Öymen, “Atatürk'ün hedeflerinden birinin tesettürü kaldırmak olduğunu bilmedikleri anlaşılıyor. Yani geçmişten örnek vermeye kalkarlarsa, çok mahçup olurlar.” şeklinde konuştu.
Ne yalan söyleyelim, bir gün gelip de Onur Öymen'le aynı düşünceyi paylaşabileceğimizi biz de düşünmezdik. Mukadderat!
Aslında Onur Öymen ve çizgisini açık sözlülüklerinden ötürü bir kez daha kutlamak gerekiyor! Düşmanlığını açıkça izhar etmekten, ne düşündüğünü, neyi savunduğunu söylemekten çekinmiyor. Ne güzel! Keşke resmi ideoloji kıskacına takılmadan herkes düşüncelerini böylesi bir rahatlıkla açık edebilse; 312'lere, 301'lere takılmadan.
Öyle olabilseydi, belki de ne Recep Tayyip Erdoğan, ne de onun sözünü manşetlere taşıyan Vakit gazetesinin çelişki zannettikleri tarihin cilvelerine müdahane etmelerine gerek kalmazdı.
Öte yandan bugünkü Yeni Asya'daki yazısında Kazım Güleçyüz, “Başörtülü First Lady” başlıklı yazısında Erdoğan'ın demecine şu şekilde değinmiş:
“…Konunun üzerinde durulması gereken bir diğer boyutu, Gül'ün ve Erdoğan'ın “Çankaya'da başörtüsü”nü savunurken Birinci Cumhurbaşkanına dayanma, onun eşini ve annesini referans gösterme yanlışını ısrarla sürdürmeleri.
Oysa yasakçıların dayanağı da aynı kişi. Ve onların argümanları çok daha güçlü ve tutarlı.
Diyorlar ki: “Zübeyde Hanımın örtüsü türban değil, tülbent. Latife Hanım ise evlendiğinde açıktı. Ama o günün toplum yapısını dikkate alarak, yurt gezilerinde halkın karşısına örtülü olarak çıkıyordu. Boşandıktan sonraki ömrünü de kıyafet devrimine uygun şekilde geçirdi...”
Dahası, CHP'li Onur Öymen'in vurguladığı gibi, “Atatürk'ün hedeflerinden biri tesettürü kaldırmaktı.” Ve bu, daha millî mücadele günlerinde M. Kemal'in, Mazhar Müfit'in not defterine yazdırdığı temel hedefler listesine “Tesettür kalkacak” maddesini koydurmasıyla da sabitti.
Hal böyle olunca başörtüsünü, hayatı boyunca tesettürü kaldırmayı hedeflemiş bir kişiye dayanarak savunmanın hiçbir anlamı yok.
Kendi dâvâsını küçük düşürmekten başka...”
Haksöz
Latife Hanım'ın iki hali: