PKK’ya “Eğer bizi kan ve göz yaşı dökerek özgürleştireceğinizi sanıyorsanız yanlış yoldasınız” diyecek kadar da cesurlar. “Sözün bittiği yerdeyiz” diyenlere ise “Hayır daha başlamadık, konuşacak çok şeyimiz var” diyorlar.
Şırnak’ta katliam gibi bir saldırının ardından uzun zamandır bekledikleri fırsatı yakalamış gibi görünen kimi çevreler istemeyerek toprağa gömdükleri savaş baltalarını çıkarmaya çalışırken, insanın yüreğine su serpen sağduyulu bir ses yükseldi. Kendilerini “Genç Kürt Siviller” olarak tanımlayan topu topu birkaç kişilerdi. Ama tam zamanında ve olması gerektiği yerde duruyorlardı. Hareketin liderliğini yürüten İdris Kardaş, “Her türlü özgürlüğü olan insanın, PKK’ya niye ihtiyacı olsun ki?”diyerek çözümün demokratik ve özgür bir Türkiye ile sağlanacağını belirtiyor.
Sizden önce Genç Siviller diye bir grup çıkmıştı. Onlar kendilerini ifadede bir etnik kimlik kullanmadılar. Siz niye etnik kimliğinizi ön plana çıkarmayı tercih ettiniz?
Biz başından beri Genç Sivillerle beraber hareket ediyoruz. Kamuoyunun ilk defa dikkatini çeken o ünlü 19 Mayıs bildirisini birlikte okuduk. Ondan sonraki faaliyetlerde de yine beraberdik. Son zamanlarda yaşanan olaylardan sonra ortaya çıkan düşmanca söylemlerden sonra, grup içindeki Kürt arkadaşlarla bir bildiri kaleme alma ihtiyacı hissettik. Bizim bu ülkede yaşayan genç siviller olarak rahatsızlıklarımız var, Kürt olarak da rahatsızlıklarımız var. Bunun için Genç Kürt Siviller imzasıyla bir bildiri yayınlamayı uygun gördük. Aynı anda bizim dışımızdaki arkadaşlarımız da “Genç Türk Siviller Rahatsız” diye bir bildiri yayınladılar. Biz Genç Kürt Siviller, Kürt siyasetini ve PKK’yı eleştiren bir bildiri kaleme aldık, Genç Türk Siviller de Türk siyasetini, hükümeti ve askeri eleştirdi. Böylece birbirini tamamlayan iki bildiri yayınlanmış oldu.
Genç Siviller kendilerini ifade etmek için Converse ayakkabı giyiyorlardı. Sizin böyle bir sembolünüz var mı?
Biz normalde genç sivillerle hareket ettiğimiz için böyle bir sembol daha önce hiç düşünmemiştik. Ama olabilir, neden olmasın?
Kamuoyuna yayınladığınız metinde genelde Kürt halkı adına konuşur bir ifade tarzınız var. Siz gerçekten Kürt halkının duygularını mı seslendiriyorsunuz? Yoksa seslendirdiğiniz duygular bir temenniden mi ibaret?
Şimdi Kürt halkı dediğimiz zaman homojen bir toplumdan bahsetmiyoruz. Halk içinde Kürt halkı dendiği zaman algılanan şey, PKK yandaşı ve DTP’ye oy veren insanlar. Hâlbuki Kürt halkı içinde çok farklı eğilimi olan insanlar var. İşte İslami yanı ağır basan, ya da sol yanı ağır basan vs. Ama bunlar çok fazla görünür değil. Bizim söylemimizin tüm Kürt halkını temsil ettiğini söylemek çok zor ama bizimle aynı hassasiyetleri taşıyan hiç de azımsanmayacak kadar çok Kürt olduğunu biliyoruz. Nihayetinde biz o bölgede yaşadık, oradaki düşünceleri yakından biliyoruz.
Yine bildirinizde “Türk halkı bu acıyı bir yönü ile çekti ama biz her yönü ile yaşadık” diyorsunuz. Bu savaşta Türk ve Kürt halkına düşen acı payı nedir?
Biz bunu iki şey için söylemiştik. Birincisi Türkler açısından, onlar asker gençleri şehit verdi. Öte yandan dağa çıkan gençler vardı, onlar da hayatlarını kaybettiler. Ama bunun ötesinde bölgedeki bu çatışma ortamından dolayı devletin orada yaşattığı hukuksuzluklar, baskı ve şiddet meydana geldi.
Elbette acılar arasında bir kıyaslama, bir yarış yapmak yanlış bir şey, biz sadece bu sıkıntıya bir ölçü koymak istedik.
Kimsenin acısını küçük görmek gibi bir amacımız yoktu.
BUGÜNE KADAR ÇÖZÜM HEP DAĞDA ARANDI
“Açıkça söylüyorum bu sorunun çözüm yeri dağ değil Meclis’tir. Bizim orada Kürt halkı olarak temsilcilerimiz var. DTP ve AKP’li bölge milletvekilleri bizim Meclis’teki temsilcilerimizdir. DTP’nin evet bir takım yanlış çıkışları var, belki beceremiyorlar da, onları çok iyi tanımıyoruz. Biraz zaman vermek, şans tanımak gerekiyor diye düşünüyorum.“
Son zamanlardaki gerginliğe bakarsanız, Türkiye’de Kürt Türk kavgası çıkma ihtimali var mı?
Bunu hiç düşünmek bile istemiyoruz. Ama şu da içimize su serpiyor: Böyle bir etnik kavga daha önce hiç olmamış, demek ki bu iki halk birbirini gerçekten seviyor. Biz aynı toprağın insanıyız, aynı türküleri dinliyoruz, eti elle yiyoruz hala. Bir takım istisnalar yaşanmış olabilir, ama toplumsal bir yaygınlık kazanacağını zannetmiyorum.
Kürt sorununa şimdiye kadar hep dağda çözüm aradık. Ya da birileri bize çözüm yerinin dağ olduğunu söyledi. Gerçekten çözüm yeri orası mı?
Açıkça söylüyorum bu sorunun çözüm yeri dağ değil Meclis’tir. Bizim orada Kürt halkı olarak temsilcilerimiz var. DTP ve AKP’li bölge milletvekilleri bizim Meclis’teki temsilcilerimizdir. DTP’nin evet bir takım yanlış çıkışları var, belki beceremiyorlar da, onları çok iyi tanımıyoruz. Biraz zaman vermek, şans tanımak gerekiyor diye düşünüyorum. Bir yandan anneler ağlıyor, diğer yandan soruna çözüm bulma noktasında olanlar kelime kavgası yapıyor.
Bakın toplumu ayağa kaldıran son Şırnak saldırısından sonra anneler Türkçe ve Kürtçe ağıtlarla çocuklarını toprağa verdiler. Bence söz illa bir noktada bitecekse, işte o nokta burasıdır. Annelerin gözyaşlarından rant sağlayan çevreler var. Evlat acısı yaşayan Türk ve Kürt anneler bir araya gelemiyor çünkü onların bir araya gelmesi engelleniyor. Annelerin yüreğinden parçalar kopuyor ama açıklamayı yapan bir erkek. Ve o erkek açıklama yaparken annenin acısını ifadeden çok uzak, keskin cümleler kuruyor. Belki bu işi annelere bıraksaydık, onlar sorunu bu boyuta gelmeden çoktan çözerlerdi.
Bir eylem planınız var mı?
Şu an için yok. Oldukça yeniyiz ve ilk olarak bu bildiriyi yayınladık. Bundan sonrası için düşüneceğiz.
Bildirinizde çok ilginç bir ifade vardı. “Barış isteyenlerin elini zayıflatmaktan başka bir anlamı olmayan bu hareketinizi bizim özgürlüğümüz için mi yaptığınızı düşünüyorsunuz? Kürtlerin geleceği için karanlık ilişkilere mi dalıyorsunuz?” Kime sesleniyorsunuz?
Biz burada tamamen PKK’ya sesleniyoruz. Bizim özgürlüğümüz, bizim geleceğimiz adına şiddet yolunu seçmek çok yanlış bir davranış ve bunun geleceği yok. Biz bildirinin sonunda “illa da beraber yaşayacağız” diyoruz. Şimdi beraber yaşamak istediğiniz insanları önce öldürüp sonra “beraber yaşayacağız” diyemezsiniz. Özgürlüğümüz şiddetle elde edilemez. Biz bunu konuşarak, dokunarak, ikna ederek halledebileceğimizi düşünüyoruz. Şiddetle demokrasi istemek çok mantıklı ve ahlaklı gelmiyor bize.
Herhalde devletin de burada silahı öncelikli yöntem olmaktan çıkarması gerekiyor.
Tabii ki. Aslında bölgeye bunca acı yaşatan her iki taraf da ne yazık ki gücünü savaştan alıyor. Bu mesele baskı ve şiddetle çözülmüyor, geçen zaman içerisinde çözülen bir mesele var mı? Demek ki bu yolun çözümü farklı. Birtakım siyasal, sosyal, kültürel haklar, altyapı yatırımları, en önemlisi ikna ve sevgi bu sorunu çözmekte büyük kolaylıklar sağlayacaktır. Ama şunu da göz ardı etmemek lazım. Herkesin farklı hassasiyetleri var. Burada Türk halkını veya Türkiye’de yaşayan diğer insanları da iyi anlamak lazım. Her şeyi konuşabilmemiz gerekiyor. En büyük sorunumuz bu zaten; konuşmuyoruz, konuşamıyoruz.
Kirli ilişkilerden bahsediyorsunuz. Nedir bu kirli ilişkiler?
Savaşın ve şiddetin yöntem olarak kullanıldığı her yerde kirli ilişkiler vardır. Halkların çektikleri acılar ne yazık ki savaştan beslenen grupların hiç umurlarında değil. Biz de onların ekmeğine yağ sürmemek için şiddetten vazgeçilmesini istiyoruz.
Sizin Kürt gençleri olarak sesinizi yükseltmenizde bu karanlık ilişkilerin, savaşın bu yöntemle bitmeyecek olmasının ne kadar etkisi oldu?
Ben 25 yaşındayım. 20 senedir diyebilirim ki değişen hiçbir şey yok. Bu işler çok keskin sözlerle, birbirini kırarak olmuyor. Birbirini anlamakla oluyor, diyalogla oluyor. Bunu anlamak istemiyorlar. Diyalog öneren sesler bastırıldı. Belki devlet bastırdı, belki PKK bastırdı. Bu tür seslerin daha gür çıkması için biz kendi Kürt kimliğimizle böyle bir çabanın içine girdik. Uzun yılların acılarından bahsediyoruz, bunlar çok birikmiş şeyler, bir kerede, havuz problemleri gibi çözülecek şeyler değil.
Bu savaşın 25 yıldır sürdüğünü düşündüğümüzde, biraz geç kalmış bir çıkış değil mi?
Tabii ki geç. Ama hiç çıkmadı demek yanlış. Çıkmıştır ama sesleri gür çıkmamıştır. Ya da bastırılmışlardır. Biz şu an kendi zamanımızdan sorumluyuz ve bu sorumluluğumuzu yerine getiriyoruz. Geçmişe baktığımızda keşke çok önce her şeye rağmen gür sesler çıksaydı diye düşünüyoruz.
Bildirinin ardından olumsuz tepkiler aldınız mı?
Bildirimiz internet sitelerinde dolaşıyor. Forumlarda tartışılıyor. Kürt milliyetçileri, Türk milliyetçileri birtakım yorumlar getiriyorlar. Birçok insan “Ben bu bildirinin altına imza atarım, yeter ki savaş son bulsun, bir insan daha ölmesin” diyorlar. Böyle aklıselim insanlar var ama sayıları çok değil.
Bu kaotik ortamda gösterdiğiniz gayretlerle kendinizi göle maya çalıyormuş gibi hissetmiyor musunuz?
Evet, ama bir umut. Bu küçük bir tohum, belki bunun yetiştiğini biz görmeyiz ama sonraki nesillere miras bırakabiliriz. Çıkışımız çok güçlü olmasa da, bu bakış açısı ile ilk defa oluyor.
Beytüşşebap’da 12 korucu öldürüldü. Toplumda beklenen etkiyi yapmayınca bu sefer 13 asker, biraz komplo kokmuyor mu?
Kesinlikle komplo var. Bakın Meclis Araştırma Komisyonu bile Beytüşşebap’taki saldırıyı kimin yaptığı konusunda kesin ifadeler kullanamıyor. 13 askerin öldürülmesi PKK işi olarak görünüyor ve bu olay, Beytüşşebap’ın üstünü örttü. Artık kimse korkusundan Beytüşşebap’da ne oldu diye soramıyor. Bakın Sayın Bahçeli bir açıklama yaptı “tezkereye karşı çıkan bölücüdür” diyor. Böyle bir saçmalık olabilir mi? Bu mantık tüm hukuksuzluklara meşru bir ortam sağlıyor. O yüzden PKK’ya diyoruz ki, sen şiddeti bırak ki, biz bu hukuksuzlukların üzerine gidelim. Bu ülkede aklıselim insanlar var ve onlarla el ele vererek devletin yaptığı hukuksuzlukların hesabını sorabilelim. Şiddet, karşı şiddeti meşrulaştırıyor, biz de PKK’dan bu yüzden şiddeti bırakmasını istiyoruz. Tabii devlet de aynı şekilde şiddete son vermeli. Çünkü devlet Kürtlerin yaşama alanını daralttıkça Kürtler PKK’yı bir kurtuluş yolu olarak görüyor. Ama devlet Kürtlerin yaşama alanlarını genişlettikçe PKK marjinalleşiyor. Çünkü o insanların her türlü özgürlüğü varsa, o zaman PKK’ya kimin ihtiyacı olacak ki?
Birilerini ya da bir düşünceyi sevmek zorunda olmadan ama binlerce yıldır beraber yaşadığımız bu toprakları da terk etmeden bir arada yaşama şansımız yok mu?
Olmaz mı? Hem Türklerin, hem Kürtlerin silahı çözüm olarak gören kesimlere karşı tavır alması çok önemli. Bunun ardından her iki halk da birbirinden af dilemeli ve birbirini affetmeli. Bu karşılıklı affediş inanın bütün savaş politikalarının iflası anlamına gelebilir. İki halk bunu başarabilir çünkü burası Anadolu ve biz Anadolu insanıyız. Hırant Dink’in dediği gibi “Fransa’nın ya da bilmem hangi batı ülkesinin soykırımı kabul etmesi benim için önemli değil, önemli olan Türk halkının benim gönlümü almasıdır.” Türkler ve Kürtler için de durum böyledir. Her iki tarafın da birbirine karşı haksızlığı olmuştur, birbirine acı çektirmiştir, tüm bu acılardan dolayı iki halk birbirinden özür dileyip, affetmelidir.
KONUŞMAYA YENİ BAŞLADIK
Şırnak’taki saldırının ardından hükümet “Sözün bittiği yerdeyiz” dedi. Ne konuşulmuştu ki söz bitti. Ya da neler konuşulmadı?
Doğrusu hiçbir şey konuşulmadı. Silahın dışında çözüm üretme noktasında bulunan hiç kimse bir çözüm önermedi. Son zamanlarda bölgedeki altyapı ve ekonomik yatırımlar tabii ki gözümüzden kaçmıyor ama bunlar yetersiz. İnsanlar barış için AKP’ye oy verdi, tezkere geçirsin diye değil.
Yani söze yeni mi başlanmıştı?
Bölgede AKP silahsız bir çözümün sembolüydü, bu nedenle bu kadar oy aldı. Bir de tam şu sırada konuşmak gerekiyor. Çünkü bu gidiş daha çok insanın hayatına mal olabilir. İnsanların var olduğu yerde, hayatın var olduğu yerde konuşmamak mümkün mü? Hayatın olmadığı yerde susulur. Ama biz hâlâ yaşıyoruz, hâlâ konuşabiliyoruz, hâlâ birbirimizi ikna edebiliyoruz.Demek ki şimdi tam konuşma zamanı.
Burada hükümet savaş yanlılarının oyununa mı geldi?
Evet, ne yazık ki şu sıralar savaş yanlılarıyla aynı dili konuşuyorlar.
K. Irak’a yapılacak bir operasyon çözüm üretir mi?
Daha önce 24 kez yapılan sınır ötesi harekâtlar ne kadar çözüm ürettiyse, 25. de o kadar üretir. Orada birtakım taleplerde bulunan bir halk var. Siz PKK’yı son ferdine kadar ortadan kaldırınca, sorunlara da kökünden çözüm üretmiş olmayacaksınız.
Vakit