12 MART

Abdurrahman Dilipak

 

12 Mart’ın benim hayatımda özel bir yeri ve anlamı var..

12 Mart’ta mahkûm oldum ve yurtdışına kaçmak için İstanbul’a geldim ve 1974 affıyla ve hemen öncesinde dava açma zamanaşımı süresine ilişkin Yargıtay’ın bozma kararı ile kurtulmuştum..

Mahkûmiyet gerekçem, MNP davasında, yayınladığım bir bildiri sebebi ile idi..

Gülen adı da o günlerde ortaya çıkmaya başlamıştı.. Biz “Ne sağdayız ne solda, hak yoldayız hak yolda” ya da “Kör dünyanın göbeğine hak yol İslam yazacağız” diye sokaklarda dolaşırken, birileri “neuzu billahi minessiyase” diyordu!

Aslında bu sözü, sözün sahibi,

 1. Meclis’te yaşananlara bakarak söylemiş ve ömrünü İslami bir siyasete vakfetmişti.. Bu sözü o gün Müslümanların siyasi talepleri ya da Müslüman kimlikle siyaset yapma talebine karşı kullananlar bugün iktidardan pay istiyorlar..

1974 Affından sonra MSP’nin 48 milletvekilinden 24’ü istifa etti.. “Siyasal İslam”a karşı Müslümanları siyaset dışı bırakmak için, siyaset dışı İslami faaliyetlere destek verilmeye başlandı..

1970 öncesi, Süleyman efendinin talebeleri İmam Hatiplilerle birlikte çalışmak istemediği için İmam Hatiplilere karşı Demirel tarafından himaye ediliyordu. Siyaset dışı kalmaya özen gösteren kimi Risalei Nur talebeleri de Morrison Süleyman’a, namı diğer Çoban Sülo’ya “Nurlu Süleyman” lakabı takmışlardı. Bir askeri okulda kimya öğretmeni olan Hilmi Işık ise, Seyyid Kutup, Mevdudi gibi İhvan ve Cemaati İslami’den etkilenen Müslümanları dışlayarak Seyyit Kutup gibi kişileri neredeyse tekfir ediyorlardı!

74’de, Müslümanları siyaset dışı bırakmak isteyenler seslerini daha güç çıkartmaya başladılar.. 1. MC (Milli Cephe: AP, MSP, MHP koalisyonu), 2. MC derken 1978’de derin devlet içinde iç savaş başladı.. Sağ-sol çatışması, Alevi ve Kürt kesime yayıldı.. Tam da bu sırada İran’da devrim rüzgârları esmeye başladı.. ABD, devrimin Türkiye’ye yayılmasını etkilemek için İran karşıtı ve siyaset dışı grubları desteklemeye başladı. 12 Eylül bir yandan derin devlet içindeki iç savaşı bitirip derin yapıyı yeniden inşa etmek, İslami hareketin siyaset üzerindeki baskısını kontrol altına almak, İran’daki devrim rüzgârının Türkiye’yi etkilemesini önlemek için yapıldı.. Artık siyaset dışı İslam değil, Müslümanların bir şekilde siyaset içine dahil edilerek kontrol edilmesi gerekiyordu. Özal onun için oradaydı.. Gülen’i, Evren ve Amerikalılarla daha ileri projeler için buluşturan da Özal’dı.. Daha sonra bunlar 1991’den itibaren, uluslararası sistemle doğrudan görüşmelere başlayınca Özal’ı da sildiler.. Özal da o tarihten sonra bunlara güvenmiyordu!

Erbakan’ı, 12 Mart’ta İsviçre’ye gönderenler, daha sonra gelmesine hangi amaçla izin verdiler, biliyor musunuz?

Hapse atsalar, daha sonra Erdoğan’ın olduğu gibi kahraman olacak, en iyisi  gönderelim  dediler.. Sonra baktılar seçimlerden Demirel galip çıkacak. Dindarların oyu CHP’ye gitmeyeceğine göre, Erbakan’ın gelmesine izin verelim, partilerini kurup siyasete girsinler, dindarların oyu Demirel’e gitmesin, o zaman sandıktan CHP çıkar diye bir plan yaptılar.. Erbakan’ı getirmelerinin sebebi, dindarların siyasetteki etkisini kırmaktı aslında. Ama beklemedikleri bir şey oldu, MSP 48 milletvekili çıkarttı ve anahtar parti oldu. CHP de, AP de MSP’ye muhtaç hale geldi.. Demirel aklınca MSP’yi kendine mecbur zannediyordu.. İslami gelişmeyi durdurmak için CHP’ye destek verenlerin planı tutmadı. Allah, Ecevit’in, CHP’nin eliyle MSP’yi iktidara taşıdı..

Bu Cemaat denen yapının tarihi arka planı böyle.. Ve ben 43 yıldır her gün yazı yazan biri olarak bu süreci yaşadım..

1991’de Ilımlı İslamcılık hareketi, bu kez Fuller projeksiyonu sayesinde CIA; MOSSAD ve Vatikan tarafından yeniden dizayn edildi.. Amerikano İslam, Liberal İslam, Euro İslam denilen dine karşı yeni din, İsrail’in varlık ve güvenliğini tehdit etmeyecek, kendi geleceğini batı medeniyetinin kavram ve kurumları ile çerçeveleyecek, uluslararası düzen, NATO ve ABD’nin stratejik ve askeri hedeflerine karşı tehdit oluşturmayacak, bunun karşılığında da özgürlük ve servete kavuşturulacaktır.. Yani biz de ılımlı İslamcılar ve yeşil sermaye olarak, laikçi, ulusalcı ve Kemalist kadrolar seyreltilerek onların yerine ikame edilecektik.. Balyoz ve Ergenekon davası, işte bu derin yapı içindeki, Ilımlı İslamcıların derin yapıya enjekte ve entegre edilmesine karşı çıkan Laikçi, Ulusalcı ve Kemalist kadroların tasfiye edilerek yerine yeni kadroların istihdamı ile derin yapının güçlendirilmesi, tahkim edilmesi operasyonu idi..

Daha önce bu Amerikano İslam yerine TSE damgalı bir din icad etmeye çalıştılar.. İngilizler, Cumhuriyet’ten önce Şerif Hüseyin’i halife ilan ederek onun üzerinden İslam coğrafyasını ve Müslümanların din algısını yeniden dizayn etmek istiyordu. Vahdeddin’i onun için götürdüler. O proje gerçekleşmeyince de, Hilafet kaldırılmadı, bu proje ertelendi ve hilafet donduruldu. Hâlâ da derin dondurucuda duruyor. Belki de paralel yapı iktidarı ele geçirseydi, Gülen Pensilvanya’dan gelip o Hilafet koltuğuna oturacaktı.. Erdoğan’a düşen görev ise BOP çerçevesinde öncelikle 22 İslam ülkesinin Türkiye üzerinden bu Amerikano İslam projesi çerçevesinde Türkiye örneğinde olduğu gibi yeniden yapılandırılması idi. Onların öfkesi bu projenin çökmesinden kaynaklanıyor! “One minute” sadece İsrail’e söylenmiş bir söz değil, uluslararası sistemin komplosuna karşı bir uyarı idi aslında..

Bugünkü kavga Erdoğan’la Gülen, ya da Cemaatla AK Parti kavgası değil. Ya da ABD, ya da İsrail ile Türkiye arasındaki kavga değil.. Bu Uluslararası sistemle İslam dünyası arasındaki bir hesaplaşmadır.

12 Mart’ın ayrıntılı hikâyesini okumak isteyenler, internete bakabilirler..

Selam ve dua ile..

yeniakit