AK Parti Aksaray’da bundan 10 yıl önce, 1 Kasım 2015’te yapılan seçimlerde %71.6 oy almıştı. 15 Temmuz 2016’dan 8 ay önce de; mesela 22 Temmuz 2007 seçimlerinde %63.4 oy almıştı. Hatta 12.06.2011 seçimlerinde de %66.1 oy almıştı. Ne oldu da AK Parti’nin oyu 31 Mart 2024’te %36.9’a düştü? 2015’ten 2024’e AK Parti Aksaray’da niçin %50 oy kaybetmişti!
2024’te AK Parti birinci, MHP ikinci, İYİ Parti üçüncü oldu. Oysa 2019’da AK Parti ile MHP oyları eşitti, aradaki fark %0.5 bile değildi. 2014’te AK Parti açık ara öndeydi. Seçimi kazandı ama kaybederek, oy kaybına uğrayarak seçimi kazandı. 31.03.2019’da oyu %40.5’ti. %3.5 oy kaybı yaşayarak seçimi kazanması bir siyasi mühendislik başarısıydı. AK Parti oyunun artırarak değil, MHP’ye oy kaybettirerek, MHP’li seçmenin İYİ Parti’ye oy vermesini sağlayacak bir medya desteği ile çok küçük oranda oyun MHP’den İYİ Parti’ye geçişi sağlanarak seçimi kazanmıştır. Bu harika bir siyasi mühendislik örneğidir. Kendi partinin siyasi sermayesini rakip partinin aleyhine kullanarak da seçim kazanabiliyorsunuz. Hem de siz oyunuzu artırmadan, rakibinizin oyunu eksilterek.
AK Parti’nin en yüksek oyu %70+3 bandıdır. Bu bantta 2007 Genel Seçimleri’nde Bingöl’de %71 oy alırken onu takip eden illerdeki durum şöyle: Erzurum’da %68, Kahramanmaraş’ta %68, Konya’da %65 oy almıştı. 1 Kasım 2015 Genel Seçimleri’nde Konya’da %73.9, Konya’yı takip eden illerden Adıyaman’da %69.1 oy almıştı. 2019 Yerel Seçimleri’nde ise Rize’de %72.99, Konya’da %70.53, Malatya’da %68.5 oy almıştı. Son seçimde (31 Mart 2024 Yerel Seçimleri) bu illerdeki AK Parti oy oranları Rize: %54.7 (kayıp %9), Konya: %49.4 (kayıp %23), Bingöl: %33 (kayıp %38)…
Aksaray’da AK Parti’nin oyu %71’den %40.5’e düştü. Yani %30.5’lik bir oy kaybı var.
Bakın, AK Parti 1 Kasım 2015’te %71.6 oy alıyor; daha sonra sürekli ve trajik bir oy kaybı var. 7 Haziran 2015 Genel Seçimleri’nde %58.3, 14 Mayıs 2023 Genel Seçimleri’nde %43.8, 31 Mart 2019’da yerel seçimlerde %40.5, 31 Mart 2024’te yine yerel seçimlerde %36.9 oy almış… Aksaray merkezde AK Parti 2014’te %57, 2019’da %40.47, son seçimde %36.85 oy almış.
Burada dikkat çekici olan, biraz önce de bir siyaset mühendisliği örneği olarak değindiğim konuyu tekrar hatırlatmak istiyorum. MHP 2014’te burada %34.2 oy alıyor, 2019’da %39.4 oy alırken 2024’te oy oranı %28.7’ye düşüyor. Neredeyse %10 oy kaybı var. İYİ Parti +%2 oy artışı sağlıyor. AK Parti sürekli oy kaybederken MHP sürekli oy artırıyor; ama son seçimde ilginç bir durum var. İYİ Parti 2019’da %18.22 oy alırken 2024’te %20.3 oy alıyor. Zaten işin püf noktası da MHP’deki bu oy kaybı. MHP, AK Parti’den daha fazla oy kaybedince seçimi AK Parti kazanıyor.
Şimdi sorulması gereken soru şu: Bu oy kaybı nereden kaynaklanıyor? Aksaray butik bir şehir. Zengin bir tarihi var. Kuzeyden güneye, güneyden kuzeye geçiş konusunda çok eski bir yer. Yakın geçmişinde Konya ve Niğde ile birlik olmuş. Şimdi kendi başına bağımsız bir il; bir kanadında Selçuklu’dan bugüne uzanan bir Konya var, sırtını Toroslar’a dayamış, önünde / kuzeyde Ankara var. Doğusunda Nevşehir’le özdeşleşen bir tarih var. Kapadokya, Ahi Evran geleneği, Somuncu Baba… Ne ararsan var.
Öfkeyi, düşmanlıkları artırarak kendinizi güçlendiremezsiniz; sadece aynı ülkenin çocuklarını dini, mezhebi, ideolojik, politik, etnik, felsefi ve vicdani kanaat farklılıkları üzerinden birbirine düşürerek sadece düşmanlarınızın işini kolaylaştırır, ülkenizi onların tasalluduna açık hale getirirsiniz.
Velinimetiniz olan seçmeninizin suallerine cevap vermek zorundasınız. Hatta onların formüle edemedikleri sorunlarına çözüm arayışlarına cevap teşkil etmek üzere, şuur altlarına saplanmış olan sual-i mukadderlerine kemal-i ciddiyetle cevap vermeniz gerekir.
Yukarıda gördüğümüz gerçek şu: Bir dağılma var, hayal kırıklığı var, umutların boşa çıktığı algısı var. Cevabını bulmayan sorular, çözüm bulunamayan sorunlar var. Uysal atın çiftesi pektir. Halk “uysal koyun” değildir. Bakarsınız bir anlık bir öfkeyle tehlikeli tepkiler verebilir. Aşk ve öfke arasında uçurumlar yoktur. İhanete uğradığını, aldatıldığını düşünen aşık öfkesini kontrol edemeyebilir. Aşk ve öfke aklı zail eder…
Teşkilatınıza bakın, milletvekillerinize bakın, iş adamlarınıza bakın, bürokratlarınıza bakın, arka bahçenize aldığınız cemaat ve STK’lara, vakıflara bakın. Bunun bir açıklaması olmalı. Suçu halka yıkmayın, kendinizde arayın. Genel Merkezden başlayarak ilçe teşkilatlarınıza, parti üyelerinize, kadın kollarına, gençlik teşkilatınıza bakın. Vitrininizdeki kişilere bakın, söyleminize bakın. Yolda bulduklarınız, zor günlerinizde beraber olduklarınızın önüne geçiyorsa kopacak bir fırtınanın ayak seslerini duymaya hazır olun. Şimdi tam yeri; sahi Ebû Müslim Horasânî Emevilerin yıkılışına giden günlerde ne demişti:
“Onlar, zarar vermeyeceklerinden emin oldukları için dostlarını kendilerinden uzak tuttular. Kendilerine bağlamak ve kazanmak için de düşmanlarını yakınlaştırdılar. Yakınlaştırılan düşman dost olmadı. Ama uzaklaştırılan dost düşman oldu. Herkes düşman safında birleşince de yıkılmaları mukadder oldu.”
Tarih övgü ya da sövgü kitabı değildir. Tarih mefahirden ibaret değildir. Tarih bir toplumun ortak hafızası, tecrübeler birikimidir. İbret dersidir. Tarihten ders almak gerek; yoksa tekerrür eder.
Bakara Suresi 214. ayette ne deniliyordu: “Yoksa siz, sizden öncekilerin başına gelenler sizin de başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız?”
Rûm Suresi 9. ayette de bize denir ki: “Onlar yeryüzünde gezip de kendilerinden öncekilerin akıbetinin nasıl olduğuna bakmadılar mı? Onlar kendilerinden daha güçlü idiler…”
Tarihin akışına bakınca jeopolitik ve teo-politik açıdan Aksaray özel bir yere sahiptir. Ihlara Kanyonu’nda kaya oyması yüzlerce kilisenin varlığından söz edilir… Fikirler de coğrafyanın jeopolitiğinden, teo-politiğinden etkilenir. Rey şehri, doğu ile batı arasında gidip gelenlerin fikirlerinin dünyaya yayıldığı bir merkezdi. Girit de öyle; İpek Yolu, İstanbul, Şam, Mekke-i Mükerreme, Medine-i Münevvere, Kudüs-ü Şerif de öyle. Aksaray, kuzey-güney üzerinde bir koridordur. Toroslar’ın bu yanında Aksaray, öte yanında Tarsus vardır. “Artık sosyal medya var, koridorlar önemini kaybediyor” deseniz de tarihin toprağa sindiği coğrafyalarda halkın şuuraltına yerleşmiş bir genetik miras var. Hicaz Demiryolu, Bağdat Demiryolu’nun, Han Duvarları’nda anlatılan hayat hikayelerinin taş duvarlarına sinmiş bir tarih var… Aksaray’daki o %71 bir talebi, bir beklentiyi ifade ediyor. O %36, AK Parti’ye aslında bir cevaptır. O oranın yönü hala aşağıya doğru. Çünkü elde kalanlar, daha kötüsünün gelmesinden duyulan korku ve daha iyisi için gidecek yer bulamama endişesinden kaynaklanıyor. Var olan alternatifler konusunda “sütten ağzı yananların ayranı üfleyerek içmeleri”ni bir misal olarak verecek olursak, buna sebep olan şey politikfobinin bir tezahüründen başka bir şey değildir… Ve son olarak, AK Parti’ye iltihaklar sayısal bir artış gibi gözükse de suyu bulandırmaktan, kaygıyı artırmaktan başka bir işe yaramıyor.
Erdoğan 25. yıl kutlamasında ilk günkü heyecanla, bugün yeni bir başlangıçla kaldıkları yerden yola devam mesajı vermişti. Keşke bir nefsi muhasebe yapsa ve eksikleri, yanlışlıkları görüp düzeltme sözü verseydi. Ama tabii bugüne kadar o kadar çok söz verildi ki artık insanlar gelinen noktada sözün bittiğini düşünüyor. Siyasilerin ağzı başka şeyler söylüyor, ayakları başka yere gidiyor. İstanbul Sözleşmesi gömlek değiştirerek yoluna devam ediyor. KADEM de yerli yerinde duruyor. Kimsenin Lanzarote’den söz ettiği yok. Esnafın, emeklinin hali malum. Ağustosun son çeyreğine giriyoruz; büyük sanayici de küçük esnaf da gelecek günlerin geçen günleri aratmasından korkuyor. “Bana güven” sözünün bir karşılığı yok artık. Bu vergiler yatırımcıyı, tarım sektörünü, tüketiciyi perişan ediyor. “Üç harfli marketler”den daha fazla vurgun yapan bir maliye politikası var. Siyaset başkalarını suçladığı bir konuda kendini hesaba çekmiyor. Kaldı ki üç harfli marketlerin topluma yüklediği maliyet, devletin topluma yüklediği maliyetin yanında fazla bir değer ve anlam taşımaz.
Bakın, bu sansasyonel çökme ve operasyonlar toplumu dinden de devletten de soğutuyor. Sahi, bu işler bu noktaya gelene kadar neden sustunuz? Kenan Evren’in dediği gibi şartların oluşması için birilerine yol verip görmezden mi geldiniz yoksa! Peki Süleymancılar “son iki peygamber gücüne sahip Kişriş’i” alaşağı edip AK Parti’li birini başlarına geçirselerdi bu operasyon olur muydu? Biri bunu soruyor bana.
Tarikat yapılarında yozlaşma yok değil. Her yerde var; tarikatlarda da siyaset ve sermaye yapılarında da durum pek farklı değil. Zaten tarikatlar ve STK’lar; sağı-solu, Alevi-Sünni’si yok, siyasetin arka bahçesine yerleştirildiler. Gelinen noktada bu yapıların dışında kalanlar artık bu yapılara iyi gözle bakmıyorlar. Bu yapılar da artık dağılıyor. Bu yapılar 28 Şubat’ta direndiler ve ayakta kalmayı başardılar… Dirsek teması içinde olanlar artık camilerden, insani yardım derneklerinden, vakıflardan, derneklerden, onların okullarından, yurtlarından uzaklaşmaya başladılar.
Sahi, sıra şimdi hangi tarikatta? İnsanların din, cami, vakıflarla tüm bağlarını koparmadan bu operasyonlar, çökmeler bu şekilde devam edecek mi? Niye bu iş daha erken ve daha sessiz bir şekilde yapılmıyor? Bu kayyumlar o yapılara yardım eden, destek veren, o yurtlarda kalanların öfkesine sebep oluyor. Bunun faturası İslam’a, Müslümanlara çıkarılıyor… Sapla saman birbirine karışmasın, kurunun yanında yaş da yanmasın… Ne demişler: Zulüm ile abad olunmaz. Alma mazlumun ahını, çıkar aheste aheste! Aman dikkat! Bu dünyada yaptığımız ve yapmamız gerekirken yapmadığımız, söylediğimiz ve söylememiz gerekirken söylemediğimiz her şeyin hesabının sorulacağı bir gün var. Yargılayanların da yargılanacakları bir gün var. Selam ve dua ile.
NOT: Hafta sonu ben ve hanımım Aksaray’daydık. Aksaray Üni. Tıp Fak.’den Doç. Dr. Serdar’ın ev sahipliğinde dolu dolu geçen üç gün geçirdik. İlk gün Ağaçlı Tesisleri’ndeydik; akşam Nora TV’de Sedat Eker’le siyasi gündemi konuştuk. Öbür gün Ahmet Kuşsan’dan “Somuncu Baba”yı dinledik. Orada İsmail Karaman el yapımı bir bıçak hediye etti. “Selime Manastırı” ve “Ihlara Kanyonu”nda rehberimiz Ahmet Çar’dı. “Kapadokus Spa”da Recep Yaşar’ın misafiri olduk. “Günalp Konağı”nda Murat Günalp’in misafiri olduk. Konakta Doç. Dr. Mehmet Can, Mühendis Ömer Faruk, İktisatçı Orhan Erden’le tanıştık. “Çatlak Restaurant”tan Beytullah Andıç, “Helvadere’de Çilek ve Bal Üreticisi” Sinan Kocabaş, “Selime el dokuma halı, antika” işi yapan Mustafa ve Kadir Çevik’i ve bazı resmi görevlileri ziyaret ettik; tanıştığımız Diyanet görevlileri oldu. Selime Kur’an kursunda görevli ve Sinan Bey Camii imamı Şenol Salun ile hoş sohbetlerimiz oldu. Dönüşte artık evimizde Aksaray’dan dönüşte “Selime”nin ikramı, tarihten esintiler taşıyan bir Seccademiz daha vardı. Hanımla birlikte bize eşlik eden arkadaşların hanımları ve koruma görevi yapan Jandarma kardeşlerimize de ayrıca teşekkür ediyorum.