Abant Platformunda Anayasa Tartışmaları

Abant Platformu’nda Prof. Zühtü Arslan’ın yönettiği ikinci günün son oturumunda tartışmalar başladı.

Zühtü Arslan, “Önceliği şimdiye kadar hiç söz almayanlara vereceğim” deyince kendisine söz verilmeyen Ali Bulaç, “İnsanları zorla mı konuşturacaksın” diye çıkıştı. Prof. Arslan, böyle bir şey demediğini, zorla konuşturmanın anayasaya da aykırı olduğunu söyledi.

Mustafa Akyol (Araştırmacı yazar): Devlete göre toplumu değil, topluma göre devleti tanzim etmek gerekir. Cumhuriyet’in sahibi olduğunu öne sürenler, devlete göre toplumu düzenleme peşindeler. Şerafettin Elçi Bey, Kürt konusu ile ilgili görüşlerini ortaya koydu. Ben Kürt kimliğinin yasaklanmasına karşı duran biriyim. Ama Türk ve Kürt toplumlarını zikretmek doğru değil. AK Parti’nin bölgede yüzde 52 oy alması, kendini Kürt partisi gibi gösteren partinin yüzde 25’lerde kalması bunun en büyük göstergesi.

Bejan Matur (yazar) : Milliyetçiliğin bu kadar yükseldiği bir ortamda anayasaya hangi ruhun sineceğini söylemeye gerek yok.

Doç. Mustafa Şentop: Başörtüsü için serbestlik konusunda bir yasaya gerek yok. Çünkü serbestlik esastır. Kadınların kıyafetlerine ilişkin bir yasaklama söz konusudur. Kadınların başörtüsünü yasaklayan hüküm İnkılap Kanunları’nda da bulunmuyor. YÖK, Anayasa Mahkemesi’nin yorumlu bir kararı ile bir yasaklama yoluna gitti. “Yüksek okullarda başörtüsü serbesttir” hükmü anayasada yer almalı.

Şerafettin Elçi (eski bakan): Kürtlüğe saygı duymak lafla olmaz. Kürtlerin tarihi var, sosyay değerleri var. Halk olarak değerlendirilmesinin sakıncalı görülmesi nasıl izah edilebilir. Birbirleri ile tarih boyunca savaşmış milletler. Bir çatı altında yaşıyor. Türk ve Kürtler yüzyıllar boyunca birlikte yaşadılar. İki toplum efendi-teba yaklaşımı olmadan birlikte yaşanıyor. Benim gelinim Kürt ama birlikte yaşamamız hiç sakınca oluşturmadı. Benim bakanlık yapmamı bazıları Türkiye’de ırkçılığın olmadığına gerekçe gösteriliyor. Durum öyle değil. O zamanki Parlamento içerisinde bir zaruret oldu. O zaman, “Türkiye’de Kürt vardır” dedim diye 12 Eylül sonrasında 30 ay hapiste tutuldum.

Ali Bulaç (yazar) : Bireysel haklar çerçevesinde sorunlar çözülemez. İnsanı birey olarak tarif etmek yanlıştır. Liberaller bir insan tarifi yapıyor ve ona göre özgürlüklerini belirliyor. Modern toplum insanı bireye indirgediği insanı devlet karşısında savunmasız bıraktı.

Prof. Zühtü Arslan: Ali Bey çok tahrik edici konuştu. Ali Bey liberalizme tek taraflı bakıyor. Abant Platformu, gelecek toplantıyı liberalizm üzerine yapmalı diye düşünüyorum.

Ümit Fırat (Kürt yazar): Atatürk milliyetçiliği konusunda bir noktaya dikkat çekmek istiyorum. Bu zorlama bir madde diye düşünüyorum. Somut olarak ifade ettiği bir anlamı da yok. Ben 63 yaşından sonra milliyetçi de olmak istemiyorum, Atatürk milliyetçisi de olmak istemiyorum.

Altan Tan: Mustafa Akyol’un Türkiye milleti ifadesini önemsiyorum. Din ve vicdan hürriyeti önündeki eğitime 28 Şubat’ta getirilen engeller nasıl kaldırılacak.

Mustafa Destici (BBP Genel Başkan Yardımcısı): Bzim Türkiye milleti gibi bir kavramı kabul etmemiz söz konusu olamaz. Bu milletin yapı taşları ile oynanmamalı. Bugün sorun olmayabilir ama gelecek yıllar tehlikeyi beraberinde getirir. Gece dağda gündüz Meclis’te olanlar bulundukça bu sorunlar bu şekilde çözülemez.

Hüseyin Gülerce (Yazar) : İki gün sonrasında ortaya konanları birkaç başlık halinde toparladım. Birincisi, rahatsızlığımız var ama Türkiye iyiye gidiyor. Yeni bir Türkiye’ye gidiyoruz, onun için 1982 Anayasası’nın ötesinde insanlık onuruna yaraşır bir anayasamız olmalı. Bir başkası bazıları Türkiye’nin ve dünyanın nereye gittiğini farketmiyor. Hakitaki görmemiz gerek. Herşey siyah beyaz değil. Artık cart-curt dönemi bitti. Bundan sonra en sevilen yöneticiler milletin gönlüne girenler olacaklardır. Üçüncüsü, anayasa çalışmalarını fırsat bilip değerlerimizi ortaya koymamız gerek. Dördüncüsü ise yargıdan gelen bir zihniyet demokratikleşmeye direniyor. Biz gençliğimizde bazı hareketlerin içinde bulunurken, eğer biz sahip çıkmazsak Türkiye’nin komünist olacağını sanırdık. Hukukçular da, eğer kendileri sahip çıkmazsa Türkiye elden gidecekmiş gibi görüyorlar.

Prof. Mümtaz’er Türköne: Ben anayasa konusunda iyimser değilim. Bu anayasanın çıkabileceğini de düşünmüyorum. Siz bir taslakla ortaya çıkıyorsunuz. Bir kesim bunu ele alıp yazıyor yani teknik bir kesimin ürünü olarak orta yerde duruyor. İnsanlar kamusal alanı devlete ait bir alan sanıyor. Kamu kelimesi, devlete ait unsurun kamuya açık olanı görüyorsunuz. Biz kamu kelimesini maalesef devlet anlamında kullanırken bir anayasa hazırlamamız anlamsız duruyor.

Yapılması gereken şu idi: Her aşaması sorun tespitlerine ayrılmış bir muhakeme zinciri takip edilmeli idi. Taslak yerine ihtiyaçlar ve çözüm yolundan hareket edilmeli idi. Gelin bu anayasa taslağından vaz geçin, bir kasaya kilitleyin. Bu süreçler tamamlandıktan sonra yeniden ele alın. Gidişat hayra alamet değil.

Altan Tan (araştırmacı-yazar): Bu anayasa, gaz alıcı değil gaz kesici olmalı.

Naci Bostancı (öğretim üyesi): Güç ilişkilerindeki dinamik kalemi, gözleri anayasaya çevrilmesine neden oluyor. Kimilikleri "şey"ler gibi tartışıyoruz. Bunun ardında çok farklı argümanlar var.

Atilla Sandıklı (emekli kurmay albay) : Bu hazırlanan taslak, çok sayıda sivil toplum kurumuna gönderilmeli. Onlardan cevap beklenmeli.

Prof. Zühtü Arslan: Başörtüsü Türkiye'ye özgü bir sorundu. Biz bunu taslağa koyduk. AB'de hiçbir öğrenci başörtüsünden dolayı öğretim hakkını kaybetmiyor. Fransa da buna dahil. Kasaya kilitlensin diyenlere şaşırıyorum. Dünyanın hangi ülkesi, bir anayasa hazırlayıp da onu bütün dünya kabul etmiş. Dünyada farklı ülkeler uzun sürede anayasa hazırlamış olabilir. Verilen örneklerdeki ülkelerin hemen hepsi kuruluş aşamasında bunları yapmış. Türkiye devlet geleneği olan bir ülke, dahası yeni anayasa yıllardır konuşuluyor. Türkiye ilk kez dinamiklerini harekete geçirerek bir anayasa yapma fırsatı ile karşı karşıya. Bu önümüzdeki fırsatı değerlendiremezsek tarih bizden hesap soracak.

Turgay Uğur (Genç Siviller) : Tarih bize göz kırpıyor. Ben hayatım boyunca hep son anda işimi yaptım. Bu anayasa 23 Temmuz 2008'de hayata geçmiş olmalı. Abide-i Hürriyet'e 100. yılda bir çelenk koyalım.

Kapanış değerlendirmesi yapan Prof. Levent Köker şunları söyledi:

Burada konuşulan ve gendeme getirilenlerden çok şey öğrendim ve yararlandım. Y eni anayasanın bir ruhu aranıyosa Abant Platformu buna iyi bir örnek olabilir. Çünkü bu platformdakiler kendilerinden ödün vermeksizin burada görüşlerini açıklıyor, yeni anayasa bu yöntemle yapılmalı.

Meclis’in bir anayasa yapıp yapmayacağı kuşkuları ortaya atılıyor. Yavuz Atarı’n net ifadesi ile bir kez daha diyorum yapar. Bugünkü TBMM kompozisyonu bugüne kadar olan en demokratik Meclistir. Temsilde adalet ilkesi karşılığını bulmuş durumda. Bu anayasa vatandaşların anayasası olacak.
Askeri ve bürokratik vesayet altında olmayan sivil bir anayasa olacak, medeni bir anayasa olacak. Toplumsal bir sözleşme olacak. Bizim düşüncemiz 1924 Anayasına dönmektir. Herkesin din dil ırk ayrımı gözetmeksizir türk dendiği bir ortam. Türklüğün sadece bir tanım olarak yer almasının makul olduğgunu düşünüyorum.

Dil eğitim konusunda yer alan maddenisin son fırkasının gereksiz olduğunu düşünüyorum, anti demokratik olduğuna inanıyorum. Türkçe’den başka hiç bir dil okullarda Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına dil olarak okutulamaz. Bir başka mesele din ve inanç özgürlü konusunda AİHS ve Avrupa Hukukuna bağlı kaldık.

Türkiye kadar sorunlarını çözmekte ayak direten bir başka ülke var mı dünyada? Bu Kürt sorunu ve başörtüsü eskiden beri var. Bu meseleleri Türkiye sırtında taşıyarak çağdaş bir ülke olma yolunda çok fazla adım atamaz.

haber7

Güncel Haberleri

İŞGALCİ İSRAİL, BATI ŞERİA’DA 34 YENİ YERLEŞİM PLANINI ONAYLADI
İRANLI KOMUTAN MUSAVİ'NİN SON MESAJI ORTAYA ÇIKTI
Devrim Muhafızları küçük kız çocuğun isteğine kayıtsız kalmadı! Pembe füze...
Levent'teki İsrail Konsolosluğu yakınında silahlı çatışma: 2 kişi etkisiz hale getirildi
Levent Gültekin: İran, ABD'nin Yenilmez Olduğu Algısını Sarstı