Aile ve çocuk üzerine!

Abdurrahman Dilipak

Geçen gün yeni Aile Bakanı ile tanıştık İstanbul’da, yazarlarla yapılan bir yemekli toplantıda.. Toplantının gayesi, çocuklara yönelik şiddet ve istismara karşı toplumsal duyarlılığı artırmak..

Artırılmış bir hassasiyet, umuda baskın çıkan bir korkuya dönüşüyorsa, o da ciddi bir tehlikeye dönüşebilir diye endişeleniyorum.. Bilgi sahibi olmadan kanaat sahibi olmanın sebeb olduğu sorunlara benzer bir sorunla karşılaşabiliriz..

Bir de hassasiyet bazan alerji ve kontrol dışı tepkilere sebeb olabilir. O hassasiyet, bilgi ve sorumluluk duygusu ile desteklenmiyorsa, uyarıcılara karşı protest reaktif bir öfkeye dönüşebilir..

Her şey ne çok iyi, ne çok kötü. Gelişmeler doğru yönde, ileri doğru gelişiyor, toplamda, ama geri kaldığımız yerler de yok değil.

Her zaman korku ile umut arasında bir yerde durmalıyız. Havf ve reca dengesini korumak önemli..

İki günümüz birbirine eş olmaması gerektiğine göre, hep doğru yönde ve ileri doğru yürüyüşümüzü sürdürmemiz gerekiyor..

Bu iş tek başına hükümetin işi değil. STK, media, okul, mabed, yerel yönetimler herkes işin içinde olmalı.. Aile asıl sorunlu ve sorumlu kesin bu işte..

Önce zihinsel bir arınmaya ihtiyacımız var.. Nereden gelip nereye gidiyoruz. Tarih ve gelecek tasavvuru. Bugün neredeyiz ve önceliklerimiz ne olmalı.. Bu yön-eylem stratejisini belirlerken, inanç, tarih, kültür ve gelenekten ne ölçüde, nasıl yararlanacağız ve dayanmamız gereken kavramlar ve kurumlar neler. Batı normları, kavram ve kurumları ile kendimizi tanımlayamayız ve bu iş bir toplum mühendisliği projesine de dönüşmemeli kuşkusuz..

İhtimal, maliyet ve riskler iyi analiz edilmeli, sosyal metrik sistemler kurulmalı, araştırma, izleme, değerlendirme, derecelendirme ve eylem grubları oluşturulmalı. Üniversiteler bir şekilde işe dahil edilmeli..

Sorun o kadar çok ki, uyuşturucudan tutun da cinsel istismara, sosyal media bağımlılığına, şiddet sarmalına kadar.. Konu bir yanı ile sağlık, bir yanı ile güvenlik, bir yanı ile eğitim, bir yanı ile dini hayat ve din algısı sorunu..

Sedat Laçiner Star’da geçen gün “Yükselen Şiddet ve Yeni Değerler”i yazdı..

Bizim gazeteler, televizyonlar, Türkiye’yi sanki cinayetler ülkesi gibi gösteriyor, ama dünyada da durum hiç de sanıldığı gibi değil.. Her yıl dünyada 500.000’den fazla insan cinayete kurban gidiyormuş. Yani, her gün 1.300’den fazla insan öldürülüyor. Sadece ABD’de yılda 16.500, günde ise 45 kişi öldürülüyormuş. Nüfusa vurulursa, Türkiye’de de her gün 12 kişinin öldürülmesi gerek..

Örnek aldığımız batının en fazla sosyal refaha sahip ülkelerinin başında gelen İskandinav ülkelerinde anne-baba ve 3 çocuklu bir ailede bile en az bir kişi en az bir kez intihara teşebbüs etmiş, beş kişilik bir ailede bir kişi alkolik ya da uyuşturucu kullanıyor. Beş kişilik bir ailede bir kişi homoseksüel, lezbiyen, biseksüel, ya da ensest ilişki içinde.. Beş kişiden bir kişi psikolojik destek almadan kendini yönetemiyor. Beş kişiden bir kişi, anneden kaynaklanan beslenme ve davranış sorunları ya da doğum sonrası süreçte yaşadıkları sebebi ile psikolojik ya da fiziki şiddet ya da baskıya maruz kalmış ve bedeni ya da ruhi sorunlar yaşıyor..

Artık evlenmiyorlar, sadece birlikte yaşıyorlar. Hiçbir şeye inanmıyorlar.. Ateist de değiller, Agnostik.. Hedonist.. Çocuk yapmıyorlar ya da çocukları ile birlikte de yaşamıyorlar.. Evlenenler evliliklerini sürdüremiyor ya da devam eden evliliklerde mutluluk katsayısı çok düşük..

BATI TOPLUMU intihar eden bir toplum! Kendi cehennemlerine odun taşıyorlar.. Yazık!

Bizim medeniyetimizde birey de, toplum da hakettiği yerde durur ve arada AİLE vardır. Aile, birey ve toplumun buluşma noktasıdır. Kozmik bir derinliğe sahiptir.. Biz, ailede birey olur, ailede toplumsallaşırız.. 

Bizde geleneksel kesim, kırsal kesim bir alem.. Dindarlar da 62 parça.. Solu, Alevisi, Levanteni, laikleri hepsi ayrı bir alem.. Aile de, çocuk da bu belirsizlik ortamında bana kalırsa tehdit altında.. Bir de ne idüğü belirsiz kalabalıklar var.. Kriminal vakalar var.. Çocukları dilendirenler ya da örgüt militanı, kurye yapanlar var! Çocuk işçiler; fuhşa, uyuşturucu bataklığına saplanan çocuklar..

Övünmeye-dövünmeye gerek yok.. Durum belli.. 

Daha fazla yasa değil, varolan yasaların uygulanması gerek, tabii yanlış ve eksikleri de tamamlanmış, ama her şeyin sadece yasa çıkarmakla düzelmeyeceğini de bilmemiz gerek.. Yasalar önce önümüze engel koymasın. Sonra da yanlış yapanı cezalandırsın..

Def-i mazarrat, celbi menafiden evladır. Bu bir. İki; yapılacak işlerin efradına cami, ağyarına mani olması gerek..

Bir de kaybolan çocukların kazanılmasında Malcolm X’in hayatı, ya da Kanum sultanlığının kurulmasında öncü bir rol oynayan Rabih’in hayatı bizim için örnek olamaz mı?

Bütün insanlığın hayrına olmayan bir çözüm önerisi bizim önerimiz olmamalı. Biz alemlere rahmet olarak gönderilen bir Peygamberin ümmetiyiz. Bizim katlanmak zorunda olduğumuz güçlükler, elde ettiğimiz tecrübe ve kazanımlar bizden sonrakiler için, diğer ülkeler ve halklar için baht kaynağı olsun. Selâm ve dua ile..

yeniakit