Bu açıklama, Tahran ile Washington’ın 28 Şubat’ta başlayan ABD’nin İran’a karşı savaşını sona erdirmeyi amaçlayan mutabakatı 18 Haziran’da imzalamasının üzerinden bir aydan fazla süre geçtikten sonra geldi. Ancak çatışmalara verilen ara uzun sürmedi. ABD, 8 Temmuz’da İran’a yönelik saldırılarını yeniden başlattı. Tahran, bölge genelindeki ABD üslerine karşılık verdi ve Başkan Donald Trump ertesi gün ateşkesin sona erdiğini ilan etti.
O tarihten bu yana ABD’nin saldırı kampanyası; hava savunma sistemleri, kıyı radarları, gemisavar silahlar ve İran Devrim Muhafızları Ordusuna ait deniz unsurlarının ötesine geçti. Son saldırılarda İran’ın güneyindeki köprüler, demir yolu bağlantıları, limanlar, havalimanları, kara yolları ve zırhlı birlikler hedef alındı.
Hedeflerdeki bu değişim, analistlerin Washington’ın yalnızca Hürmüz Boğazı’nı yeniden açmayı mı amaçladığı sorusunu gündeme getirmesine yol açtı. Bölgede konuşlandırılan mevcut kuvvetler, tam ölçekli bir işgal ve ülkenin kontrol altına alınması için gereken sayının çok altında olsa da bombalanan hedefler, İran’ın güney kıyılarında veya adalarında daha sınırlı bir kara harekâtı hazırlığına hizmet ediyor olabilir.
Saldırılar gerçekte nereyi hedef alıyor?
Saldırıların art arda dokuzuncu gecesinde ve öncesindeki günlerde vurulan noktalar, savaşın ilk dalgalarını şekillendiren deniz gücünü etkisiz hâle getirme hedeflerinin ötesine geçti.
ABD saldırıları, 16 ve 17 Temmuz’da Hürmüzgan eyaletindeki Bender Hamir’de üç köprüyü, bir kara yolu tünelini ve tren istasyonunu vurdu. Gözlemciler bu saldırı düzenini, İran’ın ana limanı Bender Abbas’ın ülkenin iç kesimleri, merkezî bölgeleri ve Tahran’la olan ulaşım bağlantılarını kesme girişimi olarak değerlendirdi.
Çabahar’daki deniz trafik kontrol kulesi vuruldu ve daha sonra uydu görüntüleriyle hasar gördüğü doğrulandı. Yine Hürmüzgan’daki Serhur Tahrui Limanı’nda bulunan bir bina da hedef alındı. İranşehr Havalimanı’nın da vurulduğu bildirildi.
Saldırılar ayrıca İran’ın Sistan ve Belucistan’daki 88. Zırhlı Tümeni ile Huzistan’daki 92. Zırhlı Tümenine ait mevzileri hedef aldı. Böylece İran’ın güneydeki başlıca güzergâhlarında konuşlandırılmış askerî güçlerin kapasitesi zayıflatıldı.
7 ve 8 Temmuz’daki saldırı dalgaları neredeyse tamamen hava savunması, kıyı radarları, gemisavar kabiliyetleri ve Devrim Muhafızlarının deniz unsurlarına odaklanmıştı. Bunlar, Hürmüz Boğazı üzerindeki hâkimiyeti tartışmalı hâle getirmeyi amaçlayan klasik bir harekâtın hedefleriydi.
Ancak temmuz ortasına gelindiğinde hedef listesi açık biçimde ulaşım merkezlerini, limanları ve zırhlı birlikleri kapsayacak şekilde genişledi. Bunlar, yalnızca deniz harekâtının sürdürülmesine değil, kara birliklerinin konuşlandırılmasından önce altyapının ve askerî kuvvetlerin zayıflatılmasına yönelik hedefler olarak değerlendiriliyor.
Saldırı altındaki eyaletlerin ekonomik ağırlığı
Yazar ve siyasi analist Said Şaverdi, El-Meyadin’e yaptığı açıklamada saldırıların yalnızca İran’ın askerî kapasitesini zayıflatmadığını, aynı zamanda ülke ekonomisini bilinçli biçimde hedef aldığını savundu.
Şaverdi, saldırıların ağırlığını taşıyan dört güney eyaletine dikkat çekti: Petrol ve doğal gaz üretiminin merkezlerinden biri olan Huzistan, Asaluye bölgesini de kapsayan Buşehr, Hürmüzgan ile Sistan ve Belucistan.
Şaverdi’ye göre İran’ın en önemli ve en büyük limanları bu eyaletlerde bulunuyor. İran, petrol ve petrol dışı ürünlerinin büyük bölümünü bu limanlardan ihraç ederken, yurt dışından ihtiyaç duyduğu malları da yine bu bölgeler üzerinden ithal ediyor.
Şaverdi, bu dört eyaletin yaklaşık on gündür kesintisiz saldırı altında olduğunu, saldırıların Yezd dâhil başka eyaletlere de yayıldığını belirtti.
Ona göre bu durum, Washington’ın yalnızca deniz ablukasının yeterli olmayacağı sonucuna vardığını gösteriyor. İran’ın ablukanın etrafından alternatif güzergâhlar oluşturabileceğini gören ABD, bunun yerine güney eyaletlerinin ülkenin geri kalanıyla olan bağlantılarını tamamen kesmeye yöneldi.
Analistler iki farklı hedefin birleştiğini düşünüyor
Lübnanlı gazeteci ve analist Ali Fneiş, El-Meyadin’e verdiği röportajda ABD’nin saldırı kampanyasına ilişkin iki farklı açıklamanın gündemde olduğunu belirtti. Fneiş’e göre eldeki bulgular, Washington’ın bu iki hedefi aynı anda izliyor olabileceğini giderek daha fazla gösteriyor.
İlk ve resmî olarak ilan edilen hedef, İran’a Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiği üzerindeki kontrolünden vazgeçmesi için baskı yapmak.
İkinci hedef ise saldırılarla İran’ın güneyine yönelik bir kara harekâtının ve İran adalarının muhtemel işgalinin altyapısını hazırlamak.
Fneiş, kara harekâtı senaryosunun İran açısından da artık yalnızca teorik bir ihtimal olmadığını ve çok sayıda İranlı yetkilinin bu olasılığa kamuoyu önünde değindiğini ifade etti.
İran güvenlik politikaları uzmanı Hamid Rıza Azizi de sosyal medya paylaşımında benzer bir görüş dile getirdi. Azizi’ye göre Washington, İran’ın güney kıyı şeridini kontrol altına almayı Hürmüz sorununa kalıcı çözüm sağlayacak tek seçenek olarak görmeye başlamış olabilir.
Bu hedef, daha önce gündeme getirilen belirli İran adalarının ele geçirilmesi planlarından çok daha kapsamlı bir amaç taşıyor.
Azizi; köprülerin, demir yollarının ve havalimanlarının devre dışı bırakılması, Bender Abbas’taki yakıt tankerlerinin vurulması ve zırhlı tümenlere düzenlenen saldırıların, ileride gerçekleştirilebilecek bir kara konuşlandırmasının önünü açmayı amaçlayan bir harekâtın işaretleri olduğunu belirtti.
İşgal hazırlığının örtüsü olarak ateşkes
Uluslararası ilişkiler uzmanı Mustafa Hoşçeşm, El-Meyadin’e yaptığı açıklamada çatışmalara verilecek herhangi bir aranın bile kara işgaline hazırlık sürecinin bir parçası olabileceğini savundu.
Hoşçeşm’e göre ABD, özellikle kara işgaline hazırlanabilmek amacıyla İran’la geçici bir ateşkes sağlamaya çalışacak. Trump ise önceki iki savaş aşamasının sonuç vermemesi nedeniyle kara ve deniz saldırısı düzenleme konusunda ısrarını sürdürüyor.
Hoşçeşm, Kuveyt’teki ABD askerî yığınağını hazırlıkların çoktan başladığının kanıtı olarak gösterdi. Ona göre Amerikalılar burada kara ve deniz saldırısı için kuvvet topluyor.
Körfez’deki Arap ülkelerinin ABD’ye verdiği destek de giderek artıyor. Bu değişim, söz konusu askerî hazırlıkların neden bu ülkelerin topraklarında yürütüldüğünü açıklıyor.
Hoşçeşm, İran’ın millî güvenliğini riske atmayacağını ve ABD’nin bölgeden ayrılması gerektiğini vurguladı.
İran, işgal hazırlıklarını engellemeye çalışıyor
Emekli Tuğgeneral Ali Ebi Raad ise El-Meyadin’e yaptığı açıklamada İran’ın bir kara harekâtı aşamasının hazırlandığı varsayımıyla hareket ettiğini ve bu planı daha başlangıç aşamasında engellemeye çalıştığını söyledi.
Ebi Raad’a göre İran güçleri, muhtemel bir kara harekâtında veya sınır ötesi operasyonda görev alabilecek ABD askerlerinin toplandığı noktaları bilinçli biçimde hedef alıyor.
Bu değerlendirmeye göre İran’ın Kuveyt’teki Camp Buehring’e düzenlediği saldırılar yalnızca misilleme amacı taşımıyordu. Saldırılar aynı zamanda Körfez’deki ABD güçleri ile Irak’taki birlikler arasındaki lojistik bağlantıları da kesti.
Ebi Raad, ABD’nin Patriot ve Demir Kubbe sistemlerine ait önleyici füze stoklarının ciddi biçimde azaldığını, bu nedenle İran füzelerinin engellenmeden hedeflerine ulaşmaya başladığını ileri sürdü.
ABD donanmasına ait gemiler için yakıt ikmal üssüne dönüştürülen Füceyre Limanı’na yönelik saldırı da İran’ın ABD lojistik hatlarına uyguladığı baskının bir başka göstergesi olarak değerlendirildi.
Ebi Raad, Trump’ın İran’ın askerî kabiliyetlerinin yok edildiği yönündeki açıklamalarına rağmen Tahran’ın Hürmüz Boğazı’nı kontrol etmeyi sürdürdüğünü belirtti. Bu durum, hava harekâtının tek başına hedeflerine ulaştığı iddiasını zayıflatıyor.
İşgalin başarılı olup olamayacağına ilişkin şüpheler
Şaverdi, saldırıların bir kara harekâtına zemin hazırlıyor olabileceğini reddetmiyor ancak böyle bir operasyonun başarı şansına kuşkuyla yaklaşıyor.
Şaverdi’ye göre böyle bir operasyon kolay olmayacak ve ABD çok büyük zorluklarla karşı karşıya kalacak. Operasyonun başarı ihtimali ise son derece düşük.
Şaverdi ayrıca İran’ın verdiği karşılığın yalnızca savunma amaçlı olmadığı görüşünde.
Ona göre İran, ABD’nin bölgedeki askerî varlığının operasyonel derinliğini hedef almaya başladı. Devrim Muhafızları Ordusu Hava-Uzay Kuvvetleri, hem balistik füzeler hem de insansız hava araçları kullanarak bu derinliğe “benzeri görülmemiş bir yoğunlukla” saldırıyor.
İran’ın düzenli ordusu da benzer operasyonlar yürütüyor. Ordu, ABD askerlerinin ve birliklerinin toplandığı noktaları hedef alırken füzelerden daha çok insansız hava araçlarını kullanıyor.
Black Agenda Report’un yönetici editörü ve kıdemli yazarı Margaret Kimberley ise El-Meyadin’e yaptığı açıklamada Washington’ın İran’ı yanlış değerlendirmeyi sürdürdüğünü söyledi.
Kimberley, Washington’ın İran yönetimini devirmekte zaten başarısız olduğunu ve kara birlikleri göndermesinin de başarılı olmayacağını belirtti.
Bir işgal için gereken asker sayısı
Bir kara harekâtı seçeneği hazırlanıyorsa, gerekli operasyonun büyüklüğü ile bölgede bulunan mevcut asker sayısını bağdaştırmak oldukça zor.
Savunma ve güvenlik uzmanları, isyan bastırma operasyonlarında her bin sivil için yaklaşık 20 güvenlik personeli gerektiğini öngören standart hesaplamaya dikkat çekiyor.
Yaklaşık 88 milyon nüfusa sahip İran’ın tamamen işgal edilmesi ve kontrol altında tutulması için bu hesaba göre 1 milyon 760 bin askere ihtiyaç duyulacak. Bu sayı, ABD ordusunda aktif görev yapan toplam asker sayısından daha fazla.
Yalnızca İran’ın kıyı bölgeleri ve Huzistan’la sınırlı bir operasyonun bile 250 bin ila 400 bin asker gerektireceği tahmin ediliyor.
Bu sayı, şu anda bölge genelinde konuşlandırılan yaklaşık 50 bin askerin beş ila sekiz katı. Üstelik mevcut birliklerin büyük bölümü kara muharebe gücü değil.
Bazı analistler İran’a yönelik muhtemel bir işgali 2003’teki Irak işgaliyle karşılaştırıyor. Ancak bu karşılaştırma, hızlı bir harekât ihtimaline duyulan güveni desteklemekten çok zayıflatıyor.
ABD, İran’ın dörtte biri büyüklüğündeki Irak’ı işgal etmek için yaklaşık 170 bin asker kullandı. Irak düz çöl arazisine sahipti ve ordusu on yıllık yaptırımlar ile önceki savaşlar nedeniyle zaten zayıflamıştı.
İran ise bu avantajların hiçbirini ABD’ye sunmuyor.
Zagros Dağları, İran’ın batı ve güney yönlerindeki girişlerde doğal bir engel oluşturuyor. Ülkenin yalnızca güney kıyı şeridi 1.800 kilometre uzunluğunda.
Yaklaşık 88 milyonluk İran nüfusu da 2003’teki Irak nüfusunun üç katından fazla.
Irak için 170 bin asker gerekmişse, yaklaşık dört kat daha büyük ve çok daha zor bir hedef olan İran için daha az değil, çok daha fazla asker gerekecek.
Yukarıdaki yüksek asker tahminlerinin temelinde bu gerçekler bulunuyor. Mevcut ABD askerî konuşlandırmasının gereken sayının neden çok altında kaldığı da böylece ortaya çıkıyor.
Hark Adası ve daha sınırlı bir operasyonun sınırları
Daha sınırlı bir operasyon seçeneğinin gündeme getirilmesi yeni değil.
Azizi’nin paylaşımına göre mevcut tartışmalar, İran’ın temel petrol ihracat terminali olan Hark Adası’nın ele geçirilerek petrol ihracatının kesilmesi veya deniz ulaşımını güvence altına almak amacıyla Hürmüz Boğazı yakınlarındaki adaların işgal edilmesi yönündeki önceki fikirlerin bile ötesine geçmiş durumda.
Hark Adası geçmişte de saldırıların hedefi oldu. Irak, İran-Irak Savaşı sırasında 1984 ile 1988 yılları arasında adayı defalarca bombaladı.
Ancak İran, petrol tankerlerini daha güneyde bulunan Larak Adası’na yönlendirerek savaş boyunca petrol ihracatını sürdürdü.
Günümüzde Hark Adası’nı ele geçirmeye yönelik herhangi bir operasyon, geçmişteki gibi güçlendirilmiş savunma hatlarıyla karşılaşacak.
Ada ayrıca yakındaki Buşehr eyaletinde konuşlandırılmış İran füzelerinin menzilinde bulunuyor.
İran’ın, açık denizdeki bir adaya yönelik olsa bile egemen topraklarına yapılacak herhangi bir kara saldırısını kırmızı çizgi kabul etmesi ve daha kapsamlı bir karşılık vermesi de güçlü bir ihtimal.
Daha küçük çaplı operasyon seçenekleri daha az asker gerektiriyor ancak çok daha büyük siyasi riskler taşıyor. Ne geçmişte yaşananlar ne de bugünkü coğrafi şartlar, bu seçeneklerin mevcut çatışmayı tek başına çözeceğini gösteriyor.
İran’ın cevabı: “Onları bekliyoruz”
Washington bir kara harekâtı seçeneğini değerlendiriyorsa, Tahran bu ihtimale şimdiden cevap verdi.
İran’ın Rusya Büyükelçisi pazar günü yaptığı açıklamada, ABD askerlerinin bölgeye gelmesi hâlinde savaşın “erkekçe bir savaşa” dönüşeceğini söyledi. Büyükelçi ayrıca ABD’nin askerlerinin cesetlerini bölgeden çıkarıp çıkaramayacağından emin olmadığını belirtti.
Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi de aylar önce NBC News’e verdiği röportajda benzer ifadeler kullanmıştı.
Kara işgalinden korkup korkmadığı sorulan Arakçi, “Hayır, onları bekliyoruz” cevabını vermişti.
Arakçi, İran’ın ABD güçleriyle karşı karşıya gelebileceğinden emin olduğunu belirterek böyle bir operasyonun sonucunun Amerikalılar için “büyük bir felaket” olacağını söylemişti.
İran Yüksek Millî Güvenlik Konseyinin eski sekreteri Şehit Ali Laricani de İran kuvvetlerinin “ABD askerlerini beklediğini ve hazır olduğunu” ifade etmişti.
Laricani, ABD kara birliklerinin İran’a girmesi hâlinde “binlercesinin öldürülüp esir alınacağını” belirterek ABD’li yetkilileri “rezil edeceklerini” söylemişti.
Tam kapsamlı işgal düşük ihtimal, sınırlı operasyon mümkün
Mevcut kanıtlar, ABD’nin İran’a yönelik kapsamlı bir kara işgalinin yakın olduğunu göstermiyor.
Washington, tam ölçekli bir işgal için gerekli sayı ve nitelikte asker konuşlandırmış değil. İran’a karşı düzenlenecek bir operasyon, 2003’teki Irak işgalinden de çok daha zor olacaktır.
Ancak son saldırıların hedef düzeni, ABD’nin yalnızca hava ve deniz harekâtından daha fazlasına hazırlanıyor olabileceğini gösteriyor.
Washington; ulaşım bağlantılarını, limanları, havalimanlarını, zırhlı birlikleri ve ikmal güzergâhlarını hedef alarak İran’ın güney bölgelerine asker ve malzeme taşıma kabiliyetini zayıflatmaya çalışıyor olabilir.
Bu durum, İran’ın kıyı şeridinde veya yakınlardaki adalarda daha küçük ve sınırlı bir kara operasyonunun gerçekleştirilmesini kolaylaştırabilir.
Mevcut askerî konuşlandırmayla tam kapsamlı bir işgal ihtimali düşük görünüyor. Ancak daha sınırlı bir kara harekâtı ihtimali tamamen göz ardı edilemez.
İran’ın da bu olasılığı ciddiye aldığı görülüyor. Tahran, böyle bir operasyona destek sağlayabilecek ABD askerî yığınaklarını, ikmal hatlarını ve bölgesel üsleri hedef alıyor.