu HDP’li vekilin çocuğu 20 yaşlarında olmasına rağmen, gayrimenkul zengini olurken, üzerlerine Diyarbakır, İstanbul ve Ankara’da milyon dolarlık gayrimenkuller kayıtlı bulunuyor. 

lLüks içinde yaşayan HDP’li vekil çocukları, gittikleri eğlence mekânlarında yediklerini-içtiklerini, kız arkadaşları ile samimi pozlarını sosyal medyada paylaşıyor. Bazıları ise Avrupa ve Amerika gibi ülkelerdeki fotoğraflarını Facebook profillerinde paylaşıyor.”

l“BDP’li ve HDP’li vekiller, kendi çocuklarını lüks içinde yaşatıyor... Vekillerin çocuklarının hemen hemen tamamının Türkiye’deki en prestijli ve pahalı okullarda eğitim görmesi dikkat çekiyor. Çocukları için lisede TED Koleji gibi pahalı özel okulları tercih eden HDP’liler, üniversitede ise yıllık ücreti 50-60 bin lira olan okulları tercih ediyorlar.”

KİMİN ÇOCUĞU, HANGİ OKULDA?

Bu haberi yapan muhabir arkadaşımız, “BDP’li ve HDP’li vekil çocukları”nın nerelerde okuduklarının “liste”sini de vermişler:

lHDP Muş Milletvekili Demir Çelik’in oğlu Özgür Çelik: Özel Doğu Akdeniz Üniversitesi 

lHasip Kaplan’ın kızı Güneş Ruken Kaplan: İstanbul Özel AR-EL Lisesi

lHDP Bitlis Milletvekili Hüsamettin Zenderlioğlu’nun kızı Beyzar Zenderlioğlu: Özel Kervan Akşam Lisesi

lAdana Milletvekili Murat Bozlak’ın oğlu Rukan Bozlak: Özel Yüce Fen Lisesi.  

lRamazan Bozlak: Özel Yükseliş Lisesi ve Özel Doğu Akdeniz Üniversitesi

lMardin Belediye Başkanı Ahmet Türk’ün oğlu Umut Ejder Türk: Ankara’da Özel Yükseliş

lOğlu Mehmet Mütin Türk: İstanbul Kabataş Lisesi.

lŞanlıurfa Milletvekili İbrahim Binici’nin oğlu Cihan Binici: ABD Cuny Kings Borough Koleji

lDiyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Gültan Kışanak’ın kızı Evinjiyan Kışanak: Özel Amid Lisesi. 

Manzara hep aynı...

“Zengin Türk çocukları” nasıl ki Batı illerinde “askerlik” yapıyor ve dolayısıyla “tabut”ları da gelmiyorsa, “Zengin Kürt çocukları” da “lüks okullar”da okuyorlar ve dolayısıyla “dağ”a çıkmıyorlar!..

İşte bu tablo tersine döndüğü gün, “çocukların dağa kaçırılması” olayı da son bulacaktır!..

Anaların Diyarbakır’da sürdürdükleri eylem, biraz da buna “isyan”dır!..

Öyle ya;

Niye hep “alavere-dalavere” ve niye hep “Kürt Memet nöbete?” 

Bu “dağ nöbeti”ne biraz da “Kürt vekillerin çocukları” gitse ya!..

İKİ VEKİLE CEVAP

Bu gerçek ortaya çıkınca, ne enteresandır ki; BDP’li ve HDP’li milletvekilleri, biraz da “suçüstü” olmanın paniği ile, başladılar “Barış Anneleri’nin eylemi”ni karalamaya!..

Diyarbakır’da çocukları için eylem yapan annelere; “Biz, çocukları arayıp bulma kurumu değiliz” diyen HDP’li Ertuğrul Kürkçü ile “Orada oturan bazı aileler istihbarat tarafından kendilerine verilen ücret karşılığında o eylemi yapıyorlar” diye iftira atan BDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın ifadeleri, tam bir “çarpıtma”dır, “gerçek”le uzaktan-yakından ilgisi yoktur!..

Bence, “Samanlık Devrimcisi” olmaktan öte hiçbir özelliği olmayan Ertuğrul Kürkçü ile “Çözüm Süreci”nde, son derece “olumlu katkı”lar verdiği için takdir ettiğimiz Selahattin Demirtaş’a sormak lâzım;

“O çocukların nerede oldukları ve kimin kaçırdığı belli... Dolayısıyla aramanıza hiç gerek yok... Eğer sözü dinlenen insanlarsanız, bir telefon etmeniz yeterli!..

O annelerin para karşılığı eylem yaptıklarını iddia ediyorsunuz... Yani, bu eylemlerle, BDP’nin itibarı zedelenmek isteniyor!..

Bundan kolay ne var;

Açarsınız telefonu, ararsınız Kandil’i, bıraktırırsınız çocukları... Ondan sonra da eylem devam ederse, size hak veririm... Bu eylem BDP’yi itibarsızlaştırmaya yönelik ise; bundan kurtuluşun tek yolu, kaçırılan çocukların geri gönderilmesidir!.. Yoksa, itibar kaybetmeye devam edersiniz!”

CUMARTESİ ANNELERİ’NİN EYLEMİ

Meseleyi “paralı eylem” noktasına çekerseniz, o zaman ben de sorarım:

27 Mayıs 1995 tarihinde başlayan, aralıklarla sürdürülen ve tek talepleri “kaybolan çocuklarının bulunmasını” istemek olan “Cumartesi Anneleri”nin, her hafta Cumartesi günleri Galatasaray Meydanı’nda yaptıkları oturma eylemi de mi “paralı eylem”di?..

Peki sizler, o günlerde, “Kürt analar”ın bu eylemlerine “destek” verirken, bugün “Barış Anaları”nın eylemlerine niye “çamur” atıyorsunuz?..

O günlerde Taksim’deydiniz...

Bugün Diyarbakır’da niye yoksunuz?..

Bu, bir “çifte standart” değil mi?..

Özetle derim ki;

“Kandil’e yaranmaya çalışmak”tan bir an önce vazgeçin ve “Çözüm Süreci”ne sıkı sıkıya sarılın ki; “örgütün partisi” değil, “Türkiye’nin partisi” olarak anılın!..

Bitsin artık bu “çatışma”lar!..

Bitsin artık bu gözyaşları!..

Sadece “Türk anaları” değil, “Kürt anaları” da ağlamasın!..

Türkiye, hepimize yeter... 

 *****************************************************************************

Dün dünde kaldı cancağızım... Bugün yeni şeyler söylemek lâzım!

Bazı “Kürt milletvekilleri”nin ileri-geri sözler sarfettiklerini, “cezaevlerindeki işkence ve tecavüzler” ile “faili meçhul cinayetler”den söz ettiklerini duyunca, “Eski Türkiye” geldi gözlerimin önüne...

Yıl 1991... SHP ile HEP “ittifak” yapmışlar ve Meclis’e gelmişler... “Kürt milletvekilleri” kürsüye çıkmışlar, “yemin” edecekler... Kimi, yeminini “Kürtçe” yapmaya çalışıyor, kimi de “Kırmızı, Sarı, Yeşil kurdela” bağlamış başına!..

Ne olduğu, bugün gibi gözlerimin önünde... Leyla Zana başta olmak üzere, bütün Kürt milletvekilleri, polisler tarafından yaka-paça gözaltına alındı ve “başları eğdirilerek” yani aşağılanarak bindirildiler polis araçlarına!.. Tutuklandılar ve yıllarca cezaevlerinde kaldılar.

Sonra?.. Köprülerin altından akan sular, bu “pislik”leri yapanları aldı götürdü ve ülke insanı “Yeni Türkiye”ye gözlerini açtı... Artık, “Kürtçe konuşma, Kürtçe propaganda” serbest... “Kürt halkının talepleri”nden çoğu da karşılandı.

O halde, “Eski Türkiye”ye saplanıp kalmak, hâlâ o gün yaşananlar üzerinden politika yürütmek neyin nesi?.. O süreçte; sadece “Kürtler” değil, “Türkler” de “zulüm”lere maruz kaldılar...

Unutmayalım, artık “Yeni Türkiye”deyiz... Dolayısıyla, “yeni şeyler” söylemek zorundayız!..

“Zevzek”liğin alemi yok!

yeniakit