Terörle Mücadele Özel Koordinatörü emekli Orgeneral Edip Başer"e göre, Amerikan yönetiminin 1 Mart tezkeresinin reddedilmesiyle ilgili olarak Türkiye"ye karşı duyduğu kırgınlık yatışmış değil.
Kuzey Irak"taki sıkıntının ABD"nin Irak stratejisinin yanlışlığından kaynaklandığını dile getiren Başer, ABD'nin tek bir etnik gruba dayanmasının, çatışmaların tırmanmasına neden olduğunu belirtiyor.
CNN TÜRK'te yayınlanan 'Manşet' programında Mithat Bereket"in sorularını yanıtlayan Başer, Amerika Birleşik Devletleri"nin yeni stratejisinde, PKK konusunun Türkiye ile Irak
arasında bir sınır problemi olarak gösterilmesini de 'yetersizlik' olarak niteliyor.
PROGRAM DEŞİFRESİNDEN BİR BÖLÜM
Mithat Bereket: Bu görüşmeleriniz sırasında, Amerikalılar, muhattabınız olsun, diğer yetkililer olsun, samimiler mi gerçekten? Gerçekten bunu önlemek istiyorlar mı, yoksa zamana mı oynuyorlar, zaman mı kazanıyorlar? Oyalıyorlar mı bizi?
Edip Başer: Ben samimi buluyorum. Oyaladıklarını kabul etmiyorum. Bunu peşin olarak hep söyledim, oyaladıklarını farketseydim o anda zaten görevi bitirirdim. Zaten bunu ifade ettim çok defa. Hala da oyadıklarını veya oyalama niyetinde olduklarını kabul etmiyorum. Bunu hala pek çok kişi söylüyor, ancak benim çalıştığım alanda, benim üzerinde çalıştığım konularda, ben bugüne kadar herhangi bir oyalama sezmedim. PKK'nın Kuzey Irak'taki varlığını ortadan kaldırılması yani nihai hedefin elde edilmesi konusunda Amerikalılar'ın çekimserliğini en başından itibaren hepimiz söylüyoruz, bunu hepimiz biliyoruz. Sebeplerini de az önce izah ettim.
Mithat Bereket: Amerikalılar'a sorduğumuzda - ki ben de bunu Amerikan Büyükelçisi'ne ve diğer yetkililere sordum - diyorlar ki "Kuzey Irak'ta bir müttefikimiz var. Orası sakin bir yer, oranın karışmasını istemiyoruz, müttefikimizi kızdırmak istemiyoruz, orada harekat alanımız, hareket marjımız çok dar". Fakat bakıyoruz daha geçenlerde Amerikan kuvvetleri orada, Erbil'de, Barzani'nin ve Talabani'nin ortak denetiminde olan bir yerde, İran bürosunu bastılar ve oradaki bazı İranlı diplomatları gözaltına aldılar. Görülüyor ki Amerika isterse yapabiliyor. Üstelik Kürtler'i de kızdırdılar çünkü Kürtler'in haberi yoktu. Demek ki hareket alanları o kadar da kısıtlı değilmiş. O zaman insan ister istemez "Bizi kandırıyorlar mı?" diye bir soru soruyor. Ne dersiniz?
Edip Başer: Kandırıyorlar meselesi değil, bizim ilgili birimlerimizde eminim bunların hepsi konuşulmuş, düşünülmüş, tartışılmıştır. Amerika'nın oradaki hesaplarını tam olarak bilmemiz tabii ki mümkün değil ama genel olarak baktığınız zaman, siz Amerika olsaydınız ne beklerdiniz? Orada nasıl birşey yapmak isterdiniz? Orada bir kargaşaya sebep olmak ister miydiniz, istemez miydiniz? Irak'ın bütününde bu alevin, askerlerinizi, insanlarınızı öldürüyor olmasını görmeyi arzu eder miydiniz, etmez miydiniz? Orası sakin bir yer Büyükelçi'nin de dediği gibi. Bu Amerikan gözüyle bakış, benim gözümle baktığınızda öyle değil gayet tabii, ben tamamen farklı bakıyorum olaya. Ama onların bakışı bu. Az önce de söylediğim gibi, eğer müşterek bir iş yapmaya çalışıyorsanız o zaman ortak noktaları bulmak durumundasınız ki o ortak noktalarda beraber hareket edebilesiniz.
Onun dışında çatışan noktalarda birlikte hareketiniz mümkün değil. Bunu talep etmek de pek akılcı değil kanımca. Yani şimdi Amerika'ya ısrar edelim biz, diyelim ki "buraya kuvvet ayır ve burada ne var ne yok hepsini yok et, çatış, ne yapacaksan yap". O da belki de diyor ki "Ben çatışmadan önce diğer boyutlarda yapılması gerekenleri yapayım. O boyutları hallettiğim zaman zaten çatışmaya gerek kalmadan neticeyi almak mümkün olabilir". Bir yandan da tabii ki orada, bana göre çok yanlış bir şekilde, Irak harekatının başlangıcında yapmış olduğu bir hatanın bu noktada sonuçlarını kabullenmek zorunda kalıyor Amerika. Şöyle ki, Amerika'nın Irak'a harekatı sözkonusu olduğunda bana bu soru sorulduğunda ben "Amerika Irak'a girer, Saddam'ı da devirmekte başarılı olur, ancak önemli olan ondan sonrasıdır, savaştan sonraki savaştır.
Amerika'nın burada yapacağı en önemli hata, Irak politikasını Irak'taki etnik toplumlardan, etnik veya dinsel gruplardan birine dayandırmasıdır" demiştim. Maalesef Amerika o hatayı yaptı. Politikasını bir grubun üzerine dayandırdı. Kendisini diğerlerine karşı savaşıyor durumuna soktu. Şimdi Amerika oradan çıktığı zaman acaba Irak'ın iç huzuru kurulabilecek mi, oluşturulabilecek mi? Bundan fevkalade şüpheliyim ben çok uzun zamandır.
Mithat Bereket : Ben bir noktaya geri dönmek istiyorum: İran meselesi. Amerikan askerlerinin İran bürosunu basması ve oradan bazı insanları tutuklaması. İran bu bölgede, Kuzey Irak'ta ne kadar önemli, dikkat edilmesi gereken bir oyuncu? Amerikalılar bu konuda ne yapmaya çalışıyor? Bu baskın Talabani'nin Tahran ziyaretinden sonra oldu. Amerika acaba mesaj mı vermeye çalışıyor Kürtler'e "İran'la çok fazla yakınlaşmayın, bu benim için tehdit" diye? Acaba bu baskına bu yüzden mi girişildi? Bu dengeleri nasıl görüyorsunuz?
Edip Başer: Oradaki o diplomatik misyona yapılan hareketin asıl anlamını gerçekten ben de bilmiyorum henüz. Bu tam net değil. O kişiler gerçekten de Amerikalılar'ın anlattığı gibi başka amaçla mı orada bulunuyorlar, İran'ın ajanları olarak mı orada görevliler? Yoksa hakikaten diplomat statüsünde mi oradalar? O tam açık değil, iki tarafın iddiaları. Ortadoğu konusunda, Ortadoğu'nun bütünüyle ilgili olarak İran'ın temel aktörlerden biri olduğunu hepimiz biliyoruz, bunu inkar etmek mümkün değil. İran hakikaten bölgede önemli bir ülke.
Mithat Bereket: Ve Kuzey Irak'ta da var.
Edip Başer: Irak'ın bütününde var. Güney Irak'ta da Şii kesim üzerinde çok önemli, çok güçlü bir etkisi var. Irak'ta bugün, İran'ın hem bu Şii kesime, hem de hangi taraftan olursa olsun koalisyon güçleri ile savaşan direniş güçlerine destek sağladığı yönünde şüpheler var, iddialar var. Dolayısıyla ABD'nin bölgede İran'a karşı tavrı açık. İran'ı dost olarak görmüyor. En son yayınlanan Baker - Hamilton raporunda, İran ve Suriye'yle ilişki kurulması, diyalog kurulması öneriliyordu. Ancak Başkan Bush buna yanaşmadı.
Mithat Bereket: Peki yeni stratejiyi nasıl görüyorsunuz? Yeni stratejide PKK ile mücadele açıkça belirtilmedi, Irak'la Türkiye sınırındaki sorunlar halledilecek denildi. Amerika'nın yeni stratejisinin birinci önceliğinin Bağdat ve civarı olduğu, merkezde güvenliği sağlamak olduğu açıkça görülüyor. Kerkük de yok burada aslında, bu da çok ilginç. Türkiye'nin çıkarları açısından yeni Amerikan stratejisini siz nasıl görüyorsunuz?
Edip Başer: Yeni Amerikan stratejisinin aslında bugüne kadar olandan pek farklı olduğunu düşünmüyorum.
Mithat Bereket: Pek yeni değil diyorsunuz.
Edip Başer: Evet pek yeni değil. Sadece birkaç noktayı tekrar vurgulamışlar. Onlardan da en bariz olanı, en gözle görülür olanı bir an evvel Irak hükümetine sorumlulukları devretme çabası. Bu var yeni stratejide.
Mithat Bereket: Şöyle diyebilir miyiz, 21 bin 500 Amerikan askeri takviyesiyle ve tedbirlerle Amerika aslında bir anlamda birkaç sene sonraki çekilmenin altyapısını hazırlıyor?
Edip Başer: Kesinlikle. Belki birkaç sene sonraya da kalmayacak olan kuvvet azaltmanın şartlarını oluşturmaya, koşullarını oluşturmaya çalışacaklar. Fakat bizimle ilgili olarak, sizin de ifade ettiğiniz gibi PKK konusu çok farklı biçimde dile getirilmiş ve tamamen Irak'la Türkiye'ye havale edilmiş, Irak'la Türkiye arasında bir sorun olarak ifade edilmiş. Bir sınır problemi olarak ifade edilmiş ve tabii ki bu ifade fevkalade zayıf, fevkalade yetersiz bize göre. Bu bir terör problemidir. Neden böyle yapılmış? Bizim iddiamız şu: Biz diyoruz ki ABD'ye "eğer siz gerçekten uluslararası çapta terörle mücadele konusundaki açıklamlarınızda, beyanlarınızda samimiyseniz, işte size terör. Terörist burada oturuyor, eğitim yapıyor, besleniyor".
Mithat Bereket: Bütün bilgiler, bütün istihbarat var bizde aslında. Önlerine koyabiliriz.
Edip Başer: Herşey var. Avrupa'da birçok yerde PKK'nın unsurları çalışıyorlar, yaşıyorlar, iş yapıyorlar, para kazanıyorlar. Kaçakçılık yapıyorlar, esrar, uyuşturucu kaçakçılığı yapıyorlar, bundan para kazanıyorlar. Kazandıkları paralar PKK'nın finans kanallarına giriyor. Kara para bir şekilde bir yerlerde aklanıyor.
Mithat Bereket: Bunlar aslında saptanmış durumda.
Edip Başer: Gayet tabii. Bunlarla ilgili birçok bilgiler uzun zaman öncesinden mevcut. Bunlar bizim yaptığımız işler değil. Bizim birimlerimiz, gerek emniyet, gerek istihbarat teşkilatlarımız ve gerekse başta Genelkurmay olmak üzere güvenlik güçlerimiz bu konularda gerçekten fevkalade etkin çalışıyorlar. Bu yıllardır devam eden birşey. Dolayısıyla çok iyi bir bilgi birikimi var ve bu bilgilerden de paylaşılması gerekenlerin hepsi Avrupa ülkeleriyle, ilgili bütün ülkelerle paylaşılmış durumda. Interpol'ün kırmızı bülteniyle aranmakta olan pek çok kişi var.
Mithat Bereket: O zaman Avrupa Birliği ülkelerine de bir eleştiri göndermekte sakınca yok.
Edip Başer: Tabii hiçbir sakınca yok, bu eleştiriyi gönderiyorum.
Mithat Bereket: Beklenen yardım gelmiyor.
Edip Başer: Hayır, kesinlikle. Bakın şimdi de bir bahane bulup PKK'yı terör listesinden çıkarmanın hesaplarını yapıyorlar. Bu kadar Türkiye'nin koşullarından...
Mithat Bereket: Şimdi belki de Hrant Dink olayı yüzünden tamamen içeri döneceğiz ve başka bir konu gündeme gelecek.
Edip Başer: Muhtemeldir.
Mithat Bereket: Peki PKK'yı terör listesinden çıkarma hesaplarını biraz açabilir misiniz? Önemli bu çünkü.
Edip Başer: Son bir çalışmaları var biliyorsunuz, onun için bir rapor düzenlediler. O raporda Abdullah Öcalan'ın bir önerisini kabul ettiler ve PKK'nın terör listesinden çıkarılmasının da bu kapsamda ele alınabileceği yolunda beyanlar oldu. Bunları yavaş yavaş konuşmaya başladılar. Biliyorsunuz Avrupalılar böyle hallediyor meseleleri. Biraz biraz ucundan başlıyor konuşmaya...
Mithat Bereket: Hazırlıyor biraz diyorsunuz...
Edip Başer: Evet hazırlıyor, ondan sonra tabakla yemeği önünüze koyuyor. İster yiyin ister yemeyin.
Mithat Bereket: Iraklı muhattabınızla, Şirvan el Vahidi ile bir defa görüştünüz. Neden daha sık görüşmediniz veya görüşmüyorsunuz? Ya da şöyle soracağım. Sizin 2'nci Ordu Komutanlığı yaptığınız dönemde Kuzey Iraklı Kürt liderlerle Türkiye arasında daha fazla mı diyalog vardı? Şimdi diyalog eksikliği görüyor musunuz? Diyaloğun kurulamaması neler? Bunlar konuşuluyor. Nasıl görüyorsunuz bunları? Sanki Amerikalılar'la koordineli hareket ediyoruz da, Iraklılar'la, özellikle Kuzey Iraklı liderlerle pek koordinasyon sağlayamıyoruz gibi bir tablo var.
Edip Başer: O bana göre yanlış bir algılama. Sebep olan da biziz, benim daha doğrusu. Onun için de özür diliyorum ama öyle birşey yok. Iraklı muhattabımla - ki ondan bahsediyorum zaten, Kuzey Irak'tan bahsetmiyorum - diyalog kopukluğumuz yok. Bir kere görüştük kendisiyle. Irak hükümetinin şu anda kendini toparlama çabaları yoğun olarak devam ediyor. Bildiğiniz gibi daha ülke çapında otorite, kontrol sağlanabilmiş değil. Dolayısıyla onlardan bekleyebileceğimiz fazla birşey de yok. Ben size desem ki "Bana hemen 2 milyon dolar veriver de ben şuradan bir arsa alayım."
Bunu benim sizden istemem çok saçma olur. Tabii yapamayacakları birşeyi de onlardan talep etmek uygun olmaz, gerçekçi olmaz. Şimdi biz bir kere görüştük ama birbirimize göndermek istediğimiz bir bilgi olduğunda, bir haber olduğunda bunu elçiliklerimiz kanalıyla yapıyoruz. İletişim kanallarımız çalışıyor.
Mithat Bereket: Peki siz genel anlamda Kuzey Iraklı Kürt liderlerle diyaloğu nasıl görüyorsunuz? İyi mi, yeterli mi, yetersiz mi?
Edip Başer: Kuzey Irak'taki liderlerin son zamanlarda, özellikle işgalden bu yana geçen son iki-üç yıl içerisinde diyebilirim, PKK'ya yönelik tavırlarını, söylemlerini biliyoruz.
Mithat Bereket: Ama bunu biliyoruz da, bunlar eskiden beri söyleniyor ama söylemde kalıyor. Sonra işler bambaşka bir yere gidiyor. Bir an bir sessizlik oluyor, "birkaç büro kapatıldı" diyorlar ama sonra tekrar açılıyor.
Edip Başer: Evet ama benim söylemek istediğim şu: PKK yanlısı bir konuma oturttular kendilerini daha çok. Ondan önce biliyorsunuz, bu gizlenecek saklanacak bir bilgi değil, peşmergelerin elbiselerini dahi bir veriyorduk, maaşlarını biz ödüyorduk. Herkes biliyor artık; Barzani, Talabani ceplerinde kırmızı Türkiye Cumhuriyeti pasaportu taşıyor ve yurtdışında ancak onunla gidebiliyorlardı. Kendilerini biz alıp helikopterle getiriyorduk, uçağa bindirip gönderiyorduk. Bütün bunlar vardı ve o zaman iyi bir diyalog sözkonusuydu. O diyalogdan hem kendileri faydalanıyordu, hem de biz o diyalogdan PKK ile mücadelede bazı avantajlar elde edebiliyorduk, PKK ile mücadele de daha etkin yürütülebiliyordu o bölgede.
Son zamanlarda bu iki aşiret lideri - bir tanesi şimdi Irak Cumhurbaşkanı, onu da saygıyla ifade etmek lazım; makam ayrı şeydir, komşu ülkedir, dost ülkedir - kendilerini öyle bir konuma yerleştirdiler ki sanki bu geçmiş hiç olmadı, geçmiş hiç yok. Sadece kendilerinin o bölgede çıkarları var, Türkiye'nin hiçbir güvenlik sorunu yok.
PKK devam etsin girip çıkmaya, insanları öldürmeye; ama onlar bununla hiç ilgili değiller. Türkiye oraya hiçbir şekilde girmesin, sınırın o tarafına hiçbir şekilde geçmesin. Bunu söyleme cesaretini nereden buluyorlar? Niye bulduklarını hepimiz biliyoruz. O kişilerle benim diyalog kurmamın bu safhada herhangi bir yarar sağlamayacağı görüşündeyim ben, o bakımdan bu diyalogu aramadım. Ülkem için, ülkemin bu sorununu, bu önemli meselesini halletme yönünde bir faydası olacağına inansam onu da yaparım.
Bu olmayacak bir olay değil, ama ben şahsen öyle bir teması şimdiye kadar yararlı görmedim. Buna ihtiyaç duymadım. Umarım o insanlar gerçekleri daha iyi görmeye başlarlar yakın bir gelecekte. O zaman kendileriyle diyalog da kurarız, meselelerimizi oturup konuşuruz da.
CNN
ABD ve PKK İlişkileri
Biz diyoruz ki ABD'ye "eğer siz gerçekten uluslararası çapta terörle mücadele konusunda samimiyseniz, işte size terör. Terörist burada oturuyor, eğitim yapıyor, besleniyor".
Güncel Haberleri
İŞGALCİ İSRAİL, BATI ŞERİA’DA 34 YENİ YERLEŞİM PLANINI ONAYLADI
İRANLI KOMUTAN MUSAVİ'NİN SON MESAJI ORTAYA ÇIKTI
Devrim Muhafızları küçük kız çocuğun isteğine kayıtsız kalmadı! Pembe füze...
Levent'teki İsrail Konsolosluğu yakınında silahlı çatışma: 2 kişi etkisiz hale getirildi
Levent Gültekin: İran, ABD'nin Yenilmez Olduğu Algısını Sarstı