ABD ve din

Merve Kavakçı


ABD'de en hızlı yayılan dinin İslamiyet olduğunu yapılan araştırmalar göstermekte. Bunu daha önce de belirtmiştim. Yapılan son bir araştırma yer yer Mormonluğun da İslamiyet gibi ilgi odağı olduğunu göstermekte. Bugün biraz bundan bahsedelim: Mormonlar hıristiyanlığın bir kolu. Bugün Amerika'da gündeme oturmasının başlıca sebebi de yaklaşmakta olan başkanlık seçimlerinde Cumhuriyetçilerin adayı olan Mitt Romney'nin Mormon olması. ABD siyaseti Mormonluğu yine Cumhuriyetçi olan Senato'nun emektar üyelerinden Ören Hatch ile de tanımıştı. Hatch yaşı ve tecrübesi itibariyle Amerikan Kongresi'nin en saygı duyulan, partizan krizlerde birleştirici, arabulucu görevini üstlenen, bir başka deyişle ismi siyasetin akıl adamları arasında sayılan biridir.

Her ne kadar Amerika'daki yaygın söylem ülkenin judeohıristiyan yani musevihıristiyan bir geleneğe sahip olduğu yönündeyse de bugüne kadar sadece hıristiyan başkan seçmiştir. Ama burada da hıristiyanlığın içindeki farklı türlerine de eşit mesafede yaklaşmamıştır halk, bilakis baptistler ve protestanlar kabul görürken katoliklere karşı ayrımcılık yürütülmüştür. Bu nedenledir ki John Kennedy'nin başkanlığı katolik olması sebebiyle sorun teşkil etmiştir mesela. İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra ve özellikle de İsrail'in kurulmasından sonra musevi lobileri yahudiliği de gündeme getirmiş ve ABD halkına hıristiyan geleneği kavramı yerine musevi-hıristiyan kavramını kabul ettirmişlerdir. Bugün herkes birinci yerine ikinciye atıfta bulunur ABD sosyokültürel yapısından bahsederken. Bu sembolik değişiklik yahudi lobisi açısından bir başarı gibi gözükse de bugün kimse ABD'de yahudi bir başkan olabilir mi, Amerikalılar buna hazır mıdır diye düşünmez. Zira Amerikayı kuranlar Hıristiyan değerleri üzerine inşa etmişlerdir ülkelerini ve Hıristiyanlık da itikadi anlamda yahudilikten çok uzaktır ve hatta onunla çelişkidedir. ABD'lilerin genel anlamda kültürel birikimleri orta seviyenin altında olduğundan böyle bir ayrımı da yapmazlar yapamazlar. Oysa çoğu dindardır, din, bizim anladığımız manada değil belki ama onların anladıkları anlamda kendileri için önemlidir, merkezdedir. Ondandır ki her siyasetçi din üzerine bir söylem geliştirmek durumundadır. Hatırlarsanız başlattığı küresel savaşla adını ülkesinin tarihine yazdıran George Bush 2004 seçimlerini dindarlık söylemi üzerinden kazanmıştı. 11 Eylül saldırıları sonucu ABD'nin vereceği cevabın Haçlı Seferleri şeklinde olacağını söylemiş, sonra çevresinden gelen uyarılar sonucu bu lafını geri almıştı. Her bilinçaltı sızmasında bir doğruluk payı olacağı göz önünde bulundurulursa Bush'un da kalbinde yatanı ağzından kaçırdığı söylenebilir. Şu tartışma götürmez bir gerçektir ki Bush 2000-2004 arasındaki birinci başkanlık döneminde Amerikalılara öyle büyük bir zarar vermiştir ki döneminin sonuna yaklaşıldığı 2003'ten itibaren halkı 'acaba biz Afganistan'ı ve Irak'ı işgal etmekle doğru yaptık mı...' diye sorgulamaya başlamıştır. Zira savaşın geri dönüşümü onlara da ağır bedeller ödetmiş, çocuklarının güle oynaya gittikleri savaştan ceset torbalarında dönmesi ve her ne hikmet ise hep fakir Amerikalıların çocuklarının savaşa gidiyor olması, Bush gibi, yardımcısı Cheney gibi tuzu kuruların savaşın getirdiği musibetlerden etkilenmemiş olması, bilakis savaşın ekonomik meyvesini onların topluyor olması ABD halkını da Bush yönetiminin de içinde bulunduğu Cumhuriyetçilere karşı kızdırmıştı. Evet, bütün bunlara rağmen George Bush dini söylemi devreye sokarak, İncil, İsa, Kutsal Ruh üzerinden yürüttüğü siyasi kampanyasıyla 2004 seçimlerinde rakibi olan Demokrat John Kerry'i oylarıyla yenmiş ve başkanlık koltuğuna ikinci kez oturmuştu.

2012 seçimlerinde ise durum biraz daha farklı, inşaallah devam edeceğiz...

yeniakit