3. gün

Abdurrahman Dilipak

Ve bayramın 3. günündeyiz.

Bundan sonraki ilk bayram için Ramazan ayını beklememiz gerekiyor. 1 Ramazan 1143, 2 Nisan 2022 Cumartesi gününe denk geliyor. Kadir gecesi, 26 Ramazan 1443 yani 27 Nisan 2022 Cumartesi.

Ramazan Bayramının 1. günü ise 1 Şevval 1443 yani 2 Mayıs 2022 Pazartesi.

2022’nin ilk kutsal gecesi, 26 Recep 1443 yani 27 Şubat 2022 Pazar günü idrak edeceğimiz İsra gecesi.

Bu süreçte her şeyi yeniden düşünmemiz gerekiyor ya, camilerimizi de yeniden gözden geçirmemiz gerekiyor. “Cami merkezli bir hayat” için kolları sıvamamız gerekiyor.

Bayram namazını her şehirde tek mekanda, musallada kılalım dedik, CoVID belası ile bu çabamız da engellendi. “Saflarımızı sık ve doğru tutalım” diyorduk, o da engellendi. İnşallah mabedimize yeniden kavuşacağız. Bu CoVID fitnesinin sebeb olduğu zorluktan kurtulacağız. Bize şer olarak gelen bu fitne inşallah hayra vesile olacak.

İnşallah ilk musallada, DİB hutbe okurken, bu sefer elinde Hz. Davud’un kılıcı olarak, “Emaneti mukaddese” envanterinde kayıtlı kılıçla çıkar hutbeye, Hz. Davud’a selam göndeririz.

Mesela 14 Şubat 1443, yani 17 Mart 2022 Perşembe Berat Kandili. Gelin gelecek sene, Berat Kandilini Mudurnu’da kutlayalım. Niye Mudurnu derseniz, 7 asırdır, yani 712 yıldır her Cuma günü Mudurnu’da esnaf “Ahi Evran” yani “Evrensel kardeşlik” duası yapıyor, bütün şehirde, Cuma selasından sonra.

Şimdi diyebilirsiniz ki, 17 Mart 2022 Perşembe. Evet takvimlerde öyle yazıyor. Ama burada şöyle bir sorun var. Bizim dini takvimimizde gün değişimi gece 24.00’de değil, akşam namazı ile başlar. Yani günün ilk namazı bizde sabah namazı değil, akşam namazıdır. Sabah namazı 5 Vakit esasına göre 3. Vakit namazıdır. Yani akşam, yatsı ve sabah namazı. Dolayısı ile kandil, Perşembe’nin gecesi başlamıyor, Cuma’nın gecesi olarak başlıyor. Miladi takvimi esas alsanız bile geceyi bir bütün kabul etseniz de, yarısı, yani 24.00’den sonrası Cuma’ya ait. Dolayısı ile Cuma günü saladan önce çok büyük bir cemaatla evrensel kardeşlik için dua yapabiliriz. Hem geceyi hem gündüzümüzü “Beraatimize vesile olacak hayırlı işler için” bir vesileye dönüştürebiliriz.

Cemaat, tarikatlar, mezhepler üstüdür ve mekanı camidir. Aynı Allah’a, Resulüne, kitabına iman edenler, tek bir millet, tek bir ümmet, tek bir cemaattir. Biz kardeşiz. İhvanız ihvan! Allah öyle buyurdu. İstişare ve şûra ile karar veririz. Muhkem nasta zaten ihtilaf yok. Müteşabih konularda ise, usule bağlı kalındıktan sonra ittifak ettiğimizde birlikte hareket eder, ihtilaf ettiğimizde birbirimizi mazur görürüz. Bu anlamda biri benim tam aksim bir şey söyleyip, en az benim kadar doğru olabilir. Dem, zaten değil mi ki, bu dünyada tartışıp durduğumuz şeylerin hakikati bir gün bize gösterilmeyecek mi?

Hadi şimdiden başlayalım, mekan/adres tanımını cami merkezli, zaman tanımını namaza göre yapalım. Camilerimizde günde 5 vakit namazda, 4 köşede 20 toplantı yapalım. Bunlar ders, sohbet olabilir. Ağırlığı “farzı kifaye” konularına verelim. Dullar, yetimler, yolda kalmışlar, hastalar, tebliğ, mahkumlar, gençler, kadınlar, esnaf, herkes, her şey konu edilebilir. Kedi-köpek, kuşlar, çevre, lehde ve aleyhte olan her konuyu ele alabiliriz. Okuyabilir, istişare ve şûra yapabilir, belli konuları müzakere edebiliriz.

Cami kendi cemaat ve çevresindeki esnafın gelir durumunu, işsizliği, talebeleri, başarısını, doğum, ölüm, evlenme, boşanma gibi daha birçok konuyu takip edebilmeli.

Camilerimizde itikaf odası, tahkim odası olabilmeli, çocuklar için gündüz bakımevi olmalı, Kütüphane, sohbet odası, dershaneler, icabında aşevi olabilmeli.

İmam-Hatip ve İlahiyatlardaki dersleri, cami içinde Halk Mekteblerine dönüştürebiliriz aslında.

Bizim yeni bir heyecana, şuura, gayrete ihtiyacımız var. Meskenetten kurtulmamız gerekiyor. Kurtarıcı beklemek yerine, kurtuluşa vesile olacak bir eylem adamına ihtiyacımız var.

İşimizi, gücümüzü, insan ilişkilerimizi Allah’ın rızasına göre yeniden tanzim edelim. Okumaya – düşünmeye daha fazla zaman ayıralım. Kafamızı kiraya vermeyelim. Dini anlamada merkezde akaid olmalı. Daha sabırlı olmalıyız. Daha merhametli.. Çok fazla dünyevileştik, para, mal, makam, heva ve heveslerimiz ahlakımızı çürüttü, ahireti nerede ise unuttuk.. Yakamızı dünya sevdasından kurtarmalıyız. Ham hayaller peşinde koşuyoruz çoğu zaman, geçmişle övünüyoruz ya da dövünüyoruz. Bunların kimseye faydası yok. Siyaset, ideoloji, dünyevi menfaatler, eğer Allah yoluna feda edilerek bizi rızaya götürmeyecekse, aslında büyük bir fitne bunlar.

Gelecek bayramlarda inşallah şu bayramlaşma işini daha bir ciddiye alalım. Bayram namazlarını kılıp gitmesin kimse, hediyeleşme, kucaklaşma, bayramlaşma için vakıflar standlar açabilmeli. Gazeteler, dergiler, radyolar-tv’ler “Bayrama özel” daha nitelikli yayınlar yapabilmeli. Katılan katılsın, katılmayan ayrı dursun, neden tekrar Bayram gazetesi çıkarmıyoruz ki! “Amin alayları” düzenlenebilir. Ev ziyaretlerine yeniden başlayabiliriz.

Camilerimizde sadece Kur’an-ı Kerim’i ve hadisleri okuma - anlama, kıraat, hat derslerinin ötesine geçip yaşama/Hayata geçirme dersleri vermeliyiz. Veresetül enbiya ya da yaşayan Kur’an olmamız ancak böyle mümkün. Herkes birçok haramı biliyor ve bunları işliyor, bunlara karşı ne yapması gerektiği konusunda bir fikri yok. Kur’an “faal akıl”dan söz eder. “Akleden insan”dan söz eder. Yoksa Ebu Cehil de, Karun da biliyordu vahyi! Bizde vahyi bilmeden iman edenlerle, bilip anlamayanlar en büyük sorun. Biri din olmayan şeyi din zannediyor, ötekisinin bilgisi imana dönüşmüyor. Dil ile ikrar ettiğini kalb ile tasdike dönüştüremiyor.

Bakın, bildiklerimizle amel edersek, Allah bize bilmediğimizi öğretecek. Biz O’na yürüyerek gidersek, O bize koşarak gelecek. O’nun yardım eli bizim ellerimizin üzerinde olduktan sonra bizi kim yenebilir. Allah bizim ellerimizle zalimleri cezalandırmak ve mazlumlara yardım etmek istemektedir. O yeryüzünü bize mescid yapmak istemektedir. Bizi yeryüzünün varisi kılmak istemektedir. Yeter ki, biz O’na layık olalım. Cahillerden, zalimlerden fasıklardan, münafıklardan, müstekbirlerden olmayalım. Müşriklere benzemeyelim. Unutmayalım ki, karanlık aydınlığın yokluğudur. Işık gelince karanlık yok olur.

Unutmayalım, biz kendimizi değiştirmeden, Allah bizim hakkımızdaki hükmünü değiştirmeyecektir. Kurtuluş ve büyük dönüşüm için Allah yeter!

Hasbunallah! Hayye ale’s-salâh, Hayye ale’l-felâh, Allahu ekber! Selâm ve dua ile.