Adamını bul

Ahmet Taşgetiren

1975 yapımı bir Türk filmi. Senaryoyu Suavi Sualp yazmış, Aram Güleryüz yönetmiş. Müjdat Gezen ve Hale Soygazi oynamış. Bir komedi.

Sistemi, kuralları, kurumları oturmamış bir ülke zemininde işlerin nasıl yürüyeceğinin örneği.

Ha 1975 ha 2021.

Oturup seyretsek Bizi anlatıyor demez miyiz?

Adam…

Bir hedef vardır ulaşılması gereken, oraya ulaşılırsa iş bitecektir, oraya, oranın dilinden anlayan, bir şekilde orada hatırı sayılan birileri bulunursa meram anlatılacaktır ve sonuç alınacaktır.

Normal yol, uzundur, engebelidir, hem herkesin adamını bulmaya yöneldiği - yöneltildiği bir ortam söz konusudur, öyle yapmazsanız paylaşılacak şeyden pay almanız zorlaşacaktır vs… onun için şimdilerde by pass diye de tanımlanabilecek adam bulma yöntemine mecbur kalırsınız.

İçimden hiçbir zaman -adam bulma- arzusu, hissi geçmemiştir diyebilir misiniz?

Hastanede kapıcı – hemşire – doktor ararsınız işinizi kolay bitirmek için, Emniyette çaycı bilmem neci amire ulaşmak için, ya da bir polis… Adliyede katip ararsınız hakime savcıya bir şeyler söylemek için… Çocuğunuzu falanca okula - falanca öğretmene kaydettirmek için bile bir adam bulmak gerekir.

Bazen siyasetçiye ulaşmak için adam gerekir, bazen siyasetçi bir başka yere ulaşmak için adam haline gelir.

Bazen oğlundan kızından adam üretmeye çalışırsınız güçlü siyasetçinin. Ne de olsa oğlunu kızını kıramaz siyasetçi.

Bir ara FETÖ davaları için Borsa oluşturulduğu haberleri kaplamıştı ortalığı. Milyonlar konuşuluyordu. Bazı adamlar bulunmuştu Yargıda iş bitiren, ama kapıları milyoncuklar açıyordu, eğer müsaitseniz, paranızın olduğuna inanılıyorsa, çökülebilecek malınız mülkünüz varsa ve maldan mülkten öte hayatınızın kararması riskine maruz iseniz o borsada hedef oluyordunuz, kuzu kuzu tezgaha geliyordunuz.

Ayyuka çıkmıştı iddialar, iktidar partisinin adamları seslendiriyordu iddiaları, bir yandan Acırsanız acınacak hale gelirsiniz mantığı ile yüzbinlerce insan devletten ihraç ediliyor, cezaevlerine tıkılıyor, bir yandan Borsa işlemleri yürüyordu demek ki… Nasıl oluyordu bu işler? Borsa simsarları görülmüyor muydu, yoksa herkesin birbirini gördüğü bir sistem mi işler haldeydi?

İnsanlar, FETÖ operasyonlarının fırtına gibi estiği bir zamanda Süleyman Özışık’ın İçişleri Bakanı Süleyman Soylu nezdinde iş bitireceğini nasıl öğrendiler acaba? Gene de kim bilir Süleyman Özışık, bir adaletsizliği önlemiştir, operasyonların değdi - değmedi ortamında yürütüldüğü, at izinin it izine karıştığı ve adamını bulamayanların zindanlarda çürüdüğü bir zamanda… Milletvekillerinin bile çok açık gördüğü zulmü seslendirme cesareti bulamadığı bir ortamda FETÖ diye tanımlanmaktan çekinmeden bir yerlere dosya götürmek cesaret ister, ya da olağanüstü hatırlı olmayı gerektirir. Hani, keşke Süleyman Özışık’a daha çok insan ulaşabilseydi de haksız olarak zindanlarda çürümeseydi demek gelmiyor değil içinizden.

Veyis Ateş işine bir bakın: O bir kademe adam olmuş, onun ulaştığı adamlar var, belki zincirde o kliklerin de ulaştığı adamlar var… Medyada daha ne adamların adını duyacağız bu işlerde rol üstlenmiş olan…

-Yukarısı- diye bir şeyler geçiyor. Taa Amerika’da hazırlanmış iddianamelerde Dedeler, Büyükbabalar geçiyor iş bitirme iddiaları içinde. Kim bilir belki de Benim Yukarda adamım var iddiaları, bir tür dolandırıcılık yöntemi haline gelmiştir.

Baksanıza SBK diye kodlanan Sezgin Baran Korkmaz ne adamlardan istifade etmiş tırmanma şeridinde.

Birisinin malına çökmek için gazetelere manşet atabilecek adamlar lazım. Bir iş adamından reklam alabilmek için gazeteyi - ekranı kullanmak gerekebilir.

Yurt dışına çıkış yasağınızı kaldırabilmek için savcılar bulmak, sonra o savcıların devlet kademelerinde yükselmesi hep adamla - adamların inisiyatifi ile kaim.

Yahu, bir adam bulsak da, şu kanunu şöyle çıkarsak…. üç günlüğüne, gümrükten bizim malların geçmesi için bir genelge yayınlatsak…. şu teşvik düzenlemesini yaptırsak…. Şu yeşil alana imar çıkarsak, şu yolu şuradan geçirsek…. Ne gerekiyorsa yaparız yani…

Şimdi bu yazdıklarımı herkes biliyor bu ülkede. Benim yazdıklarım belki de son derece safiyane bulunmuştur bu işlerin döndüğü gerçek mekanlarda.

Soru şu: İşlerin bu hale gelmiş olması, bu ülkeyi yönetenler için bir anlam taşımıyor mu? İşler böyle dönüyor ise, süreç içinde kendilerinin de bu zincirin bir halkasına dönüşebileceklerini düşünmüyorlar mı?

Galata Kulesi’ni ya da Boğaz Köprüsü’nü bile satan adamlar, bu satışa Yukarda birilerinin izin vereceği güvenini de vermiyorlar mı?

Yoksa her şeyin bir noktada oralara ulaşıyor olması, bir anlamda gurur okşayan bir iş haline mi geliyor?

Kirlenmek mi? Her vicdanı yıkayan bir deterjan geliştirmek çok zor değil bu çağda.