Avrupa’dan Uzak Doğu’ya... Erdoğan’la 6 gün

Hasan Karakaya

4 Ekim Pazar gününden, 10 Ekim Cumartesi’ye... Demek oluyor ki, 6 gündür ayrıydık... Şükürler olsun kavuşturana...

Malûm, bu 6 gün içinde, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile Fransa’nınStrazburg, Belçika’nın Brüksel ve Japonya’nın başkenti Tokyo’da bulunduk...

Haberlerimizden de takip ettiğiniz gibi; Cumhurbaşkanı Erdoğan,Strazburg Zenith Arena salonunda “Teröre Karşı Tek Ses” mitinginde konuştu...

Erdoğan’ın konuşması, elbette çok çok önemliydi... Erdoğan’ın konuşması, sadece “gündemdeki konular”la sınırlı kalmadı... Aynı zamanda, yurtdışındaki Türklere mesajlar verdi... Meselâ, Fransa’da 650 bin Türk’ün yaşadığını, bunlardan sadece 194’ünün siyasi görevlerde olduğunu hatırlatıp; “Bu rakam çok az” dedi; “Çifte vatandaş olup, siyasette rol alın...”

JAPONYA’DAN İLGİNÇ NOTLAR

Erdoğan’ın Brüksel ve Tokyo temaslarını, haberlerimizde zaten aktardık... Brüksel ziyaretinin ilginç tarafı şu: Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan; Avrupa’nın kalbi ve NATO’nun merkezi Brüksel’e “177 yıl sonra” yani“1838 yılı”ndan bu yana “resmi ziyaret”te bulunan ilk devlet adamı...

“Tokyo temasları”nı ise, biraz sonra kendi ağzından aktaracağım...

Ama, Japonya ile ilgili “ilginç birkaç anektod” aktarmak istiyorum.

l Japonya, “Türkiye’nin yarısı kadar” yani, 377 bin 915 kilometrekare bir“yüzölçüme” sahip... Buna karşılık, nüfusu 127 milyonu aşkın... Anlayacağınız toprak az, nüfus çok!..

l Japon topraklarının yüzde 70’inin “orman”la kaplı olduğu düşünüldüğünde, Japonların neden “küçücük evler”de veya “otellerdeki tabut odalar”da kaldıkları, “3 katlı yollar”da seyahat ettikleri kendiliğinden ortaya çıkıyor.

l Gezi rehberlerimizden Kazuka, Türkleri çok sevdiği için Kezban adını almış... Türkçeyi İstanbul’da öğrenmiş ve sık sık Türkiye’ye gelip gidiyor... Kezban, “19 metrekarelik bir ev”de oturuyor ve “Bin dolar kira”ödüyormuş... Anlayacağınız, “ormanları feda edip, oturum alanı açmak”tansa, tıkış  tıkış yaşamayı tercih ediyorlar.

l Bir not daha: Japonya ile ilişkilerimiz, 1887 yılında bir “Japon Savaş Gemisi”nin Türkiye’ye dostluk ziyareti yapması, buna karşılık Sultan 2. Abdülhamid Han tarafından görevlendirilen Ertuğrul Fırkateyni’nin 1890yılında Japonya’yı ziyareti ile başlamış... Malûm, Ertuğrul Fırkateyni, dönüş yolunda “tayfun”a yakalanmış ve Kushimoto yakınındaki Oshima Adasıaçıklarında batmış, “532 denizcimiz şehit” olmuştu...

İşte bu “ilk temas”tan bu yana Japonya ile ilişkilerimiz artarak devam etmiş ve bugünlere gelmişiz.

ERDOĞAN’IN TEMASLARI

Peki, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan Tokyo’da neler yaptı, kimlerle görüştü ve ne gibi izlenimler edindi?..

Bunu, “12 saatlik Tokyo-İstanbul yolculuğumuz” esnasında sorduk kendisine...

İşte Erdoğan’a sorularımız ve işte onun verdiği cevaplar:

“Japonya’da ilk ziyaretimizi Tokyo Camii’ne yaptık. Bu caminin mimarıHilmi Şenalp Bey’dir. İstanbul’daki Mimar Sinan Camii, Marmara İlahiyat’ın camisi, Ankara’da Hergelen meydanındaki cami, ABD’de Maryland’da inşa edilen külliye bünyesindeki caminin mimarı da kendisidir. Maryland’daki caminin açılışını, eğer fırsat olursa, belki bu ay içerisinde de yapabiliriz. Orası, konferans salonu ve öğrenci yurdu da dahil olmak üzere tüm müştemilatıyla gerçekten özel bir mekan oldu. Oradan, master ve doktora öğrencileri de faydalanabilecek.

Tokyo’ya ulaştığımız günün akşamında Japon Parlemantosu Türkiye Dostluk Grubu ile bir araya geldik. Ertesi gün, Waseda Üniversitesi’nde şahsımıza bir fahri doktora takdimi yapıldı. Waseda Üniversitesi, 54 bin öğrencisi ve 4 bin akademisyeniyle, Japonya’nın ilk üç üniversitesiarasında yer alıyor.

Daha sonra Başbakanlık Yatırım Destek Ajansı tarafından Japon yatırımcılar için organize edilen toplantıya katıldım. Çok verimli bir toplantı oldu. Yaklaşık 500 yatırımcı ile Türkiye’de yatırım imkanlarını konuştum..

Özellikle 5 büyük Japon firması ile Türkiye’deki yatırımları üzerine detaylı bir görüşme yaptık. Bunlar Mitsui, Mitsubishi, Ihi, Toyota ve Hitachi’den oluşuyor. Japon yatırımcılar özellikle nükleer tesisler ve Afşin Elbistan Termik Santrali ile ilgileniyor. Toyota, yeni bir jeep SUV modelini Türkiye’de üretmeye başlayacak. 450 milyon dolar yatırım yaptıkları bu modelle, 4 milyar dolar ihracat yapmayı hedefliyorlar. 

Toyota’nın hibrit otomobili Türkiye’de üretmesi de gündemde.

- SORU: HDP’nin eşbaşkanı, teröristlerin cenazesine katılmayan vekiller hakkında parti içi disiplin sürecini başlatacaklarını açıkladı. Buna ilişkin değerlendirmeniz nedir?

- Şaşırtıcı bir gelişme değil. Böylece kendilerini ele vermiş oluyorlar. Yeni kampanyalarında, sözüm ona, ‘PKK bizden değil, biz de PKK’dan değiliz’mesajı vermeye çalışmışlardı. Ama kendilerini ele vermiş oluyorlar. Adetasuç üstü yakalanmış durumdalar. Millet onların bu durumunu elbette nazarı itibara alacaktır. 

‘Çatışmasızlık’ diye bir ifadeyle, halkı kandırabileceklerini zannediyorlar. İktidarı ve şahsımı suçlamaya kalkıyorlar. Çatışmanın faturasını devlete kesmeye çalışıyorlar. Halbuki çatışmaya kimlerin sebep olduğu ortada.Halkı kimlerin tehdit ettiği de ortada. Bu genel seçimlerde aslında aday olmak istediği halde aday olamamış birçok vatandaş var. Neden? Terör örgütü ve uzantıları tarafından tehdit edilmelerinden dolayı. Bunların bilgileri geliyor bize. Vakıa ortada. 

Mesela ben, bildiğiniz gibi, Külliye’de belirli aralıklarla muhtarlarımızla bir araya geliyorum. Doğu ve Güneydoğu’dan muhtarlarla yaptığımız toplantıya, 90 kadar muhtar başlangıçta teyit vermiş olmalarına rağmen gelemedi. ‘Tehdit altındayız o nedenle gelemiyoruz’ dediler son anda. 

Milletimiz her şeyin farkında. Halkımız, terörün ve terörden beslenenlerin yalanlarına itibar etmeyecektir. Milletimizin, 1 Kasım’da demokrasi mekanizmasını çalıştıracağına, ferasetini ortaya koyacağına, ülkemiz üzerinde oluşturmaya çalışılan kara bulutları dağıtacağına inanıyorum. Bu noktada, tehditlere aldırmamak ve sandıklara sahip çıkmak da çok önemli. Bu, milletçe hepimizin görevi.

28 ŞUBAT DÂVÂSI

- SORU: 28 Şubat Dâvâsı’nın sivil ayağı ile ilgili iki gelişme oldu... POAŞ ihalesi ilgili tüm bilgi ve belgelerin istenmesine karar verildi. İkincisi Aydın Doğan’ın ‘Refah-Yol’u ben yıktım’ dediği iddiası ile ilgili Albayrakların tanık olarak dinlenilmesine karar verildi. Ne düşünüyorsunuz?

- Hayra alâmet diyorum. Gerçekler ortaya çıksın. Yargı içerisindeki malum yapı bugüne kadar pek çok konuyu görmedi veya üzerini kapattı.Gerçeklerin ortaya çıkması için, yargı üzerine düşeni yapmalı. Gerekiyorsa, her ne kadar icracı olmasa da, bu tür konularda Devlet Denetleme Kurulu’nu da çalıştırabiliriz. Hiçbir şey gizli kalmasın, her şey gün yüzüne çıksın. Belirli odakların, hiçbir günahı olmayanlara iftiralarla fatura kesmeye kalktığı bir ortamdayız. Doktoraya giden oğluma, iftira atıp ‘kaçtı’ dediler. Oysa bayramda buradaydı. Haziran-Temmuz gibi tezini verince de ülkemize dönecek. Bu ülkeden kimlerin kaçtığı belli. Benim oğlum, kaçanlardan değil... Ama bazı kesimler, ‘Çamur at, izi kalır’ mantığıyla iş yapıyor. 

SURİYE VE RUSYA

- SORU: Rusya’nın da hava operasyonlarıyla müdahil olduğu Suriye kriziyle ilgili gerilim sürüyor. NATO, Türkiye’ye destek için gerekirse Çekiç Güç gönderilebileceği şeklinde bir açıklama yaptı. Değerlendirmeniz nedir? 

- NATO, Hazar’dan füzelerin de atıldığı gelişmeler sonrasında, gerekirse48 saat içinde Türkiye’ye NATO güçlerinin konuşlandırılabileceğiniaçıkladı. Türkiye’nin yanında olduklarını vurguladılar. Rusya, adeta bölgeyi sınıyor. Rusya bu şekilde davranarak dost kazanamaz, tam tersine dostlarını kaybedebilir.

- SORU: Füze savunma ihalesiyle ilgili süreç bir hayli uzadı. Yaşanan gelişmelerden sonra bu süreçte bir hızlanma olacak mı?

- Neticelendirme aşamasına yaklaşıyoruz. Kasım ayında Çin Devlet Başkanı G-20 çerçevesinde Türkiye’de olacak. Fransa da teklifini yenilemiş durumda. Hollande, BM Genel Kurulu’nda görüştüğü Ahmet Bey aracılığıyla bana bu konuda bir mektup gönderdi. Türkiye olarak füze ihalesinde bizim üzerinde önemle durduğumuz konu, ortak üretim veteknoloji kazanımı. 

YENİ BİR GÖÇ DALGASI

- SORU: Rusların da bombardımana başlamasının ardından AB, Suriye’den yeni bir göç dalgasından endişe ediyor mu? Türkiye’ye ilginin artmasının sebebi bu da olabilir mi?

- Ölüm insanlara her şeyi yaptırır. Orada terör devam etikçe yeni bir göç dalgası olabilir tabiî... Bombardıman var, terör var. Buradan kaçış olur. Rejim, bu işin kara harekâtını üstlendi, Rusya hava harekatını üstlendi. İran da destek oluyor. Mülteciler konusunda Türkiye’nin yaptıklarını AB ülkeleri dahil, herkes takdir ediyor. Ama, külfet paylaşımı konusunda şu ana kadar ciddi bir şey yapmadılar. AB yekilileri ilk kez, külfet paylaşımı konusunda bir şeyler yapmaları gerektiğini idrak etmiş görünüyorlar.

JAPONLAR, YENİ HIZLI TREN HATTINA DA TALİP

Tokyo ziyaretimizde İmparatorluk Rezidansı’nda İmparotor Akihito ve İmparotoriçe ile de görüşme imkanı bulduk. Yaptığımız sohbette, kendilerine Japonya temaslarımız hakkında bilgi verdik. ArdındanBaşbakanlık Ofisi’nde heyetlerarası görüşmemizi yaptık. Türkiye-Japonya arasındaki ikili ilişkileri ele aldık. Savunma sanayiinde, siyasi alanda ve ekonomik ilişkilerde neler yapılabileceğini konuştuk. Ekonomik ilişkilerde 3,4 milyar dolarlık bir ticari hacmimiz var. 400 milyon ihracatımız var. Karşılığında 3 milyar dolar onların ihracatı var. Bu eşitsizliğin düzeltilmesi önemli. Marmaray’da ve İzmit Köprüsü’nde Japonlar aktif görev aldılar. Şimdi Ankara-İstanbul yeni hızlı tren hattı için de Japon şirketler çalışıyor.Çanakkale Geçişi’ne de katılmak isteyen Japon firmaları var.

Japonya Başbakanı Abe ile yaptığımız dar kapsamlı görüşmede ise, bölgesel ve uluslarası sorunları konuştuk. G-20 toplantısını ele aldık. G-20’nin ana gündem maddelerinin yanı sıra, çalışma yemeğinde ele alınabilecek konulardan biri olan küresel terör meselesi hakkında da görüş alışverişinde bulunduk.

DAİŞ’İN SİLAHLARI BATI VE RUSYA'DAN

- SORU: Rusya’nın arabuluculuğu neticesinde rejim ile PYD arasında yapılan anlaşma için ne diyorsunuz?

- PYD zaten rejim desteklidir. PKK’nın da içinde olduğu bir örgüttür. Rusya kara harekatında kullanmak üzere PYD ile anlaşma yapabilir. Buna hazır durumdalar. Aynı şekilde başkaları ile de yapabilirler! Bakıyorsunuz,DAİŞ’in elinde Batı ülkelerinin silahları var, Rus silahları da var. DAİŞ bu silahları nasıl elde ediyor? Bunu sorduğumuz zaman da  rahatsız oluyorlar..

SORU: Türkiye’nin Suriye politikasında bir değişiklik olabilir mi? 

- Suriye’deki mevcut rejim, bir terör devletidir. Biz kalkıp da pozisyonumuzu değiştirmeyiz. O rejim yüzünden 350 bin insan öldü, 5 milyon insan ülkesini terk etti. 7 milyon insan ülke içinde yer değiştirdi. Toplam 12 milyon. Herkesin sorduğu şu: Esed giderse, onun yerini DAİŞ mi alacak? Halbuki Esed giderse, yönetimin Suriye halkına geçeceğini düşünmek de pekala mümkün. Suriye’yi yönetebilecek nitelikli insanlar olduğunu biliyoruz. Bu nedenle baştan beri Özgür Suriye Ordusu’nu destekliyoruz. Kısacası, bizim Esed ile ilgili olumlu pozisyon almamız mümkün değil.

MESCİD-İ AKSA ŞAH DAMARIMIZ

- SORU: Ortadoğu’daki son gelişmeler, İsrail-Türkiye ilişkilerinin normalleşmesini hızlandırır mı?

Bu konuda ne zaman umutlanılsa, hemen bir şeyler oluyor. Tam olumlu adımlar atılacak, ilişkiler normale dönebilir denilirken, bir bakıyorsunuz İsrail Mescid-i Aksa’yı basıyor. O kutsal mekan, Müslümanların şah damarı.Damarı kesmeye kalkarsanız, size nasıl el uzatacağız? Mescid-i Aksa’ya girip zarar veriyorlar, Osmanlı döneminden kalan vitrayları kırıyorlar. İyi niyet karşılıklı olmalı. Biz elimizi uzattığımız zaman, karşımızdaki el yumruk olmamalı. Mavi Marmara olayının ardından Obama devreye girdi, özür dilediler. Tazminat ve ambargo konusunda belli bir noktaya gelmiştik ki, Gazze’yi bombaladılar. Tuttular, Mescid-i Aksa’ya girdiler. Sözlerini tutmadılar. Attığımız olumlu adımlar karşılık bulmadı.

SANCAR HOCA'YA TEBRİK

- SORU: Nobel ödülü alan Aziz Sancar’ı aradınız mı?

- Evet, Aziz hocamızı telefonla aradım, kendisini tebrik ettim. Edebiyat alanından sonra Kimya alanında da bir NOBEL ödülü alınması, milletçe hepimizi mutlu etti. Hocamızı tebrik ettim. Kendisiyle gurur duyduk. Türkiye’ye geldiğinde, kendisini mutlaka beklediğimi söyledim. Bu tür bilim adamlarımızın sayısının artmasını temenni ediyorum. 

AB’NİN TÜRKİYE'YE TAVRI DEĞİŞİYOR

- SORU: Teknik meselenin yanında bu konudaki tercihlerde siyasi bir durum da söz konusu mu? Çünkü Suriye konusunda Rusya-İran-Çin safı oluşmakta. Şangay İşbirliği Teşkilatı’na ilişkin bazı beyanatlarınız da olmuştu. Son durum nedir?

- Şartlar sizi zaman zaman bir yere doğru sürükleyebiliyor. Benim o beyanatlarımın en önemli sebebi, AB’nin 50 yılı aşkın bir süredir bizi oyalamakta olması. Fakat ben Brüksel’de Pazartesi günü yaptığım temaslarda, uzun bir aradan sonra ilk kez, AB yetkililerini Türkiye’ye karşı olumlu bir tavır içerisinde gördüm. Durum farklılaşıyor.

- SORU: Brüksel ziyaretinizin ardından Merkel’in Türkiye ile ilgili görüşlerinin değişmediğinden söz etmesine ne diyorsunuz?

- Şansölye Merkel’in açıklamasını garipsedim. Gerçi, yeni bir şey değil.‘İmtiyaz’ ifadesini hep kullanır. Kendisine de söyledim. Bu, aslındaAlmanya’nın görüşü değil... Mesela Schröder, hiç o tür bir ifade kullanmadı. Merkel’in koalisyon ortağı aynı fikirde mi? Mesela Almanya Dışişleri Bakanı ne diyor bu konuda, merak ediyorum. Şansölye Merkel ile geçenlerde telefonla da görüştük. Yeri gelseydi, ‘Hâlâ aynı noktada mısınız?’ diye sorardım. Kasım’da geldiğinde sorabilirim de. Koalisyon ortağı ile de görüşeceğiz. Aslında bizim Almanya ile bambaşka bir ilişki içerisinde olmamız lazım. Zira orada üç milyon Türk var.

*********************************************************************

“Dini hassasiyet”ten değil, “ticari çıkar”dan da olsa!

Sanıyorum 35-40 yıl öncesiydi... Tedavi için Amerika’ya giden Sakıp Sabancı; dönüşünde demişti ki; “Hastanelerin bütün odalarında İncil var... Bizim hastanelerimizde niye Kur’an-ı Kerim yok?”

Bu sözler, o günlerde “bomba” gibi düşmüştü “Laikçi Türkiye”nin gündemine...

Haziran 2014’te gittiğimiz Paris’te ve son gittiğimiz Tokyo’da, kaldığımız otellerde gördüm ki, odalarda “Kıble”yi gösteren oklar var... Yani, namaza durmak için, “Kıble”yi araştırmana gerek yok!..

Peki, nerede oluyor bu?.. Nüfusunun büyük çoğunluğu “Hıristiyan” olanParis’te ve nüfusunun büyük çoğunluğu “Şintoist” ya da “Budist” olanTokyo’da!.. Otellerine “Kıble” işaretini koymaları, elbette “İslâm’a saygı”larından değil, “müşteriye saygı”larından!.. Yani, “dini hassasiyet”lerinden  değil, “ticari çıkar” hesaplarından!.. Öyle ya; müşteri“Müslüman” da olsa; nihayetinde “Dolar” veriyor, “Euro” veriyor, “Yen”veriyor!..

O halde sormak gerekmez mi; “Elin gâvuru” Müslüman’a değer verirken, Türkiye’deki büyük otellerin bazıları niye “gâvurlukta inat” ediyor, niye“Kıble” işareti koymuyor odalara?.. “Müslüman müşteri”leri mi yok, “etkili”mi olamıyorlar?..

Paris ve Tokyo örneklerinden sonra, bu olayı sorgulamaya başladım.

Dilerim, ülkemizdeki “gâvur inadı” da sona erer!..

yeniakit