29 Kasım 2007 Perşembe günkü Cumhuriyet gazetesi, Washington’ın PKK karşıtı politikayla Türkiye’ye Barzani seçeneğini kabul ettirmek istediğini, bu yolla da Kuzey Irak’ta güçlenen İran’ın karşısına Türkiye’yi çıkarmak istediğini yazdı.
Bu değerlendirmenin doğru olup olmadığını son dönem Amerikan politikalarına bakarak çıkarmak mümkün.
ABD’nin Ankara Büyükelçisi Ross Wilson’ın, DTP dışında Kürt politikacılarla bölgesel sorunları konuşmayı önemle medyaya yansıtmasından da bazı ipuçları çıkartılabilir.
Wilson, Kürt sorununu DTP gibi algılamadıklarını, dolayısıyla da PKK’ya paralel arayışlar içinde olmadıklarını yeterince sergileyemediğini düşünmüş olacak ki Hürriyet gazetesi yazarı Enis Berberoğlu ile öğle yemeği yiyerek durumu bir kez daha açıklamış. (30 Kasım 2007 Cuma)
Wilson’un Türkçe “kıymalı pide” sipariş etmesinin de Kürt sorunundaki yeni Amerikan tutumunu anlamamızı kolaylaştıracak bir dekor unsuru olarak kabul edebiliriz.
Kesin olan şu ki, 5 Kasım’dan bu yana ABD PKK karşıtı bir propaganda yürütüyor. Bu propagandanın sahadaki uygulama ile çok örtüşmediğine ilişkin eleştirilen yapılsa da şimdilik bu halkla ilişkiler faaliyetinin etkili olduğu görülüyor. Gerçi bu etki, AKP iktidarının tüm çabalarına rağmen henüz halka yayılmış değil ve toplumda ABD’ye yönelik kuşku varlığını koruyor.
Wilson’un, yürütülen halkla ilişkiler faaliyetini daha etkili kılmak için Hürriyet yazarı Berberoğlu’na ek açıklamalar yaptığını düşünmekten başka çare yok.
DTP Grup Başkanı Ahmet Türk’ün sert tepkisine neden olan Amerikan tutumunu 5 Kasım’da Washington’da başlayan sürecin devamı olarak görmek gerek.
5 Kasım görüşmesinden sonra Türkiye, Washington’dan, asker ve sivil üst düzey yöneticileri elele ABD ile tam uyum fotoğrafı vererek döndü Ankara’ya. Bush-Erdoğan görüşmesindeki yüksek gizlilik nedeniyle hangi uzlaşmaların ABD’nin PKK karşıtı safa geçmesini sağladığını bilmiyoruz. Ancak yapılan değerlendirmeler, Kuzey Irak yönetimini tanıma karşılığında hükümetin kısa vadeli bir taviz kopardığını, bunun da PKK terörünün engellenmesi olduğu fikrinde buluşuyor.
Büyükelçi Wilson’un yürüttüğü halkla ilişkiler faaliyetinin içeriğindeki öğeler, bu değerlendirmenin doğru olma ihtimalini yükseltiyor.
Peres-Abbas buluşması nasıl Türkiye’nin İran karşıtı bölgesel blokun oluşmasına katkı sağlıyor olabileceğini gösteren önemli bir kanıtsa, Erdoğan-Bush görüşmesinden sonraki ABD politikaları da Kuzey Irak’taki yönetimi tanıyarak bölgede etkin olma yoluyla İran’ın karşısına çıkma rolünün benimsendiğine kanıt olabilir.
Galiba PKK’nın ve DTP’nin büyük hatası, ABD yönetiminin Kuzey Irak için kendilerine stratejik ihtiyaç duydukları algısı.
Böyle olmadığını son gelişmeler ortaya koyuyor. Washington için Kuzey Irak önemli ve bu önemi koruyacak çevresel faktörler ve aktörler sürekli değişebilir.
Genelkurmay Başkanı Büyükanıt’ın, “parçalanacağına federasyon olsun” formülü ile Kuzey Irak’taki gelişmeler konusunda dogmatik fikirler taşımadığını göstermesinin ardından PKK’nın herhangi bir anlamı kalacağı düşünülemezdi zaten.
Bu şartlarda ABD’nin, “PKK karşıtlığı” propagandasından almak istediğini aldığı düşünebilir mi?
DTP yetkilileri, ABD’nin mevcut Kürt muhalefetinin yerine liberal ve Müslüman yeni Kürt muhalefetini geçirmek istediğini düşünüyor olmalı. Referans yazarı Cengiz Çandar, DTP çevresinden gelen tepki bu temsil tartışmasına ve aktör değişimine bağlıyor. (30 Kasım 2007 Cuma)
Aktör değişimi, yeni küresel eğilimin belirleyici unsurudur.
Nasıl ki Türk kesiminde geçen yüzyılın aktörü Kemalizm tasfiye ediliyor ve yerine İslami kesim geçiriliyorsa, Kürt kesiminde de bu kesimin Kemalistleri olan PKK tasfiye edilip yerine liberal ve Müslüman Kürt aktörler geçiriliyor.
Bu değişimin ABD açısından kâr marjı ise Irak başta olmak üzere bölgesel çıkar siyasetlerinde kendisine güçlü bir stratejik ortak bulmuş olmasıdır.
Yeni bir duruma kadar gelişmelerin cereyan ekseni bu gibi gözüküyor.
fikritakip