“AŞI YASASI” İÇİN İMZA ATANLAR HAKKINDA!

Abdurrahman Dilipak

İnsan hata yapar. Hatasını anlayınca dönenlere ve aynı/benzer hataları tekrarlamayacak olanlara selam olsun. Onlar bu konuda hiçbir şey yapmayıp, etrafına bakınanlardan daha hayırlıdır. Ramazanın ruhaniyeti sizi kuşatsın da Şeytanın ve onun dostlarının aracılık ettiği bu işten dolayı Hak şerleri hayra çevirsin ve sizi mükâfatlandırsın.

O imza sürecinde yaşananlar bu arkadaşlara ders olsun. Genel Merkez, Genel Başkan istiyor diye muhtevasını bilmediğiniz, anlayıp, kanaat getirmediğiniz hiçbir şeye imza atmayın, leh ve aleyhine konuşmayın, talimata göre emme-basma tulumba gibi elinizi-kolunuzu kaldırıp indirmeyin. Bu onları İlah ve Rab konumuna yükseltmek anlamına gelir. Bizim Rabbimiz ve İlahımız yalnız Allah’tır.

Siyaset vekalet müessesesidir, velayet değil. Velayet makamı ilim ve hikmet makamıdır. Velayet makamı, Ehli hal vel akt / ahit üzere yaşayanların ve verdikleri sözde duranların makamıdır.

Tarihten bugüne, saray tarafından satın alınıp, arka bahçelerine hapsedilen “saray ulemaları” yok mu, onları biz, şatafatlı cübbeleri ve başlıkları ile zengin sofralarında ümera saraylarında görürsünüz. Hz. İsa’yı öldürmeye karar verenler, Hz. Zekeriya’yı ve Hz. Yahya’yı şehid edenler onlardı. Bugün de hangi dinden, hangi milletten olurlarsa olsunlar, onların ayak izinden gidenler, onların zihniyet ikizleri ve varisleridir, veresettüş şeytandırlar. Onları bugün, Havra’larda, kilise’lerde, bazı İslam ülkelerindeki “The cemaat”larda da görüyoruz.

Bize, saraydan gelen yazılı fetva’ya imza atması istenen alimin itirazı üzerine, “ya fetvayı imzala ya da kelleni gönder” diyen sultana direnen alimler gerek. Halkın da onlara sahip çıkıp, sultana karşı direnmesi gerek. VIP ve CIP taifesi dediklerinin arasında bunların sayısı o kadar çok ki. Gazze ve İsrail ile ticaret konusundaki “kısık sesler” bunlardır. Silkin, bir silkinişle, içine çekilmek istenen yanlıştan döndü. Kendini kutlarım. İnşallah bundan sonra bu gibi konularda daha dikkatli olur. Bizim erkeklerimiz ne zaman Hz. Aliye, Hz. Ömer’e dönüşecek; hanımlarımız, kızlarımız birer Hz. Meryem’e, Hz. Hacer’e, Hz. Asiye’ye, Hz. Maşite’ye, Hz. Fatıma’ya, Hz. Aişe’ye, Hz. Hatice’ye dönüşecekler. “Karayel, bir kıvılcım; simsiyah oldu ocak! / Gün doğmakta, anneler ne zaman doğuracak?” Kadınlar sadece çocuk doğurmazlar, toplumu doğururlar. Her kadın ve erkek bir başka kadın’ın eseridir.

Şimdi, bu teklifi kim gündeme getirdi onları bulmak gerek. Bu tasarı tek başına DEVA Partisi İstanbul Milletvekili ve DEVA Genel Başkan yardımcısı Elif Esen‘in kafasından mı çıktı? İstanbul sözleşmesini savunan açıklamaları da oldu daha önce, LGBT konusunda ılımlı bir dil kullandığı da. Aşı konusunda kendini eleştirenlere karşı agresif bir dil kullandı. Sivillerin ve basının bu gibi konularda artırılmış eleştiri hakkı, siyasilerin ise artırılmış tahammül yükümlülüğü vardır. Onun arkasında ya da yanında ona destek verenler kimlerdi, parti içinden ve dışından? Toplumda bu kadar hassasiyetinin oluştuğu bir konuda, Ramazanın başında bunlar ne yapmak istiyorlardı, Onları bulmak gerek. Özür dilesinler eğer hatalarını kabul ediyorlarsa, yoksa yollarına devam etsinler. Millet hakem olsun. Sonunda bunlar sandığa gidecekler. Eğer hatalarını kabul ediyorlarsa, tevbe etmeden önce bu işe nasıl bulaştıklarını / bulaştırıldıklarını açıklasınlar. Ve bu komploda yer alıp, tevbe etmeyenler için de gereği yapılsın.

Bu işe imza atan partiler ve milletvekilleri belli. SP Genel Başkanı TBMM’deki grup toplantısında bu konuya değinmedi bile. Gelecek ve DEVA partisinden de henüz bir açıklama gelmedi. Zaten Yasa tasarısını hazırlayan da DEVA Partisinden başı örtülü bir hanımdı.

Şimdi, bu işten özür dileyip geri çekilen partiler ve milletvekillerinden, bu yaptıklarının diyeti / kefareti olarak imza attıkları taslağın aksine yeni bir yasa tasarısı hazırlasınlar, hatta Ramazanın ruhaniyetine sığınıp Ankara’daki DSÖ, UN WOMAN ve benzeri örgütlerin kapatılması, İstanbul Sözleşmesinin tekrarı olan ve buna dayalı çıkartılan yürürlükteki yasa ile aynı seviyedeki ve birbirini destekleyen Lanzarote ve CEDAW dan geri çekilinmesi için yasa teklifinde bulunsunlar. Şu mRNA aşısının sebep olduğu ölümler, kalıcı hasarlar bir araştırılsın. Bu aşı lobisi ve ucu Epstein’e dayanan uluslararası örgüt ilişkileri ve mali ilişkiler ortaya çıkartılsın. Depremde ve diğer zamanlardaki Epstein örgütünün çocuk ticareti bir araştırılsın bakalım. Buradan başlarsanız, Fuhuş ve Uyuşturucu mafyasının da arkasındaki güç anlaşılacaktır. Bu konularda siyaset ve yargı harekete geçme konusunda isteksiz, meclisin araştırma yapması engelleniyor. Bu yol tekrar denenmeli. Bu Epstein çetesinin tarihi Yahudilikteki, Molcoh’a çocuk kurban etme geleneği kadar eski. Hatta bir ucu Nuh aleyhisselam’ın kavmine kadar uzanır. Epstein’in çatı örgütü Chabat’ın ve bunların gayrimeşru çocuğu Agartha’nın Türkiye’deki varlığı ve faaliyetleri araştırılmalı. 5G+, TransHumanizm ve BioHackerlerin oluşturacağı tehditler sorgulanmalı. Meclis bunların takipçisi olmalı. Partiler bu maksatla komisyonlar kurmalı.

Ele alınması gereken çok konu var. Kamu borçları, mevcut Riba düzeninin kamuya maliyeti, rüşvet, torpil, maarif, aile, gençlik, israf, adaletle ilgili sorunlar tek tek ele alınmalı. Terör bu bataklıkta hayat buluyor. Bu sorunlar aşılmadan çözüm de olmaz barış da! Yeni seçimde yeni ittifakın adresi, yani 3. YOL bu girişime destek verenlerle, girişime karşı çıkanlar arasında olabilir, böyle giderse. Halkla inatlaşmak olmaz. Yeni ittifak böyle bir zeminde hayat bulabilir ve özellikle %30’u bulan depolitize topluluk bu hareketin ilk genişleme alanı olabilir. Bakın ötekiler, uluslararası sistemin talep ve dayatmaları karşısında bir araya gelebiliyorlar. Mesela İstanbul sözleşmesi konusunda AK Parti ile CHP, MHP ile DEM tek bir parti gibi hareket edebiliyor.

Siyaset maslahat / sulh etmek için vardır. Bu siyaset, bu haliyle, sorun üreten, hantal, pahalı, kalite ve verimliliği düşük bir faaliyet alanı. Bizimkiler, kendilerine “biz politikacı değiliz, siyaset adamıyız” derler. Baksınlar bakalım örfte “siyaset meydanı”, “siyaset etmek”, “siyaset gömleği”, “siyetgah”, “siyaseten katl” ne anlama geliyor. Osmanlıda 36 Padişahın 12’si “siyaseten infaz” edildi. Beşikteki bebeğin katline bile fetva verenler oldu. Bir de kavramın etimolojisi, “at eğitme”yi model alıyor. Siyasetçi süvari, halk, eğitilmesi, tımar edilmesi gereken bir at gibi tanımlanıyor. “Hepiniz bir çobansınız, her çoban sürüsünden mesuldür” anlamındaki Resulullah’ın bir teşbihi, Yahudiler tarafından istismar edilince, ayet geldi, “Raina demeyin, Unzurna” deyin diye. Güdülenen reaya, ahali(!?) bu “Raina” anlayışından çıkıp, “Unzurna” anlayışına geçmesi gerek. “Beni güdüle, çobanın sürüsünü yönettiği sen de bizi yönet” demeyin başınızdaki çoban diye tayin ettiğiniz örgüt ya da devlet liderine. Tamam o sizi suya, meraya götürmek için var. Sizi tımar edecek ve sağacak da, siz koyun sürüsü değilsiniz. Onlar sizi gözetsinler, önünüz açıp, arkanızı toplasınlar, kavga ederseniz ayırsınlar, kural ihlali yaparsanız cezalandırsınlar ama unutmayın ki siz insansınız, Cemaat olmak sürü olmak değil. Bu anlamda telaffuru “Garbi” olsa da, manası bizim için “Garib” değil. Politia / Polis aynı kökten. Polis şehir demek. Yani Arapçadaki “Medine”nin karşılığı. “Konstantinapolis” derken “Konstantinin şehri” demiş oluyoruz, mesela. Peki Güvenliği sağlayan “Polis” ne demek, o da “töreyi, yasayı, şehrin düzenini koruyan” demek. Yani Yesrib’i Medine yapan, “Medine sözleşmesi”ne bir gönderme yapacak olursak, aslında Politika tam da bunun karşılığı. Biz Siyasetle etiket ve markayı sahiplenirken, muhtevayı ıskalamışız meğerse!? Medine, Şehir, Medeniyet aynı kökten gelir, karşı anlam, “Bedevi”liktir. Şehirli/Medeni olmak, “farklı dini, mezhebi, etnik, ideolojik, politik topluluklardan oluşan bir halkın, barış içinde bir arada yaşamak için bir hukuk topluluğu oluşturması” ile ilgili bir konudur. “Hukuk Devleti”nden kasıt budur. “Kanun devleti” aslında bedevi bir yönetimi ifade eder. Unutmamak gerekir ki, “Hukuka aykırı yasa/kanun, suç aletidir”.

Bu millet yakın tarihte neler görmedi ki… Tek parti döneminde, kim nereden aday olacak sofrada belirleniyor. Oylama desen açık oy gizli tasnif, İtiraz ederken İstiklal Mahkemelerini boylarsın. Kanuna göre karar vermiyorlar, verilen karar kanun sayılıyor. Savcısı da yok savunması da. Meclis adına karar verildiği için 3 milletvekili Yargı heyetini oluşturuyor. Temyizi de yok. Kanunlar batıdan tercüme. Gerekçesiz olarak meclise sevkedilip çoğu zaman müzakeresiz olarak oy birliği ile kabul ediliyor. Tabi bazı yasalar bu durumda tercüme hataları ile birlikte yasalaşıyor. İtiraz edenlerin başına, Ali Şükrünün başına gelenler gelebilir. Bugüne gelince de, yine tercüme yasalar var, teklifi verenler de, yasayı savunanlar da, yasa metnini okumamış olabiliyor, tabi oylamaya katılanlar da. Bazan yasa teklifine imza atanlar imzasından haberleri yok,. Çünkü icabında kullanılmak üzere, boş kağıda atılmış imzalar söz konusu. N’olacak işte “Türkiş Demokrasi”! Türkiye’de yasa yapma süreçleri her zaman sorunlu oldu. Dışarıda bir yerlerde hazırlanan yasa teklifleri bir anda ortaya çıkartılıp işleme konulabiliyor.

Hadi, aşı konusuna geri dönelim. Bir uçtan başlayın. Bu işi hayra vesile olacak bir hamleye dönüştürelim. Zaten çok geç kaldık bu işlerde. Böyle siyaset olmaz. Siyasetin bu anlamda yeniden yapılandırılması gerek aslında. Unutmayalım ki, biz kendimizi değiştirmeden, Allah’ın bizim hakkımızdaki hükmü bu yasaya göre belirlendi, “Galu bela zamanı”nda, “elestü bezmi”nde. O zaman kendimize bir çeki düzen verelim ki, Allah’ın yardımı bize ulaşsın. Unutmayalım ki, Allah’ın kolaylaştırdığından daha kolay, zorlaştırdığından daha zor bir iş yoktur. Allah’ın ipini bırakıp, uluslararası sistemin, global sermayenin ipine tutunanların üstüne Allah (cc) pislik yağdıracak ve onların işlerini sarp dağlara sardıracak. Onların bu yaptıkları karşısında sessiz kalan ahali varsa, içlerindeki beyinsizleri işledikleri yüzünden ötekileri yakan ateş, onlara da dokunacak.

Kritik bir eşikteyiz. Gazze süreci ve İslam dünyasının perişanlığını, sessizliğini gözler önüne serdi. Mevzi kazanımlarla övünmeyi, global sistem karşısında acizliğimizle dövünmeyi bırakıp, aklımızı başımıza toplayalım. Ramazanın ruhaniyeti bizi kuşatsın ve ufkumuzu aydınlatsın.

Selam ve dua ile…