‘Azerî- Ermeni Sürtüşmesi’nin yakın geçmişine kısa bir bakış..

Selâhaddin Çakırgil

Sovyet Rusya komünist imparatorluğunun dağılmasından önceki son demlerde, 1989-90’larda, Sovyetler Birliği üyelerinden özellikle de ikisi arasında, Azerbaycan ile Ermenistan arasında etnik çatışmalar tırman(dırıl)ıyordu.

O hassas günlerin öncesinde de başta İngiliz gazeteleri olmak üzere, kapitalist emperyalizm dünyası, Kafkas’larda yeni bir devletin doğmakta olduğunun ayak seslerini muştuluyorlar ve ‘Kafkas’larda, doğu hırıstiyanlığının yiğit bekçileri’ olarak niteledikleri hıristiyan ermeni halkını ve doğmakta olan Ermenistan devletini selâmlıyorlardı.

Bazı siyasî gözlemci ve yorumcular, üzerindeki baskıyı hafifletmek ve kapitalist emperyalizm dünyasının hoşnutluğunu kazanmak için, Gorbaçov’un, Ermenistan’ı koruyan bir tavır sergilemek düşüncesinde olduğunu ve bunun için, ermeniler ve azerîler arasındaki gerilimin Sovyet gizli servisi KGB tarafından özellikle tahrik edildiğini düşünürken, tamamen de haksız sayılmazlardı. 

***

Çünkü, o günlerde, Azerbaycan’ın Sumgayt şehrindeki ermenilerle azerîler arasında meydana gelen sürtüşmeler bu gerilimi daha bir tırmandırmış ve Sovyetler Birliği”nin son lideri Mihail Gorbaçov, 19-20 Ocak 1990 gecesi yüzlerce tankı Bakû’ya sürerek, yüzlerce azerîyi katletmiş ve kapitalist-emperyalizm dünyası, hıristiyan ermeni halkı korunuyor görüntüsü de taşıdığından bu saldırıya hiçbir tepki vermemişti.

Azerî halkı ise kan ağlıyordu.

Azerî halkının, o ayda cereyan ettiği için, ‘Qanlı Janvar’ (Kanlı Ocak / Janvier/ Yanvar) diye andığı o büyük Rus Saldırısının acı hâtırası zihinlerde hâlâ da dip-diridir.

***

Ağustos-1991’de -75 yıllık- Sovyet komünist imparatorluğu, bu rejimi kurtarmak için yapılan bir askerî darbe teşebbüsünün başarısız kalması üzerine ve -o zamanlar Moskova Komünist Partisi başkanı olan- Boris Yeltsin liderliğindeki halk kitlelerinin askerî darbeye karşı çıkması ve Kırım’da tutuklanan Gorbaçov’un serbest bıraktırılmasını takiben.. Yeltsin, Gorbaçov’a, ‘Sovyetler Birliği’nin dağıldığı’na dair hükmü imzalatıyor ve ortaya, -en büyüğü Rusya Federasyonu olmak üzere- 15-16 devlet ortaya çıkıyordu.

Bunlardan ikisi de Ermenistan ve Azerbaycan idi.

***

Azerbaycan ağır bir yönetim boşluğuna düşmüştü. Ayrıca, azerî yöneticiler neredeyse ‘ateist’ denilecek çapta eski komünist-laik idiler. Halk da, maalesef, inanç bakımından tam-takır bırakılmıştı, komünist dönem boyunca.. Yeni devletin başına gelenler arka arkaya devriliyorlardı. Memmedof, Elçibey..

Sonra.. Sovyetler döneminde, -L. Brejnev’den sonraki 2. kişi durumunda olan ve sonra gözden düşen- Haydar Aliev Bakû’da iktidarı ele geçiriyordu.

Ancak, Ermenistan devleti ise daha hazırlıklıydı ve istiklal bayrağıErmeni Kilisesi’nin eline verilmişti, kitleler dinî bir heyecanla sahip çıkıyordu, devletine..

***

Ermenistan, Azerbaycan içindeki Nagorno (dağlık) Qarabağ mıntıkasının muhtariyetini ilan etmiş ve arkasından da, bu bölgeyi, Laçin vâdisi’ni de kontrolüne alarak, Ermenistan’a bağlamış ve çıkan çatışmalarda Azerbaycan’ın topraklarının yüzde 20’si, beşte birisi de işgal altına düşmüş; sivil halktan binlerce insan katledilmiş, evleri-barkları yerleşim birimleri ermenilerin eline geçmiş; azerî halkından bir milyonu aşkın insan, Bakû’ya sığınmak zorunda kalmıştı.

Haydar Aliev ise ‘qaçgınlar’ dediği kitleleri, ‘fişeng sesini eşitip qaçdıııız’ diye eleştiriyordu. Ama kendisi de 7 yıl kadar ve yerine geçen oğlu İlham da, bu duruma bir çare bulamamıştı. Onlar, halkın İslamî açıdan güçlenmesine karşı tedbirler almakla meşguldüler.

Ermenistan ise hem kilisenin ve hıristiyan-kapitalist emperyalizminin ve hem de Rusya’nın kesin desteğine sahip idi. Ermenistan sınırları, Rusya askeri tarafından korunmaktan ayrı olarak, Ermenistan en modern silahlarla da donatılıyor. 

***

Şimdilerde, ‘Azerbaycan’ı yüreklendirenin Erdoğan olduğu’  tarzındaki iddialara da yarın değinelim, inşaallah..

stargazete