• BIST 90.122
  • Altın 145,975
  • Dolar 3,6213
  • Euro 3,9326
  • Ankara 6 °C
  • İstanbul 11 °C
  • Konya 5 °C
  • Antalya 18 °C
  • Diyarbakır 15 °C
  • Erzurum 1 °C
  • İzmir 11 °C
  • Rize 10 °C

RASULULLAH (S.A.S)’İN VERDİĞİ VAZİFE

Abdullah Dai

RASULULLAH (S.A.S)"İN VERDİĞİ VAZİFE 

Muvahhid mü"min şahsiyetler, hayırlı kişiliğe sahip olup yaptıkları hayırlı işlerdir… Onlar, hayır üzeredirler… Çünkü Şerrin her türlüsünü reddetmiş, şerre karşı savaş açmış, şerri her nerede görmüş ise, mutlaka kafasını ezmeye çalışmıştır… Şerr, şirktir… Şerr, küfürdür ve şerr, batıl olan her şeydir… Muvahhid mü"minler, hayırdan ve haktan yanadırlar… Onların bulundukları cephe, hak ve hayır cephesidir… Onlar, hak ve hayır saffını oluştururlar… Hayır, ortaya çıkıp gücünü gösterdi mi, şerr, ağustos sıcağı görmüş kar gibi erir, buharlaşır ve yok olur gider… Hak geldi mi, batıl kökten silinir… (1) Hak, batılın beynini parçalar!.. (2)
Hak yolda ve hak üzere bulunan en hayırlı şahsiyet, bu izzetini, izzetin tamamı kendisine ait olan Âlemlerin Rabbi Allah Teâlâ"dan almıştır… (3) Muvahhid mü"min şahsiyet, tağutu, bütün kurum ve kuruluşlarıyla, inancı ve ameliyle reddettiği, böylece şirksiz iman ile Allah"a iman ettiğinden dolayı kopması mümkün olmayan bir kulpa yapışmış, (4) izzet sahibi olmuş, (5) gerçekten inandığı için en üstün olmayı hak etmiştir… (6) Bu üstünlüğünü, yegâne Rabbi Allah"a ve yegâne önderi Rasulullah (s.a.s)"e katıksız iman edip ve itaati tam gerçekleştirdiği için elde etmiştir… (7) Şirk karışmamış bir Tevhid küfür bulaşmamış bir iman ile itaati gereği gibi gündeme getiren Muvahhid Mü"min şahsiyetler, yegâne önderleri Rasulullah (s.a.s) izlemiş, asla duraklamadan dosdoğru yolda yürümeye devam etmiştir…
Muvahhid mü"minlerin kendisini takip ettiği son Rasul ve son Nebi, Rasulullah Muhammed (s.a.s) ve O"ndan önceki Rasuller ve Nebiler ( Allah"ın salât ve selâmı cümlesine olsun), Âlemlerin Rabbi Allah Azze ve Celle"nin vazifelendirmesiyle, içinde bulundukları şirk ve cahiliye toplumlarında “Tevhid”"i tebliğ edip insanları Allah"a davet etmişlerdir… Bu mukaddes vazifelerini yaparken, yalnız rableri Allah Teâlâ"dan korkmuş ve O"nun dışında hiçbir güç sahibi, hiçbir egemen tağuttan korkmamışlardır.
Şöyle buyuruyor Rabbimiz Allah Teâlâ:
“Onlar (o peygamberler),Allah"ın risâletini tebliğ edenler, O"ndan içleri titreyerek, korkanlar ve Allah"ın dışında hiç kimseden korkmayanlardır. Hesap görücü olarak Allah yeter.”(8)
“O (Allah), gaybı bilendir. Kendi gaybını (görülmez bilgi hazinesi)kimseye açık tutmaz.(ona muttali kılmaz).
Ancak Rasulleri içinde razı olduğu(seçtikleri kimseler) başka. Çünkü O,bunun önüne ve arkasına izleyici(gözetleyici)ler dizer.
Öyle ki onlar, Rablerinden gelen risâleti (insanlara gönderilenleri) tebliğ ettiklerini bilsinler. (Allah,) onların nezdinde olanları sarıp kuşatmış ve her şeyi sayı olarak da sayıp tesbit etmiştir.” (9)
Âlemlerin Rabbi Allah Teâlâ, tebliğ ve davet ile vazifeli kıldığı Rasullerine hakikati apaçık vahyetmiş, onlara bildirmiş öğretmiş ve eğitmişti… Vazifeli kılınan Nebiler ve Rasuller, içinde bulundukları cahiliyye şirk toplumu insanlarına, Allah"ın hükümlerini tebliğ edip onları Allah"a davet etmişlerdir… Onlar, Tevhidi hakikatları tebliğ ediyor ve imanın gereğini yerine getirmeleri için davet ediyorlardı…
Rabbimiz Allah Azze ve Celle şöyle buyurur…
“Şu hâlde Rasullere düşen, apaçık bir tebliğden başkası mı?
Andolsun, Biz, her ümmete: “Allah"a kulluk edin ve tağuttan kaçının, (diye tebliğ etmesi için) bir Rasul gönderdik.” (10)
Rasuller, Muhatab oldukları topluma, her şeyden önce çok önemli olan iki şeyi tebliğ etmekle vazifeli kılınmışlardı: Allah"a kulluk ve tağuttan kaçınmak!.. Tevhîd"in aslı budur!..
“Lailahe illallah” hakikatının gereği bundan başka bir şey degildir!..
Allah"dan başka bütün hüküm koyucu egemen tağutları, yani yönetilenler tarafından rableştirilen, ilâhlaştırılan ve hükümlerine boyun bükülüp itaat edilen her türlü güç sahibini red, yalnız ve yalnız Allah"a iman ve itaat etmek, O"nun dışında bütün hüküm koyucuların tağutlar olduklarını ilan etmekle beraber, tüm kurum ve kuruluşlarıyla reddetmek…
Rasuller, bu gereği, şirk ve küfür içinde olan, birbirlerinin rableri ve kulları olmuş cahiliyye toplumlarının halklarına duyurmakla vazifeli kılınmış, onlar da bıkmadan, yılmadan üzerlerine düşeni yerine getirmeye gayret etmişlerdi…
“Rasule düşen, apaçık bir tebliğden başkası değildir.” (11) diye buyuran Rabbimiz Allah Teâlâ, Rasullerin görevinin apaçık tebliğ olduğunun hidayet vermenin ise yalnızca Kendisine aid oluşunu beyan buyurmaktadır:

“Onların hidayete ermesi, senin üzerinde (bir yükümlülük) değildir. Ancak, Allah dilediğini hidayete erdirir.”(12)
“Gerçek şu ki, sen, sevdiğini hidayete erdiremezsin, ancak Allah, dilediğini hidayete erdirir. O hidayete erecek olanları iyi bilendir.” (13)
“Yolu doğrultmak Allah"a aiddir, kimi (yollar) ise eğridir. Eğer O, dileseydi sizin tümünüzü elbette hidayete erdirirdi.”(14)
“Derler ki: "Bizi buna ulaştıran Allah"a hamd olsun. Eğer Allah bize hidayet vermeseydi, biz doğruya eremeyecektik.”(15)
Rasul, Yeğane Rabbi tarafından kendisine vahiy olana gereği gibi uymakta ve emrolunduğu gibi tebliğ etmeye devam etmektedir… En son Nebi ve en son Rasul Rasulullah Muhammed (s.a.s), kendisinden önceki vazifeli Rasul ve Nebi şahsiyetler gibi, emrolunduğu ölçüde dosdoğru davranarak (16) hakkı teblığ etmiş, insanları İslam"a davet eylemiştir.
Şöyle buyurur Rabbimiz Allah Teâlâ: “Sen onlara, o şehir halkının örneğini ver. Hani oraya Rasuller gelmişti.
Hani onlara iki (Rasul) göndermiştik. Fakat ikisini yalanlamışlardı. Bizde (iki Rasulu), bir üçüncüsüyle güçlendirdik. Böylece dediler ki: "Şübhesiz biz, size gönderilmiş elçileriz."
Dediler ki: "Siz, bizim benzerimiz olan bir beşerden başkası değilsiniz. Rahmân(olan Allah) da herhangi bir şey indirmiş değildir. Siz yalnızca yalan söylüyorsunuz."
Dediler ki: "Rabbimiz, gerçekten size gönderilmiş Rasuller olduğumuzu bilir.
Bizim üzerimizde de (sorumluluk ve görev olarak) apaçık bir tebliğden başkası yoktur” (17)
Âlemlerin Rabbi Allah Teâlâ"nın, haktan batıla, doğrudan yanlışa, güzelden çirkine, yani Tevhid"den şirke, imandan küfre, adaletten zulme, islam"dan cahiliyete sapmış olan toplumlara göndermiş olduğu ve onlar için önder, örnek şahsiyetler kıldığı bütün Rasulleri, aynı reddolunmak ve aynı inkâr olunup yalanlanmakla hakaret olundular…
O sapmış ve saptırmış insan kitlelerini, sapıklıktan kurtarıp, dünyada ve ahirette mutlu olmaları için çalışan Rasulleri yalanlayıp reddeden şirk toplumları, kendilerinin hayrını isteyen, onların karanlıktan uzaklaşarak nûra kavuşmasına gayret eden, insanlığın önderleri olan şahsiyetlerin kıymetini bilemediler… Malum olduğu üzere çağımızda da ayrı cahiliyye ve şirk toplumları, inzâl olunmuş vahye, Kitap"a ve onu tebliğ eden en son Rasul"e karşı aynı çirkin tavrı sergilemektedirler… Bu cahil tavrı, Peygamberlerin varisleri olan muvahhid mü"minler içinde ortaya koymakta ve en çirkin, en düşman bir hâl ile karşı çıkmaktadırlar…
Rabbimiz Allah Teâlâ, cahiliyye toplumlarının müşriklerinin Rasullere karşı çıkışlarını şöyle beyan buyuruyor:
“(Salih)dedi ki: "Ey kavmim, andolsun size Rabbimin risâletini tebliğ ettim ve size öğüt verdim. Amma siz, öğüt verenleri sevmiyorsunuz."
Hani Lut da, kavmine şöyle demişti: "sizden önce âlemlerden hiç kimsenin yapmadığı hayasız çirkinliği mi yapıyorsunuz?
Gerçekten siz, kadınları bırakıp şehvetle erkeklere yaklaşıyorsunuz. Doğrusu siz, ölçüyü aşan(azgın)bir kavimsiniz."
Kavminin cevabı: "Yurdumuzdan sürüp çıkarın bunları. Çünkü bunlar, çokça temizlenen insanlarmış!"demekten başka olmadı.” (18)
“(Şuâyb"ın)Kavminin önden gelenlerinden inkâr edenler, dediler ki: "Andolsun Şuâyb"a uyacak olursanız, kuşkusuz kayba uğrayanlardan olursunuz."
Bunun üzerine onları dayanılmaz bir sarsıntı tuttu da, kendi yurtlarında diz üstü çökmüş olarak sabahladılar.
Şuâyb"ı yalanlayanlar, sanki orada hiç refah içinde yaşamamışlar gibi oldular. Şuâyb"ı yalanlayanlar, asıl büyük hüsrana uğradılar.
O da, onlardan yüz çevirdi ve şöyle dedi: "Ey kavmim, andolsun, size, Rabbimin risâletini tebliğ ettim ve size öğüt verdim. Şimdi ben inkâra sapan bir topluluğa nasıl üzülebilirim?” (16)
“(De ki: Benim görevim,) yalnızca Allah"dan olanı ve O"nun gönderdiklerini tebliğ etmektir. Kim Allah"a ve O"nun Rasulüne isyan ederse, içinde ebedi kalıcılar olmak üzere onun için cehennem ateşi vardır.” (20)
“Kesin olarak biliyoruz ki, onların söyledikleri seni gerçekten üzüyor. Doğrusu onlar, seni yalanlamıyorlar, ancak zalimler, Allah"ın ayetlerini inkâr ediyorlar.
Andolsun, senden öncede Rasuller yalanlandı. Onlara, yardımımız gelinceye kadar yalanlandıkları ve eziyete uğratıldıkları şeye sabrettiler. Allah"ın sözlerini (va"dlerini) değiştirebilecek yoktur. Andolsun, gönderilenlerin haberlerinden bir bölümü sana da geldi.” (21)
Şirkin ve küfrün egemen olduğu cahiliyye toplumlarında, Tevhid ve imanın tebliğ edilip insanların Allah"a davet edilişi ve bu davete icabet etmelerin başlaması, egemen tağutların iktidarlarını sarstığı için, korkunç düşmanlıklarla karşı çıkılmaya çalışılmıştır… Yaşadığımız zaman diliminde aynı vahşi tavır gündemdedir…
Zalim ve sömürücü zalim tağutlar tarafından işgal edilen İslam topraklarında şirk ve küfür hükümleriyle hüküm olunmakta, cahiliyet iktidar olmuş ve Allah"ın hükümleri yasaklanmıştır… Allah"ın indirdikleriyle hükmolunmayı gündeme getiren Peygamberlerin varisleri olan muvahhid mü"minlere karşı egemen tağutlar, her türlü zülüm ve işkence yöntemleriyle savaş açmış, onları susturmaya ve sindirmeye en son gayretleriyle çalışmışlardır…
Bu korkunç saldırılar, muvahhid mü"minleri durdurmamış, susturmamış ve sindirememiştir… Onlar, büyük bir sabırla yegâne önderleri Rasulullah (s.a.s)"i takip etmiş, namaz ve sabır ile yegâne Rableri Allah Teâlâ"dan yardım istemişlerdir… (22)Katıksız iman eden muvahhid Kullarına yardım etmek, Âlemlerin Rabbi Allah"ın va"dıdır… (23) Allah Teâlâ, va"dını mutlaka yerine getirir… (24)
Muvahhid mü"minler, yegâne önderleri ve hayat örnekleri Rasulullah (s.a.s)"in izinden asla sapmadan hak yolda yürümelerini sürdürmektedirler…
Rabbimiz Allah Teâlâ, önderimiz Rasulullah (s.a.s)"e hitaben şöyle buyurur:
“Ey Rasul, Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer (görevini) yapmayacak olursan, O"nun risâletini tebliğ etmemiş olursun. Allah, seni insanlardan koruyacaktır. Şübhesiz Allah, kafir olan bir topluluğu hidayete erdirmez.” (26)
“De ki: "Allah, benimle sizin aranızda şahiddir. Sizi –ve kime ulaşırsa- kendisiyle uyarmam için bana şu kur"an vahyedildi."
Fakat onlar yüz çevirirlerse, sana düşen yalnızca apaçık bir tebliğdir.” (27)
“Deki: "Bu, benim yolumdur. Bir basiret üzere Allah"a davet ederim, ben ve bana uyanlar da. Ve Allah"ı tenzih ederim, ben müşriklerden değilim.” (28)
“De ki: "Ben, yalnızca Allah"a kulluk etmek ve O"na koşmamakla emr olundum. Ben, ancak O"na davet ederim ve son dönüşüm O"nadır.” (29)
Rabbimiz Allah Teâlâ, insan kullarına gönderdiği hükümleri ve ayetleri tebliğ etsin diye vazifeli kıldığı Nebi ve Rasullerine muhatap olan toplumlarına şöyle buyuruyor:
“Allah"a itaat edin, peygamber"e itaat edin ve sakının. Eğer yüz çevirirseniz bilin ki Rasulümüze düşen, ancak apaçık bir tebliğdir.” (30)
“Rasule tebliğden başka (yükümlülük) yoktur. Allah, açığa vurduklarınızı da, gizli tuttuklarınızı da bilir.” (31)
“(Kitab verilenler,)eğer seninle çekişip tartışırlarsa de ki: "Ben, bana uyanlarla birlikte, kendimi Allah"a teslim ettim. "Ve kitab verilenlerle Ümmilere de ki: "Siz de teslim oldunuz mu?"Eğer teslim oldularsa, gerçekten hidayete ermişlerdir. Fakat yüz çevirdilerse, artık sana düşen yalnızca tebliğ (etmek) dir. Allah, kulları hakkıyla görendir.” (32)
Önderimiz Rasulullah (s.a.s), Rabbi Allah Azze ve Celle"nin kendisine verdiği “Nübüvvet” ve “Risâlet” görevini hakkıyla yerine getirip tebliği yapmış ve daveti gerçekleştirmiştir… Bu apaçık hakikate bütün ümmet şahid olmuş ve bu şahidliklerini dosdoğru gündeme getirmişlerdir…(33) Rasulullah (s.a.s), insanlık âlemine hidayet rehberi olmuş, her kim ki, O"na iman edip itaat eylediyse hidayete ulaşmıştır…
Ebu Musa(r.a.)"ın rivayetiyle şöyle buyur Rasulullah(s.a.s):
“Allah"ın, benim vasıtamla gönderdiği hidayet ve ilim, bol yağmura benzer.
Bu yağmur, gâh öyle bir toprağa düşer ki, onun bir kısmı suyu kabul eder ve çayır ile bol ot yetiştirir.
Bir kısmı da kurak olur, suyu(üstünde)tutar da Allah, onunla insanları faydalandırır. Ondan, hem kendileri içerler, hem de hayvanlarını sularlar, ekin ekerler.
Bu yağmur, diğer bir nevi toprağa daha isabet eder ki, düz ve kaypâktır. Ne suyu üstünde tutar, ne çayır bitirir.
Allah"ın dinini anlayıp da Allah"ın benim vasıtamla gönderdiği hidayet ve ilimden faydalananlar ve bunu bilip de başkasına bildiren kimse ile, bunu duyduğu vakit kibrinden başını bile kaldırmayan ve Allah"ın benimle gönderilen hidayetini kabul etmeyen kimse böyledir.” (34)
İnsanlık Âleminin başöğretmeni(35)ve “âlemler için rahmet olarak gönderilen” (36) Rasulullah(s.a.s), Âziz İslam Milleti"nin öncüleri olan âlimlerin, Peygamberlerin varisleri olduğunun ve bunların gökteki yıldızlara benzediğini beyan buyurur…
Ebûd-Derda(r.a)"dan
Rasulullah (s.a.s) şöyle buyuruyor:
“Muhakkak âlimler, peygamberlerin varisleridirler. Şübhesiz peygamberler, ne altın, ne de gümüşü miras bırakırlar. Peygamberler, miras olarak ancak ilim bırakırlar. Bu itibarla kim Peygamberlerin mirası olan ilmi elde ederse, tam bir hisse almış olur.” (37)
Enes (r.a.)"dan.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:
“Yeryüzünde bulunan âlimlerin durumu, gökte bulunan yıldızlara benzer. Kara ve denizlerin karanlıklarında onlar sayesinde doğru yol bulunur. Onlar, tutulduğu (bulutlarla kapandığı) zaman, rehberlerin kaybolmasından (yolu şaşırmasından) korkulur.” (38)
“Merhamet olunmuş Ümmet”"in her muvahhid mü"min Müslüman ferdi, Akaid ve İbadetle ilgili kendisine farz"ı –ayn olan ilmi elde etmiş, onunla amel ederek takvaya ulaşmaya çalışmış bir durumda olduklarından dolayı birer âlim sıfatlıdırlar… Bunun için kadın olsun, erkek olsun her muvahhid mü"min şahsiyet, peygamberlerin varisi olduğu gibi, yeryüzünün de varisidirler… Hâl bu olunca katıksız iman eden her muvahhid mü"min müslüman şahsiyet, ayrı zamanda Rasulullah (s.a.s)"in varisi sıfatıyla İslam"ı tebliğ ile görevlidir!.. Bu vazifeyi, yegâne önderi ve hayat örneği Rasulullah (s.a.s), Ümmetin her yetkili ferdine vermiş ve onları sorumlu tutmuştur!.. İşte Rasulullah (s.a.s)"in emri:
1-Abdullah ibn Amr (r.a)"ın rivayetiyle şöyle buyurur Rasulullah (s.a.s):
“Benim tarafımdan (tebliğ edilen Kur"ân"dan) bir ayet olsun halka ulaştırınız!”(39)
2-Abdullah ibn Mes"ud (r.a.)"dan.
Rasulullah (s.a.s)şöyle buyurur:
“Bizden bir hadis işiterek onu tebliğ edenin yüzünü Allah ağartsın. Çünkü kendisine tebliğ edilmiş olacak olan nice adamlar, dirayet, anlayış ve gereğini yapmak bakımından hadisi işitenden daha kuvvetli olabilir!”(40)
3-Ebu Bekre (r.a.)"dan.
Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurur:
“Burada hazır bulunanlar, hazır bulunmayanlara tebliğ etsin! Bazen kendisine tebliğ edilmiş olan kimse, burada bulunup işiten kimseden daha iyi anlayıp belleyici olur.”(41)
Yeğane önderimiz Rasulullah (s.a.s.)"in Aziz İslam Millet"inin her yetkili ferdine vermiş olduğu bu emri, ilk dönem öncülerimiz olan ve yeryüzünün en hayırlı nesli Ashab-ı Kiram, gereği gibi yerine getirip Ümmete örnek olmuşlardır… İşte o öncülerden birkaç örnek:
1-Ben, Ebu Zekeriya"nın oğlu ve Süleyman b. Habib, Hunus"ta Ebu Umâme"nin yanına girdik, selâm verdik. Bize dedi ki:
-Bu meclisiniz, Allah"ın size sunduğu ve sizin mazeretinizi ortadan kaldırdığı bir meclistir. Kuşkusuz ki Rasulullah (s.a.s.), tebliğ görevini yapmıştır. Sizde tebliğ ediniz! (42)
2-Süleyman b. Âmir anlatıyor:
Bizler, Ebu Umâme"nin yanına oturduğumuzda O, bize hadisten büyük bir olay getirir(nakleder)ve halka:
-İşitiniz, anlayınız ve işittiklerinizi bizden (başkalarına)ulaştırınız! derdi.(43)
3-Ebu Musa (r.a),Basra"ya (Vali olarak)geldiği zaman şöyle demişti:
-Ömer ib"nül –Hattab, beni size, Rabbinizin Kitabı"nı, (uymamız gereken) Sünnetinizi öğretmem ve yollarınızı açmam için gönderdi!(44)
4- Ebu Zerr (r.a.)şöyle der:
Rasulullah (s.a.s.), (amirlerin/yöneticilerin) bize üç şeyden, yani ma"rufu emretmemizde, münkerden nehyetmemizde ve halka sünnetleri öğretmemizde galebe çalmamalarını (bu görevlerimizi yapmamıza mani olmalarına imkan vermememizi) emretti!(45)
5-Ebu Kesîr, babasının şöyle dediğini anlatır:
Ebu Zerr"in yanına, O, orta Cemre"de oturuyorken gelmiştim. Halk, fetva sormak üzere O"nun etrafına toplanmıştı. Derken bir adam gelip, O"nun yanı başına dikildi. Sonra şöyle dedi:
-Fetva vermekten men"edilmedinmi?
Bunun üzerine O, başını ona doğru kaldırıp:
-Sen, üzerime gözcümüsün? Şayet siz, (beni öldürmek için) Keskin kılıcı-ensesine işaret ederek-şunun üzerine koysanız, bende Rasulullah (s.a.s.)"den duymuş olduğum bir kelimeyi, siz işimi görmeden önce nakledeceğimi zannetsem, muhakkak ki, onu naklederim! dedi.(46)
Âlemlere rahmet ve insanlık âleminin baş öğretmeni kılınan Rasulullah (s.a.s.)"den duyduklarını dosdoğru tebliğ edenlere karşı olumsuz tavır takınanlar için, Rasulullah (s.a.s.)"in şu beyanlarına dikkat edelim!..
Cabir (r.a.)"dan
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:
“Kime benden bir hadis ulaşır da onu yalanlarsa, üç şeyi yalanlamış olur: Allah"ı, Rasulünü ve rivayet edileni!”(47)
Selmân (r.a.)"dan.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:
“Kim bile bile benim adıma yalan söylerse, cehennemdeki bir eve hazırlansın.
Kim kendisine benden ulaşan bir hadisi reddederse, cehennemdeki bir eve hazırlansın.
Kim kendisine benden ulaşan bir hadisi reddederse ben kıyamet günü onun hasmı olup kendisini dâvâ ederim. Benden size bir hadis ulaşır da doğru olup olmadığını bilemezseniz:
-Doğrusunu en iyi Allah bilir, deyin.”(49)
Önderi Rasulullah (s.a.s.)"den tebliğ ve davet hareketinin yılmaz bir eri olmak üzere görev alan muvahhid mü"minler, her zaman ve her mekânda gereği üzere görevlerini devam ettirmelidirler…
Tebliğ ve davet vazifelerini hakkıyla yerine getiren muvahhid mü"minler müslümanlar, yegâne Rableri Allah"ın şu müjdesine nail olmuşlardır:
“Allah"a çağıran, Salih amellerde bulunan ve: "Gerçekten ben müslümanlardanım" diyenden daha güzel sözlü kimdir?”(50)
“Sizden hayra çağıran, iyiliği (ma"rufu) emreden ve kötülükten (münkerden) sakındıran bir topluluk bulunsun. Kurtuluşa erenler işte bunlardır.”(51)
1) “De ki: "Hak geldi, batıl yok oldu. Hiç şüphesiz batıl yok olucudur.” İsra, 17/81. Ayrıca bkz. Sebe; 34/49.
2) “Hayır, Biz hakkı, batılın üstüne fırlatırız, o da onun beynini darmadağın eder. Bir de bakarsın ki, O,yok olup gitmiştir.” Enbiya, 21/18.
3)”Şüphesiz bütün izzet Allah"ındır.” Nisa, 4/139.
“Şüphesiz izzet ve gücün tamamı Allah"ındır. O, işitendir, bilendir.” Yunus, 10/65.
4) Bkz. Bakara, 2/256.
5) “Oysa izzet, Allah"ın O"nun Rasulünün ve mü"minlerindir. Ancak münafıklar bilmiyorlar.” Münafikun, 63/8.
6) “Gevşemeyin, üzülmeyin, eğer (gerçekten) iman etmişseniz en üstün olan sizlersiniz.”
Âl-i imrân, 3/139.
7) “Kim Allah"ı, Rasulünü ve iman edenleri veli edinirse, hiç şüphe yok, galib gelecek olanlar, Allah"ın taraftarlarıdır.” Mâide, 5/56,
8) Ahzab, 33/39
9) Cin, 72/26-28
10) Nahl, 16/35-36
11) Nur, 24/54. Ankebut, 29/18.
12) Bakara, 2/272.
13) Kasas, 28/56.
14) Nahl, 16/9.
15) A"râf, 7/43.
16) Bkz. Hud, 11/112.
17)Yâsin, 36/13-17.
18) A"râf, 7/79-82
19) A"râf, 7/90-93
20) Cin, 72/23.
21) En"âm, 6/33-34.
22) Bkz. Bakara, 2/153.
23) Rabbimiz Allah Teâlâ şöyle buyurur:
“İman edenlere yardım etmek ise, bizim üzerimizde bir haktır.” Rum, 30/47.
24) Bkz. Ra"d, 13/31. Rum, 30/6. Zümer, 39/20.
25) Mâide, 5/67
26) En"âm, 6/19.
27) Nahl, 16/82.
28) Yusuf, 12/108.
29) Ra"d, 13/36.
30) Mâide, 5/92. Teğabün, 64/12,
31) Mâide, 5/99.
32) Âl-İmrân, 3/20.
33) Cabir b. Abdullah (r.anhuma) anlatıyor:
Rasulullah (s.a.s):
“Size, ben sorulacağım. Acaba ne diyeceksiniz?” buyurdu.
Ashap:
-Risâletini tebliğ, vazifeni edâ ve nasihatta bulunduğuna şahadet ederiz! Dediler.
Bunun üzerine şehadet parmağını semaya kaldırıp, onunla insanlara işaret ederek, üç defa:
“Ya Rabb, şahid ol! Ya Rabb, şahid ol!” buyurdu.
Sahih-i Müslim, Kitabu"l-Hacc, B. 19Hds. 147
Sahih-i Buhârî, Kitabu"l-Hacc, B. 133, Hds. 214-217
Sünen-i Ebu Davud, Kitabu"l Menasik, B. 56, Hds. 1905.
Sünen-i ibn Mace, Kitabu"l Menasik, B. 84, Hds. 3074.
34) Sahih-i Buhârî, Kitabu"l ilim, B. 21, Hds. 21
Sahih-i Müslim, Kitabu"l- Fedail, B. 5, Hds. 15
Ayrıca bkz. Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4 sh. 399
35) Abdullah b. Amr (r.a.)"ın rivayetiyle şöyle buyurur, Rasulullah (s.a.s.) :
“Ben ancak bir muallim (eğitici ve öğretici) olarak gönderildim!”
Sünen-i İbn Mace, Mukaddime B. 17, Hds. 229
Sünen-i Dârîmî, Mukaddime, B. 32, Hds. 355.
Abdullah İbnü"l Mübarek, Kitabu"z-Zühd, çev. M. Adil Teymur, İst. 1992, Sh, 308, Hds. 1388.
36) Bkz. Enbiya, 21/107.
37) Sünen-i İbn Mace, Mukaddime, B. 17, Hds. 223.
Sünen-i Ebu Davud, Kitabu"l İlm, B.1, Hds. 3641.
Sünen-i Tirmizî, Kitabû"l İlm, B.19, Hds. 2822.
Sünen-i Dârimî, Mukaddime, B. 32, Hds. 349.
Sahih-i Buhârî, Kitabu"l- ilm, B.11 (Bab başlığında)
38) İbn Receb el-Hanbelî, Hadislerle İlim ve Hikmet- Câmiu"l- Ulûm ve"l- Hikem, çev. Ali Kaya, İst. 2006, c. 2, sh. 553, Hds. 688. Ahmed b. Hanbel, Müsned, c.3, sh.157"den.
39) Sahih-i Buhârî, Kitabu"l Enbiya, B. 52, Hds.128.
Sünen-i Tirmizî, Kitabu"l İlm, B. 13, Hds. 2806.
Sünen-i Dârîmî, Mukaddime B. 46 Hds. 548.
40) Sünen-i İbn Mace, Mukaddime, B.18, Hds. 232, 236.
Sünen-i Tirmizî, Kitabu"l – İlm, B.7, Hds. 2795.
Sünen-i Ebu Davud, Kitabu"l – İlm, B.10, Hds. 3660.
Sünen-i Dârîmî, Mukaddime, B.24, Hds. 233, 236.
Nûreddin el- Heysemî, Mecmau"z-Zevâid ve Menbau"l-Fedâid, çev. Adem Yerinde, İst.2007, c. 1, sh. 364-370, Hds. 582-593.
41) Sahih-i Buhârî, Kitabu"l- Hacc, B.133, Hds. 214.
Kitabu"l- Fiten, B. 8, Hds. 27.
Kitabu"l- İlm, B.10, Hds. 9,46.
Kitabu"t- Tevhid, B.24. Hds. 73.
Sahih-i Müslim, Kitabu"l- Kasâme, B.9, Hds. 29.
Sünen-i İbn Mace, Mukaddime, B.18, Hds.233-235
Sünen-i Ebu Davud, Kitabu Salâtu"t-Tatavvu, B.10, Hds. 1278.
Sünen-i Tirmizî, Kitabu"l-Hacc, B.1, Hds. 806.
Sünen-i Dârîmî, Kitabu"l- Menasiku"l-Hacc, B.72, Hds. 1922.
Nûreddin el-Heytemî, A.g.e. C.1, sh. 369-371, Hds. 592-595.
42) Nûreddin el- Heytemî, A.g.e. c.1, sh.372, Hbr. 596. Taberânî, Mu"cemu"l- Kebîr"den.
43) Sünen-i Dârîmî, Mukaddime, B.46, Hds. 550.
Nûreddin el-Heytemî, A.g.e. c.1, sh.372, Hbr. 597.
Taberânî, Mu"cemu"l- Kebîr"den hasen sened ile.
44) Sünen-i Dârîmî, Mukaddime, B. 46, Hbr. 566.
45) Sünen-i Dârîmî, Mukaddime, B. 46, Hbr. 549.
Ayrıca bkz. Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, sh. 165.
46) Sünen-i Dârîmî, Mukaddime, B. 46, Hbr. 551.
Sahih-i Buhârî, Kitabu"l-ilm, B. 11, (Bab başlığından)
47) Nûreddin el-Heytemî, A.g.e. c.1, sh.400, Hds. 660.
Taberânî, Mu"cemu"l-Evsat"ta rivayet etmiştir.
İmam Muhammed b. Muhammed b. Süleyman er- Rûdânî, Büyük Hadis Külliyatı – Cemu"l-Fevâid, çev. Naim Erdoğan, İst. 2003, C.1, sh.73, Hds. 343.
49) Nûreddin el-Heytemî, A.g.e. c. 1, sh. 395-396, Hds. 649.
Taberânî, Mu"cemu"l-Kebîr"de rivayet etmiştir.
İmam er-Rûdânî, A.g.e. c.1, sh.73, Hds. 342.
50) Fussilet, 41/33.
51) Âl-i İmrân, 3/104.

Vuslat

Bu yazı toplam 15880 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Tevhid Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0000 000 00 00 | Faks : haber@tevhidhaber.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim