Avrasya fay hattı, Rusya ile ortaklık

İbrahim Karagül

Rusya Başbakanı Vladimir Putin, yarın Türkiye'de. Rus imparatorluğunu çözülmekten kurtaran hatta yeniden dirilten, bütün zaaflarına rağmen küresel güç mücadelesinde Moskova'nın merkezi konumunu pekiştiren, 21. yüzyıl dünya sistemi oluşumuna ağır eleştiriler ve itirazlar yükselten, Batı'nın tek yanlı dizayn çabalarına karşı Asya'da güçlü bir dayanışma hattı oluşturma çabasından vazgeçmeyen, Ruslar'ın "Üç Vladimir"inden biri olan Putin, şüphesiz bugünün dünyasının en güçlü siyasi liderlerinden. Ziyareti; sadece enerji politikaları açısından değil, Türkiye-Rusya ilişkileri açısından, tarihleri savaşlarla dolu iki büyük imparatorluk mirasçılarının birbirine ve geleceğe bakışları açısından son derece önemli.

Türkiye'nin kendine, bölgesine, dünyaya bakışını sadece ABD ile, Avrupa Birliği ile ilişkilere hapsedenler için, demokrasi ve insan hakları açısından Batı'dan ağır eleştiriler alan bir liderin ziyaretinin boru hatları dışında fazlaca bir önemi elbette olmayacak. Ancak, hemen çevremize, Doğu tarafına bakınca, aslında Rusya ile ilişkilerimizin Kafkaslar'la, Orta Asya ile, Karadeniz çevresiyle, hatta kısmen Ortadoğu ile ilişkilerimizi derinden etkileme hatta belirleme gücüne sahip olduğunu göreceğiz. Onlarca yıl yaptığımız gibi, belli bir yere sırtımızı dayayıp dünyaya öyle bakmayacaksak, kendimizi merkeze alacaksak, Batı kadar Doğu ve diğer bölgelerle de güçlü ilişkiler kuracaksak, Türkiye'yi cephe ülke olmaktan çıkarıp, yeniden birilerinin taşeronluğuna mahkum etmeden uzun bir yürüyüşe çıkaracaksak her yöne son derece dikkatli bakmamız gerektiğini, her şeyler ilgilenmemiz gerektiğini, eski söylemlerimizi terk edip kendi cümlelerimizi kurmamız gerektiğini, tayin edilen ilişki biçimlerini değil kendi çıkarlarımızın şekillendirdiği ilişki biçimlerini denememiz gerektiğini bilmek zorundayız.

Putin'in ziyareti her açıdan çok önemli. Gündeme ilişkin notlar şöyle: "İkinci Mavi Akım Hattı'na ilişkin anlaşma imzalansın. Nükleer santral ihalesi ile ilgili süreç geciktirilmesin, bir an önce karar verilsin. Süresi 2011 yılında dolacak olan Batı Hattı anlaşmasının süresi uzatılsın. Tuzgölü Doğalgaz Deposu'nun yapım işi Rusya'ya verilsin. Doğalgaz dağıtım ihalelerinde de Rus firmaları ile Türk firmaları ortak projeler geliştirsin. Avrupa'ya ortak gaz satışı konusunda anlaşma imzalansın."

Bunların her biri Türkiye için hayati önemde. Hem ikili ilişkileri yönlendirme gücüne sahip hem de enerji denklemiyle iç içe şekillenen küresel güç dengesi mücadelesinde Türkiye'nin pozisyonunu tanımlama ve güçlendirme açısından önemli. Ancak, ikili ve çok ortaklı projelerin ötesinde, Türkiye ve Rusya'nın nasıl bir geleceğe yöneleceği, çatışmayı mı yoksa işbirliğini mi tercih edeceği, rekabeti mi yoksa ortaklığı mı seçeceği iki ülke arasında "stratejik ortaklık" tarzı bir ilişkinin mümkün olup olamayacağı konusunda kafa yormak gerekiyor.

Avrasya üzerinde güçler mücadelesinin sertleştiği, İran ve Doğu'sunda çok ciddi gerilim alanları oluştuğu bir dönemde, Avrasya'nın iki merkez ülkesinin atacağı adımlar bütün ülkeler tarafından dikkatle izlenecek.

Gürcistan krizi sırasında, Türkiye yoğun baskı altında kalmıştı. Batı'nın Kafkaslar'daki "Garnizon ülkesi" olarak inşa edilen Gürcistan'ın Abhazya'ya saldırısı, ardından gelen Rusya müdahalesi bölgeyi bir anda harekete geçirdi. ABD, Avrupa ve NATO. Bir büyük projenin çöküşünü engellemek için seferber oldu. Batı ittifakı içindeki Türkiye'ye büyük rol düşüyordu. NATO ve ABD gemileri Karadeniz'e hareket etti. Tam bu sırada, Başbakan Tayyip Erdoğan'ın yaptığı değerlendirme, aslında Türkiye'nin Rusya'ya, Rusya ile geleceğe bakışını ortaya koyan özet cümlelerdi.

"Gürcistan olayından sonraki süreçte bizi bir tarafa doğru itmeye çalışıyorlar. Bazıları tümüyle ABD'nin, bazıları tümüyle Rusya'nın tarafına itmeye çalışıyor. Oysa biri en yakın müttefikimiz olan ABD, diğeri ise enerji başta olmak üzere önemli ticaret hacmimizin bulunduğu Rusya. Ben Türkiye'nin tümüyle bir tarafa itilmesine müsaade etmem. Türkiye'nin ulusal çıkarları neyi gerektiriyorsa ona göre hareket ederiz.

Rusya dediğiniz zaman bizim için önemli bir enerji kaynağı. Ayrıca çok önemli seviyede ticaretimizin olduğu bir ülke. 10 binin üzerinde TIR'ımız bekliyor orada. Doğalgaz alımımız, enerjiye olan ihtiyacımız belli. Bunları yok sayabilir misiniz? Sayamazsınız. Rusya ile ekonomik, ticari ilişkilerimize baktığınızda Rusya'yı göz ardı edemezsiniz. O halde Türkiye kendi çıkarları doğrultusunda bir denge gözetecektir. Taraflardan birine doğru itilmesi doğru değildir."

Ben bunu; "Ne Amerika ne Rusya, Türkiye kendi yolunda" diye anladım. Umarım böyledir"

Yeni Şafak