Türkiye, geçtiğimiz 28 Ağustos günü laiklerin cumhurbaşkanlığı üzerindeki hakimiyet dönemini sona erdirdi. Cumhuriyetin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ün islami kesime uyguladığı baskılarla oturduğu bu koltuk, şu an farklı bir şahsiyetin sorumluluğuna geçti. Bu şahsiyetin İslâm’ı asırlar boyu Avrupa derinliğine yayan ve dünya tarihinde merkezi bir rolü olan şaşalı bir imparatorluk kuran Müslüman toplumun tarihi ve uygarlık derinliğine saygı gösterdiği ifade edilmektedir.
DR. MUHAMMED NUREDDİN / Beyrut Stratejik Araştırmalar Merkezi Direktörü
Gül’ün YÖK’ün kaldırılması ve Anayasa Mahkemesi'nin yapısının düzeltilmesi çalışmalarının yanı sıra, askeri baskı altında olmaması için cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi suretiyle derin devletin çözülmesine destek olması gerekecektir. Gül’ün seçilmesiyle Türk demokrasisi kazandı ve halk baskılara karşı koyabileceğini ve ülkenin yol haritasını başkalarının değil kendisinin çizebileceğini gösterdi. Bugün Türkiye tarihinin yeni bir sayfasını açıyor ve Abdullah Gül’ün gül gibi beyaz olması umut ediliyor.
TÜRK LAİKLİĞİ KABUKTAN İBARET
Bugün İslâmi köklere sahip Abdullah Gül, laikliği trajedi ve sosyal parçalanma dışında hiçbir şey getirmemiş İslâm dünyasındaki ilk laik devletin başına oturuyor. Çünkü Türk laikliği zayıf bir kabuk dışında hiçbir şey taşımamaktadır. Bugün İslâmcı Abdullah Gül Türk toplumu gibi çok mezhepli ve dinli bir toplumda gerçekçi ve istenen bir garantiyi sunuyor. Bugün İslâm ile laiklik arasındaki uzlaşı geçmişten daha fazla mümkün görülüyor.
BAŞÖRTÜSÜ SORUNU TÜRKİYE’NİN İMAJINI LEKELİYOR
İslâmcı Abdullah Gül demokrasiye inanıyor. Sanılanın aksine en ılımlı, bireysel ve toplumsal özgürlüklerle uyumlu bir cumhurbaşkanı olacaktır. Dolayısıyla cumhurbaşkanlığındaki Abdullah Gül, Türkiye’nin imajını lekeleyen başörtüsü ve diğer yapay problemlerin sonlardırılması ve daha istikrarlı bir Türkiye için tarihi bir fırsattır. Bu türden yapay problemleri istikrarsızlıktan istifade eden bir sınıf çıkarmaktadır. Gül ile birlikte Avrupa süreci öncekinden daha hızlı olacak ve Türkiye’nin Müslüman komşularıyla ilişkileri daha da derinleşecek. Genç ve ılımlı Gül, önceki cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in aksine dış düzlemdeki dinamizmini sürdürmek için fırsatı kaçırmayacaktır. Sezer dış ilişkiler bağlamında Türkiye cumhurbaşkanları tarihindeki en az etkin isim oldu.
Gül’ün seçilmesiyle birlikte gelen ve büyük sevgi seli taşıyan tepkilerin dışında Gül’ün ve siyasetteki projesinin önünde büyük dertler olacaktır. Birinci problem ordunun siyasetteki rolü, büyük ve küçük her şeye müdahalesidir. Bu müdahalede en belirgin örnek ordunun 27 Nisan bildirisi ve yeni cumhurbaşkanı seçilmesinden bir gün önceki bildirisidir. Ordu ülkede başka kurum yokmuş gibi ve adeta Abdullah Gül’e ‘biz buradayız ve onayımız olmayan hiçbir adıma geçit vermeyiz’ der gibi sert bir dille konuştu.
ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ
Eylül sonunda hazır olacak yeni anayasa tasarısı hazırlıkları etraflı tartışmalar, bu konunun çözümüne kapı açacaktır. Şöyle ki MGK’nın anayasal kurum olmaktan çıkarılması ve daha sonra çıkacak yasanın çalışmalarını organize edeceği bir kuruma dönüştürülmesi muhtemel.
Gül’ün YÖK’ün iptal edilmesi ve Anayasa Mahkemesi'nin yapısının düzeltilmesi çalışmalarının yanı sıra, askeri baskı altında olmaması için cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi suretiyle derin devletin çözülmesine destek olması gerekecektir. Gül’ün seçilmesiyle Türk demokrasisi kazandı ve halk baskılara karşı koyabileceğini ve ülkenin yol haritasını başkalarının değil kendisinin çizebileceğini gösterdi. Bugün Türkiye tarihinin yeni bir sayfasını açıyor ve Abdullah Gül’ün gül gibi beyaz olması umut ediliyor.
Birleşik Arap Emirlikleri’nde yayımlanan
El Haliç gazetesi, 29 Ağustos 2007
Arapçadan çeviri: Halil Çelik / Vakit