Afet'in Gaf'ı

Afet Ilgaz, Adalet Bakanı Sadullah Ergin'i "Türkçesi fakir, yetersiz ve yanlış" cümleleriyle yerden yere vururken çok kütü bir gaf yaptı...

Afet Ilgaz Yeniçağ gazetesindeki yazısında, HSYK'ya katılmayarak karar alınmasını engelleyen Adalet Bakanı ve Müsteşar'a fena halde takmış. Takıntısı ciddi bir kafa buzukluğuna da dönüşmüş, Bakan ve Müsteşar'ı çok ağır eleştirirken, büyük bir gafa imza attı.

' Müsteşar' makamı yerine 'Adli Müşavir', 'Danışman' makam adını kullanarak, ya görevi yapandan dolayı görevi hafife alıyor, yada sehven yazdı, ya da Genelkurma'daki emir komuta zincirine uygun davranması özlemiyle 'Müsteşar' yerine 'Adli Müşavir'i uygun buldu, ya da kafaya çok taktığından bozuk kafayla saçmaladı... Zira Müsteşarların görev tanımları bellidir, Danışman ya da 'Adli Müşavir'e uymaz...

Ergenekon avukatlığı yapanların ortak noktası galiba aynı, saldırırken saçmalıyorlar....



Afet Ilgaz'ın yazısının ilgili bölümleri....

Ölüme dair bir kelimeyi başka bir kelimeyle yan yana getirmek, hele mecburen mukayese etmek istemezdim ama bunu yapan ben değilim, Adalet Bakanı ve o çevre.
HSYK'nın son toplantısına adli müşavir olan zat gelmemiş. O gelmeden de karar alınamıyor. O toplantıda bulununca, ona rağmen de karar alınabiliyor.
Bir önceki toplantıyı terk ediyor bay Danışman. Güz kararnamesi tamamlanacakmış. Tamamlanacakmış ama, işin en püf noktası, yerleri değişecek savcı ve hakimler arasında Ergenekon denilen Ümraniye soruşturması hakimleri de varmış.
"Ben böyle bir kararnameyi görüşmek istemiyorum" diye çekip gitmiş Adli Danışman.
"Peki sen nasıl bir kararnameyi görüşmek istersin?"
Bunun cevabını herkes biliyor.
Kararname beğenip beğenmemek, müsteşarın vazifesi terk etmesinin sebebi olabilir mi?
***
İkinci defa gelmeyince makamı aranıyor ve cenazeye gittiği cevabı alınıyor. Hem de şehir aşırı, hem de arkadaş babası cenazesine. İşte insanı günaha sokuyorlar. Hepimizin arkadaşlarının babaları öldü. Hepimizin şehir dışında akraba ölümleri oldu. Çalışıyorsan bir yerde izin alıp gidersin, yahut telefona vs. başvurursun. Arkadaş, arkadaş babası ve Ankara dışı... Ve bir hafta önceki "vazife", terk edilmiş.
Mazeret olarak söylenen şu söze de şaştım kaldım:
"Cenazeye gitmek insani değerdir." Bakan her nedense "değer" yerine "refleks" kullandı ve bunun manasını anlayamadım ama, diyelim ki "değer" demek istedi, vazife "insani değer" değil mi? Üstelik "amme vazifesi". Hani saçı bitmedik yetim hakkı diyorlar ya, onu da ilgilendiren bir durum. Çağdaş değerler açısından, bir sorumluluk. Hukuka karşı, "milli irade" diyorsunuz ya, işte o insanlara karşı, milli iradeden saymadığınız öbür insanlara karşı, devlete karşı...
Bunlara yaptıkları işin ciddiyetini kim, nasıl anlatacak? Hukukun arkasından dolanırlar "yeteri kadar yatmadınız" diye gazetecileri içerde tutarlar, başsavcıya da aynı muameleyi yaparlar. Bütün sorumlu kurumların birlikte hazırlamaları gereken anayasa taslağını, bir haftada oturup kendi aralarında hazırlarlar. Aklı başında yapılan bütün muhalefeti, hiç duymamış gibi, bu konuda fikir beyan edilmediğini iddia eden başkan yardımcısı konuşmaları yaptırırlar ve bütün bunları liberal yandaşların öğrettiği veya telkin ettiği gibi, demokratlık zannederler.
Bir de üstelik ev sahibi bastıran sert çıkışlar yapıyorlar: "HSYK üyeleri çatışma ortamı yaratıyormuş." Fakir bir Türkçe, yetersiz ve yanlış.

aktifhaber

Güncel Haberleri

Levent Gültekin: İran, ABD'nin Yenilmez Olduğu Algısını Sarstı
Bütçeyi festivale değil vatandaşa ayırın
İran'ın denizaltıları Hürmüz Boğazı'nı nasıl kontrol ediyor?
İran Kuş Avlar Gibi Helikopter ve Uçak Düşürüyor!
İran İle Fransa Anlaştı! İran'dan Diplomasi Dersi!