Siz bu satırları okurken; acaba kaç kişi tavla oynuyor, kaç kişi ekranlardaki 60 civarındaki diziye senaryo yetiştiriyor, kaç kişi yemek artığı vermek yerine köpeğine petshoptan mama alıyor, kaç kişi saçlarına röfle yaptırıyor, kaç kişi şaka oyuncaklarından birine asgari ücretin bir günlük yevmiyesini veriyor, kaç kişi azami üç günde solacak bir buket çiçeğe demetle para veriyor, kaç kişi yeni çıkan bir şarkıyı ezberlemek için 18'inci defadır dinliyor, kaç kişi 32 farzı geçtik 5 şartı söylerken teklemesine karşılık, onlarca takımın içinde kulüp ve hatta futbolcu isimlerini sektirmeden bilerek İddaa oynuyor? Bilemeyiz, bütün malayanilikleri ve bunlarla iştigal edenlerin gerçek sayısını Allah bilir elbette. Geleneksel fıkıhta malayani, "ne dünyaya ne de ahirete yaramayan işler, konuşmalar, düşünceler" şeklinde tarif olunuyor. Selef, kolayından helal ya da haram dememek için de malayaniye "günah yahut haram da sayılmayan meyvesiz işler demektir" şartını da getirmiş. Ancak klasik devirlerin en malayani işleri bile belki bu hükme uygun olsa da, modern zamanların malayanilikleri harama bakış, haramla hemhal oluş, israf gibi özellikleriyle rahatlıkla haram çizgisine kayabiliyor.
2 MİLYAR DOLARLIK KISA MESAJ PAZARI
Cep telefonlarının en fazla kullanılan özelliği olan kısa mesaj servisi dünyada büyük bir pazara sahip. Verilere göre, 2007de GSM operatörleri "dünyaya atılan" toplam 2,3 trilyon SMS karşılığında 52 milyar dolar gelir elde ettiler. Teleses'in hesaplamalarına göre Türkiye de bu konuda iddialı büyüyen bir piyasaya sahip. Üç operatörün günlük 45 ila 60 milyon adet SMS'e aracılık ettiği biliniyor. Bir SMS fiyatı ise 0,12 dolar olarak hesaplanıyor. Bu durumda kısa mesaj pazarı günlük 5,4 milyon dolar ile 7,2 milyon dolar arasında değişirken, yıllık pasta ise 2,2 milyar dolara ulaşıyor. Türkiye, bir tek yerli telefon üretmese de dünya SMS pazarının yaklaşık yüzde 4,2'sini sahip oluşuyla ilginç bir profil çiziyor. Böylece ağırlıklı olarak "Selam, naber? İyilik senden" ile sınırlı bir muhavereye "manyak paralar" ödüyoruz milletçe; artı külliyetli miktarda vaktimiz heba oluyor, parmak uçlarımız nasır bağlıyor, şu oluyor, bu oluyor...
BİRBİRİNİ BOYA, KARİZMA YAP
Ağaçların arasında bir dolu adam. Üzerlerinde US Army mukallidi üniformalar. Ellerinde de gerçek silahlara benzeyen ancak kurşun yerine boya atan silahlar. Bir harala güreledir gidiyor. O ona sıkıyor, öbürü berikine. Adı, paintball bu "abuk şey"in. Giderek yayılıyor Türkiye'de, özellikle de işadamları arasında. Sınıfına fark atmak isteyenler, hanidir paintball oynuyor. Bir seansı 15-20 dakika arasında olan oyun için organizatör firmaya kişi başına 20 dolar ödeniyor. Ama kimseyi 56 seanstan aşağısı kesmiyor ve yine kişi başı beheri 12 dolardan ek mermi talebi kaçınılmaz oluyor. Aslında altı üstü çocukça bir oyun olan paintball, uyanık firmaların elinde bir "strateji oyunu" gibi pazarlanıyor. İşte bir firmanın duyurusundan başlıklar: Büyük Ganimet Destekli Takım Çalışması Eğitimi, Stratejik Paintball, Takım Çalışması, Operasyon İstanbul. Yakın bir zamanda "TC Paintball Federasyonu" da kurulur, hiç şüpheniz olmasın. Onun, şu "federasyonlardan" ne eksiği var ki? Bocce, Bowling ve Dart Federasyonu, Dans Federasyonu (Başkanı dansör Tolgahan Yönetim Kurulu üyesi dansöz Asena'dır), Ragbi Federasyonu, Wushu Federasyonu, Oryantiring Federasyonu.
BOŞANAN ÇAREYİ KÖPEKTE BULUYOR
Hürriyet'ten Tüketicinin Erkan Abisi'ne bakılırsa, her yıl 100 bin boşanmanın yaşandığı Türkiye'de dullar yeni hayatlarında kedi ve köpeğe özel bir yer ayırıyorlar. Artık her 100 Türk evinin 8'inde kedi ya da köpek bakılıyor, bunların neredeyse üçte biri ise yalnız yaşanılan evler. Kedi köpek maması sektöründe 50 marka, yıllık pazar payı olan 70 milyon doları üleşmek için kıyasıya yarışıyor. Ülkede yılda 15 bin ton kedi ve köpek maması satılıyor. Mamanın tüy parlatanı da var, diyet uygulayanı da; alerji önleyeni de var, stresi ortadan kaldıranı da. Müjdeler olsun ki, 2004 yılma kadar sadece ithal ürünlerin bulunduğu sektörde dört yıldır "ulusal üretim" de var. İstanbul, Ankara, İzmir ve Antalya'daki kedi köpekle1", bir yılda üretilen mamaların yüzde 97'sini yiyor. Sektör temsilcilerinin dediklerine inanacak olursak, mamalar kedi ve köpeklerin kas ve sinir sistemleri için "gerekli"ymiş! Mamaların piyasaya çıktığı 1950'den önceki, belki de binlerce asırda bu kedi ve köpekler ne yapardı diye soramıyoruz tabii, sorsak da ne cevap alacağız ki? Alı unutmadan, şehir dışında işiniz var vetiç büyük kentten birinde oturuyorsanız, evcil hayvanlarınızı geceliği 10 dolardan özel yataklı, kaloriferli, çelik yemek kaplı özetle "tam pansiyon" oteller emanet de edebilirsiniz. Sağlığı da dert etmeyin, çünkü sadece İstanbul'da 500 tane hayvan hastanesi var!
"GÜZELLEŞME" FATURAMIZ 2010 DA 4 MİLYAR DOLAR OLACAK
Makyaja teşne bir hatun; ömründe acaba kaç saati fönde, oje sürmede, rimel çekmede harcar bilmiyoruz, çünkü böyle bir istatistik yok. Ama şunları biliyoruz: Avrupada kişi başına 113 dolar olan yıllık kozmetik harcaması Türkiyede 18 dolar. Batı Avrupada makyaj malzemesine yılda 13,6 dolar, Yunanistanda 8 dolar, Türkiyede ise 1,8 dolar harcanıyor. Kozmetik firmalarmdaki nüfus ve gelir projeksiyonları üzerinde çalışan uzmanlarının hesabına göre ise halen 2 milyar dolara yaklaşan kozmetik pazarı, 2010 yılma kadar 4 milyar dolara ulaşacak. Pazarda 100'e yakın "dünya devi" de dahil olmak üzere 2 bin 900 firma faaliyet gösteriyor.
Münderecatıyla malayaniliğin dibini bulan, hatta "özgür seks" gibi fitne fücurat dosyaları ile "haram yayın" da yapan kadın dergilerinden biri olan Formsante dergisi, "boya"nın yetmeyip "kaporta"mn da gerekli olduğu durumlar için bir araştırma yayınladı geçenlerde. Buna göre, estetik operasyonlarından bazılarının fiyatları şöyle sıralanıyor: (YTL) Alın germe 5000, burun 8500, dudak büyütme 1500, botox 5500, boyun germe 8000, karın germe 10000.
15 MİLYON 687 BİN 966 BANDROL
Tenzih ederek başlayalım; dinî ya da sanat kaygılı sair kaset, CD, VCD ve DVD'lerin üreticilerini. Geçtiğimiz yıl en fazla bandrol alan ilk beş firma arasında beşinci sırada olan 473 bin 500 bandrollü Berakât Yaymları'nı ya da 36 bin badrollü İsra Yaymları'nı meselâ. Ama bu listede Doğan Müzik de 1 milyon 58 bin 400 bandrolle ilk sırada yer alıyor. Müptezel sözlerle bezeli "şarkı"ların seslendiricisi Ankaralı Namık'ın firması Avrupa Müzik ise yine 2007'de 456 bin bandrol almış. Özetle, en fazla bandrol alan 100 firma arasında müspet çalışmalara imza atanların sayısı 10'u zor buluyor. Geri kalanı ise piyasa işi, o her yerde bıktırırcasına çalınan pop, arabesk ve benzeri üretimleri gerçekleştiren firmalara ait. MÜYAP'tan alman 15 milyon 687 bin 966 bandrolün üzerinde yapışık olduğu görsel ve işitsel mamulün son tüketici fiyatının ortalama 6 YTL olduğu dikkate alındığında ise 2007 yılında bu sektöre harcanan para 100 milyon doları buluyor.
STADYUMDAKİLER "GOL" YERİNE "OL" DESEYDİLER
Tüm dünyada 500 milyar dolarlık bir pazarı var futbolun. Türkiye'deki maddî büyüklüğün ise 11,5 milyar doları bulduğu tahmin ediliyor. Tahmin çünkü "kara para"nın rahatlıkla gedik bulduğu bir alan futbol endüstrisi. Ama yine de elde şu rakamlar var: Birinci lig takımlarına Digiturk 110 milyon, İddaa 100 milyon, sponsor firmalar 40 milyon dolar veriyorlar. Sadece Fenerbahçe'nin bütçesi 100 milyon dolar. Üç büyüklerin bütçe toplamı ise 200 milyon doları aşıyor. Geriye kalan 13 birinci lig takımının yıllık bütçeleri de 300 milyon dolar. İkinci lig takımlarının bütçelerinin ise 200 milyon dolar olduğu tahmin ediliyor. Her hafta sadece üç büyüklerin maçlarına 65 bin seyirci gidiyor, bütün ligin haftalık seyirci sayısı ise 150 bin kişiyi buluyor. Lig TV'ye abone olanların sayısı 500 bini geçiyor. Türkiye'de günlük 3 milyon gazete satılıyor, bu gazetelerin 34 sayfası futbola ayrılmış durumda. Bir seyircinin yol parası / yakıtotopark, yiyecekiçecek, hatıra eşya ve benzeri için harcadığı paranın 30 ila 50 dolar arasında değiştiği hesaplanıyor. Sadece stada giden ve Lig TV'den futbol takip edenler bile muhtemelen birkaç milyon. Çünkü kanala abone olan binlerce cafe, bar, kahve vs var. Kısacası vakit ve nakit itinayla söğüşleniyor bu sektör tarafından.
Üzgünüz, daha "malayaniliğin abc'si"ni yazamadan yerimiz bitti. Dans kursu, pop konserinin bilet kuyruğu, anlam fakiri bienale yetiştirilmeye çalışılan bir "yapıt", cilt bakımmdaki saatler, paralar, yaşanan acılar... sayın sayabildiğiniz kadar. Sahi, geçen gün Sevgililer Günü'ydü. Sadece bu vesileyle bile bir "flash back" yapıp son bir haftayı hatırlasanız; siz de ne akla ziyan, gülünç, şaşırtıcı, eblehçe, masraflı ve benzeri detaylar yakalarsınız...
Ahmet Topuz / Gerçek Hayat