Akıl, iman ve korona

Abdurrahman Dilipak

Farkında mısınız, insanoğlu durdu; tabiat, hava, su, toprak canlanmaya başladı. Şehir sessizliğe büründü. Çünkü insangillerden “Belhum adal” yani ins’nin Şeytanlaşmış şekli olan mahluk, tabiatın koronasıydı.. “Hayvanları öldürüyor, ekinleri talan ediyor, tabiatı genleri oynanmış bitkiler, DNA’sı değiştirilmiş hayvanlar, zirai ilaçlar, fenni gübreler ve endüstriyel gazlarla ifsad ediyordu”. Tabiat, çocuklarından intikam almaz! Biz topraktan geldik, ona döndürüleceğiz. Bedenimiz ona aittir. Toprak anadır! Ruhumuz da geldiği yere gidecek ve bizim şahidliğimizi yapacak ve herkes bu dünyada yaptığının karşılığını görecek orada!

Korona da bizim baş belamız. O akıl sahibi bir varlık değil, fakat canı var, hareket ediyor. Olan suyun akması, yağmurun yağması gibi bir şey. İnsanoğlu akletmediği için bazı gerçekleri anlayamadı. “Su insanı boğar, ateş yakarmış” demek ki! Siz Amazon ormanlarını yakarsanız, Avustralya’yı yakarsanız, kutuplardaki buzları eritirseniz ne olmasını bekliyordunuz. Biz, bu Şeytani oyunun dışında kaldığını söyleyenler, zalimlerden yana olmadık mı, ya da bu zulümler olurken sesimizi kısmadık mı, o zaman da “bu ateşin bize de dokunacağını” akletmeliydik. Allah’ın o zalimleri başımıza musallat edeceğini, “içimizdeki beyinsizlerin işledikleri yüzünden” Allah’ın bizi de helak edebileceği uyarısını dikkat etmedik. Yasaklanan ne varsa yaptık. Kimimiz Nuh kavmine benzetti kendini, kimi Karun’laştı, kimi Şeddat, kimi Firavun, kimi Bel’am oldu. Ebu Cehiller ve Ebu Leheb’ler küllerinden dirilip geri döndüler. Bu kıyamet onların başına kopuyor da, bizim çektiğimiz onlara benzememiz ve onlara karşı durmamamız yüzündendir.

Daha bekleyin! Bitmedi. Haram mal ve mülkleri, servetleri, tahtları, taçları, makamları yerle bir edecek bir gazabın eşiğinde olabiliriz. Ve bunun bir de daha sonrası var. Eğer Cennete sırtınızı döndünüzse yüzünüz Cehenneme dönüktür. Hadi durmayın, sloganlarınız, marşlarınız, pankartlarınızla tava - tencere çalarak yürüyün. Liderleriniz, örgütleriniz, o  “İlah ve Rab edindiğiniz” din ve dünya liderleriniz gelip Allah’ın elinden kurtarsın sizi!

Yeryüzünü fesada veren kimilerini kimilerinin başına bela etti de Allah, bu “karanlık gece”nin ardından aydınlık sabaha hazırlanıyor insanlık. Bu gece uzun sürebilir. Bunun akılla çözeceğimiz maddi şartları olduğu gibi, helak sebebi olan manevi esbaba da tevessül etmek gerek.

Hadi siz bu dünyada zillet ve helake sebeb olacak işlerden uzaklaşın ve tevbe edin. Tevbe etmeden madden ve manen abdest alın, eğer yüzünüzü Allah’a dönecek kadar temizledi iseniz, üstünüzdeki haram elbiseleri çıkardıysanız, haram para dolu cüzdanlarınızı, torpille ve rüşvetle alınan ve size makam, statü sağlayan kimliklerinizi de unutmayın. Çünkü onlar elbisenizin cebinde iken guslünüz makbul olmaz. Abdestiniz olmuş olmaz. Kasalarınızdaki banka cüzdanları, tapularınızı da unutmayın ama. Hadi şimdi Tevbe edin. Yoksa canınız Cehenneme gidecek bunu bilin. Bugün yakanızı koronadan kurtarsanız bile yarın bir deprem ya da başka bir bela bulur sizi. Allah’ın Rahmetinin ve gazabının sınırını kimse test etmeye kalkmasın.

Hud 45-47 Nûh Rabbine şöyle seslendi: “Ey Rabbim! Şüphesiz oğlum da ailemdendir. Senin vaadin elbette haktır. Sen hâkimlerin en âdilisin” dedi. Allah buyurdu ki: “Ey Nûh! O senin ailenden değildir. Çünkü onun yaptığı iyi olmayan bir iştir. Sakın hakkında bilgi sahibi olmadığın bir şeyi benden isteme! Ben cahillerden olmayasın diye sana öğüt veriyorum.” Nûh dedi ki: “Ey Rabbim! Ben, senden hakkında bilgi sahibi olmadığım bir şeyi istemekten yine Sana sığınırım. Eğer beni bağışlamaz ve esirgemezsen, kaybedenlerden olurum!”

Ayet, “dualarınız olmasa ne işe yarardınız ki” der. Peygamberimiz de, “Kabul olmayan duadan Allah’a sığınırım” der. Allah torpili ve zalime şefaatı kabul etmez. Hud suresine bakın. Nuh (AS), “Senden bilgi sahibi olmadığım bir şeyi istemekten yine Sana sığınırım” der. Namazla dua edin, ne bekliyorsanız onu Allah’tan isteyin. Zira “bize hayır gibi gelen şeyde şer, şer gibi gelen şeylerde Allah hayır murat etmiş olabilir.” Unutmayın, bizi gören, duyan, bilen, hüküm sahibi, merhametli, “ol” deyince olduran, “öl” deyince öldüren bir Allah var! Fecr 27-30’daki şu sırra ram olsak, “Ey imanın huzuruna kavuşmuş insan! Sen O’ndan razı, O da senden hoşnut olarak Rabbine dön. Böylece has kullarımın arasına sen de katıl. Cennetime gir!” Korkmayın, rızgınızdan ne bir gram az ne bir gram çok yiyeceksiniz, ecelinizden bir saniye önce ya da sonra ölmeyeceksiniz, kaderinizden başka bir kader de yok”. Bu süreçte yapıp yapmadıklarınızla imtihan oluyorsunuz, hepsi o kadar. Unutmayalım eğer cahillik eder ve zulme saparsak, Allah işlerimizi sarp sağlara sardıracak ve üstümüze mikrop yağdıracak. O zaman biz kendimize bakalım. 

Çözüm burada: “Akıl ve iman”! Unutmayalım; aklımız kadar iman edecek, aklımız kadar amel işleyeceğiz. Akıl tek başına hidayet vesilesi de değildir. Gaybe iman da esastır. Biz çaresiz değiliz. Çaresizliğimiz nefsimizin, heva ve heveslerimizin inandığımız sonucudur.

Yarın bazı dünya gerçekleri üzerine söyleyeceklerimle devam edecek yazım. Merhamet, sabır, tevekkül, cesaret ve dua ile.