Ahiret gününe inanmak bedel ister

Abdullah Büyük

Haftanın Cuma günlerinde sizlere sunduğumuz mesajlarımız, ülkemizin ve halkımızın hal ve hareketleri göz önüne getirilerek hazırlanır. Mesajlarımızın muhtevası veya içeriğinde referansımız elbette Kitap ve Sünnet olmaktadır. Sizlere, yıllar önce takdim ettiğimiz bir yazımızı, zaruretten dolayı bir daha takdim etmeyi münasip gördük. Kendimizi, nefis muhasebesine tutarak ve anlamak niyeti ile okursak, inşallah istifade etmiş oluruz.

Bireysel ve toplumsal mutluluğun sigortasının ahiret olduğunu hayat tarzımızla insanlığın önüne bir numune olarak koyamadığımız için, ahiretsiz hayat felsefesi bizleri de etkilemiştir. Bu etki, ülke Müslümanlarının üzerinde farklı şekillerde kendini göstermeye başlamıştır. Dilerseniz birlikte ahiretsiz hayat felsefesinin bizdeki etkilerine bakalım;

Günahlara karşı duyarsız, lakayt ve hafife alıcı bir tavır ile yaşamaya başladık. Artık içinde yaşamış olduğumuz toplumun her geçen gün daha günahkâr hale gelmesi bizleri çok fazla rahatsız etmiyor. Maalesef birçok aile, hafta sonları, işlenen günahların aleni reklamı olan magazin programlarını izliyor. Elimizle ve dilimizle düzeltemediğimiz günahlara kalbimizle buğz bile edemiyoruz. Yolda araç kullanırken, radar işaretini gördüğümüzde arabamızın hızını düşürmeye gösterdiğimiz hassasiyeti, günahlara karşı gözümüzde ve gönlümüzde göstermiyoruz.

Ebeveynler, çocuklarının geleceği için ellerinden gelen bütün yatırımları yapıyorlar. Özel okullarda okutup, özel dersler aldırıyorlar. Gururla çocuklarına “büyüyünce ne olacaksın?” diye sorup, aldıkları cevaplarla seviniyorlar. Ama ne yazık ki çocuklarımızın şu fani dünyaları için yapmış olduğumuz yatırımların yarısını dahi onların ahireti için yapmıyoruz. Acaba kaç anne baba kendisine, “evladım öldükten sonra ne olacak?” sorusunu yöneltmiştir. 

Cenaze törenlerinde, yakınlarımızın, tanıdık eş ve dostlarımızın cenaze namazlarına ve defin işlerine katılıyoruz. Gerek cenaze namazı esnasında, gerekse defin sırasında mezarın başında, vefat edenin birinci dereceden yakınları hariç, katılımcıların her biri bir tarafta çeşit çeşit konuları konuşuyorlar. Ölüm bizim için bir uyarı olmuyor. Ayaklarımızla gelmiş olduğumuz bu mezarlığa, bir gün omuzlarda geleceğimizi hiç düşünmüyoruz. 

Ahiret yokmuş gibi yaşadığımızın bir başka işareti de cenneti bu dünyada aramaya başlamamızdır. Varlıklılarımız ve yoksullarımız olarak hepimiz, daha iyiyi elde etmeye çalışıyoruz. Kanaati hayatımızdan çıkarıp, artık her şeyin en iyisine sahip olmak istiyoruz. Hiçbir yanımız yarım kalmasın, her bir yanımız tamam olsun istiyoruz. Ahiretin varlığına inanan ve ona göre yaşayan mümin, ister zengin olsun, isterse yoksul olsun, imkânları olsa da, olmasa da bir yanlarını yarım bırakır ve “Allah’ım yarım kalan her bir yanımı Sen cennette tamamla” der.

Günümüz Müslümanları modern çağda salih amel reklamcılığına başladı.Herkes, yaptığının Allah rızası için olduğunu bir başkasına anlatmaya çalışıyor. Oysaki Allah rızası için olan bir amelin reklamının olmaması gerekir. İnsanlardan takdir bekleyerek yaptığımız amel ve vazifelerin Allah katında hiçbir değeri yoktur. Yaptığımız işlerde kendimizi ön plana çıkarma gayreti bizi tüketiyor. Oysaki mümin insan, tohum eker, ama hasadı bir başkasına bırakır. Salih amellerin bereketi ancak bu sayede olur. 

Bazen kendimizi içinde bulunduğumuz ve Allah rızası için bir hizmet vesilesi olan cemaatler, vakıflar ve dernekler için vazgeçilmez olarak görmeye başlıyoruz. Biz olmazsak, hiçbir şeyin olmayacağını zannediyoruz. Meşru sebeplerle, bizim ve yapmış olduğumuz hizmetin hayrına olduğu için, hizmetlerin başında yönetici konumunda bulunanlar tarafından kenara çekilmemiz istendiğinde kendimizi kullanılıp atılmış gibi görmeye başlıyoruz ve hizmetlere küsüp, sırt çeviriyoruz. Bu tür büyük yanılgılar hem bize, hem de içinde bulunduğumuz kurumlara zarar veriyor. Vakıf, dernek ve cemaatlerde yapmış olduğumuz hizmetler bizi Allah’a yakınlaştıracaktır. Unutmayalım ki buralarda hizmet verenler, hiç kimsenin şahsına hizmet etmiyorlar. Kenara çekildiğimizde, kendimizi“kullanılmış” hissetmek büyük bir vebaldir ve ahiret yokmuş gibi yaşamaktır. Bu düşünceye kapılanlar kendilerini ara sıra kenara çekmelidirler. Görecekler ki yerleri çok daha iyi yetişmiş insanlar tarafından doldurulacaktır. Allah rızasının olduğu hiçbir yerde boşluk olmaz. Kenara çekilmek ve yerimizi alanlar için dua etmek bize çok şey kazandıracaktır. 

İmanın bir anlamı da “Allah’a güven” . Allah’a güvenen mümin, infak ederken tereddüt etmez. Bilir ki mümin ile kâfir arasındaki fark iman; mümin ile münafık arasındaki farkta infaktır. Günümüz Müslümanları, servetleri arttıkça infakı kısmaya başladılar. Elimizdeki imkânlar nispetinde infak etmemek, ahirete yatırımdan vazgeçmek demektir. 

Malumunuz, Efendimizin hayatındaki en önemli dönüm noktalarından biri de Uhud savaşıdır. Efendimizin sözünün dinlenilmemesi sonucunda ağır bir imtihan yaşanmıştır bu savaşta. Sevgili Efendimiz ve ona inananlar Uhud dağına sığınınca meydanda neleri kaybettiklerini fark etmişlerdir. Hz. Hamza’nın ve daha birçok sahabenin yokluğu burada fark edilmiştir. Biz bu olayı psikolojik bir okumaya tabi tutmak istiyoruz. İnsan dünya meydanında basit ganimetler uğruna çok büyük değerlerini kaybediyor. Ama maalesef kaybettiği değerlerinin farkına varamıyor. Çünkü hiç yüreğinin uhuduna sığınıp meydana bakmıyor. Buna o kadar çok ihtiyacımız var ki bugünlerde. Kendimizi yüreğimizin uhuduna çıkarıp soralım “benim yaşamış olduğum hayatın ruhu, ahireti, öteki yüzü var mı?” diye. Bu sorunun cevabı, hepimizin vicdanındadır, öyleyse dönüp oraya bakalım, ne cevap veriyor. Selam ve sevgilerle, cümlenizin Cuma gününü tebrik ediyoruz.

yeniakit