• BIST 90.383
  • Altın 144,409
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021
  • Ankara 18 °C
  • İstanbul 14 °C
  • Konya 17 °C
  • Antalya 20 °C
  • Diyarbakır 17 °C
  • Erzurum 6 °C
  • İzmir 22 °C
  • Rize 11 °C

Papa Severler, Ata Severler ve Halife Severler

Ahmed Kalkan

Papanın Ölümü Dolayısıyla Katolik Hıristiyanlık, Türkiye Devlet Dini ve İslâm'ın Liderlik Anlayışı Arasında Bir Karşılaştırma
Liderlik, Sevgi ve İtaat
 Papa, katoliklerin dinî/rûhânî lideridir. Katolik hıristiyanlara göre papaya karşı gelmek Tanrı'ya karşı gelmek demektir. Laik ve dinsiz görünümüne rağmen Batı Avrupa, devletleri ve halklarıyla, 2 Nisan'daki papanın ölümü ve cenâze töreni dolayısıyla, hıristiyanlık ve papa sevgisini dost ve düşmanlarına gösterme fırsatı buldu.
 Türkiye Devletinde Atatürk tek ulusal lider kabul edilir ve halkın da bu tercihi alternatifsiz kabul etmesi istenir. Sanıldığının aksine, resmî inanışa göre o, yalnız askerî ve siyasî bir dehâ değil, aynı zamanda dinî liderdir de. Aşağıda onun bu vasıflarını, kendi hayatındayken dillendirenlerden birkaç örnek verilecek. Günümüzde, devletin okullarında okutulan Din Dersi (Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi) kitaplarının kapağına ve içeriğine, âyet ve hadisten daha fazla onun referans gösterildiğine bakmak yeterlidir. O, devlet inancında "ulu önder"dir. T. C., 1923' den beri Atatürk'ün en büyük olduğuna inandığı için her Türk vatandaşının onu sevmek ve ilkelerine itaat etmek zorunda olduğunu düzen, din yaklaşımı içinde tartışmasız kabul eder ve ettirir. Anayasa, partiler kanunu ve tüm yasalar onun ilkelerinin hiç birine ters düşemez. Hangi parti yönetim rolünü üstlenirse üstlensin, aslında Atatürk her dönemde tek başına iktidardadır ve iktidarını başkalarıyla paylaşması, yani Atatürk'e şirk koşulması kabul edilemez. Bu ülkede din devletinden bahsedilemez, ama devlet dininin egemenliğinden rahatlıkla söz edilebilir. Ne diyordu Celal Bayar: "Atatürk'ü sevmek İbâdettir." Evet, devletin gözünde Atatürkçülük bir dindir. Devletin anayasasında, Allah, Rasûlullah, Kur'an, İslâm gibi kelimeleri bulamazsınız. Bunun yerine sadece Atatürk'e ve onun ilkelerine atıfta bulunulur. Devletin bu mutlak sevgisi ve bağlılığı, bir tapınmanın göstergesi kabul edilebilir.
 İslâm'a göre, Peygamber'in (s.a.s.) vefatından sonra bey'atla iş başına gelen liderlere halife (imam, emîr, ülü'l-emr) denir. İslâm, dindünya ayrımını kabul etmediğinden hem dinî, hem siyasî, hem sosyal liderliktir halifelik. İslâm anlamındaki Din'den devleti, devletten dini ayırmak mümkün değildir. Yoksa, devlet dinsiz, din devletsiz ve (y)etkisiz olur. İslâm Dininde Allah ve Rasûlullah sevgisinden sonra ve Allah için sevmenin göstergesi olarak İslâmî otoritenin başındaki halife (ülü'l-emr) sevgisi ve ona itaat gelir. Bu sevgi ve itaat, mutlak değildir. Halife, ancak Allah'a ve Rasûlü'ne itaat ettiği müddetçe itaate hak kazanır. Sevgi Allah içindir ve hiçbir sevgi Allah sevgisinin yerini alacak kadar aşırı olmamalıdır (2/Bakara, 165). "Ey iman edenler! Allah'a ve Rasûlü'ne itaat edin. Sizden olan emir sahiplerine (Allah'ın indirdiği hükümlerle yöneten müslüman halife ve yöneticilere) de (itaat edin). Eğer bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz Allah'a ve âhirete gerçekten iman ediyorsanız onu Allah'a ve Rasûl'e götürün (onların tâlimâtına göre halledin); bu hem hayırlı, hem de netice bakımından daha iyidir." (4/Nisâ, 59). Papa kotoliklerin, patrik ortodoksların, haham başı yahûdilerin lideridir/başıdır. Peki ya müslümanların başı? Başsız vücudun yaşama şansı var mıdır? "İpi kopan tesbihim, / Dağılmış tane tane; / Acı ama, tesbihim / Hani nerde imâme?" 
 Kimi Temsil Ettiği, Yanılması, Otoritesinin Mutlaklığı
 Katoliklere göre papa, Tanrı'nın temsilcisi ve vekîlidir, yanılmaz/mâsumdur, tek dinî otoritedir. Hıristiyanlar, hatta papazlar papanın görüşlerinin kendi yorumu olduğunu, dini ve dindarları bağlamadığını, onun hıristiyanlığa aykırı görüş ve tavırları olabileceğini kesinlikle kabul edemez.  
 Türkiye düzeni, tüm Türk vatandaşlarının atası kabul ettiği için, atasını sevmeme hakkını kimseye vermez. Atatürk sevgisinden daha büyük sevgi olmaması gerektiğini, onun ilkelerinin tartışılmaz doğru olduğunu bir akîde ve davranış biçimi olarak ilân eder ve çeşitli âyinlerle bu tavır, İlköğretimin ilk sınıfından itibaren tüm vatandaşlara uygulattırılmaya çalışılır. Düzene göre, onun hata yaptığı kabul edilemez. Kimse Atatürk'ü eleştiremez, heykellerine yan gözle bakamaz.   
 Halife, müslümanların temsilcisi ve vekîlidir, Allah'ın değil. Yanılmaz/mâsum değildir. Her insan gibi onun da hoşa gitmeyen özellikleri ve yanlış tavırları olabilir. Sıradan bir müslüman bile onun Kur'an'a ve Sünnet'e ters davranışını eleştirebilir. O da, herkes gibi dini anlamada ve uygulamada hata edebildiğinden, ümmet bireylerinin de onu uyararak düzeltmeye çalışması hem hakkı, hem de görevidir.
 Özgürlüğü, Etkinliği, Özerkliği, Seçimi
 Devlet başkanları papanın ayağına giderler, papa onların makamlarına gitmez. Devlet yetkilileri ona karışamadığı gibi açıktan eleştiremezler bile. Ama o istediği devletin istediği uygulamasını istediği biçimde eleştirir, devlet politikasını tenkit eder. Hatta Sovyetler Birliği ve Polonya örneklerinde olduğu gibi rejimlerin değiştirilmesinde öncü ve etken olabilir. Papanın ikamet ettiği Vatikan bağımsız devlettir. Son asrın ilk ve tek teokratik din devletidir. Evet, İsrail'i ve bir ölçüde İran'ı saymazsanız dünyanın tek din devletidir Vatikan. Bu devletin başkanı da papadır. Önce 1871 yılında papalıkla İtalya Krallığı arasında yapılan bir antlaşma üzerine Vatikan'a sınırlı bir özerklik tanınmıştı. Vatikan, bu antlaşmadan 58 yıl sonra ise tümüyle özerk ve bağımsız devlet olmuştur. Vatikan din devleti 11 Şubat 1929 tarihli Laterano antlaşmasıyla kurulmuştur. İtalya'nın Roma kentinde bulunan, 80 dönüm arazi üzerine kurulu bu en küçük devletçik, nasıl dünyanın en güçlü devleti olabilmektedir? Bin civarında bürokrat ve din adamına sahip Vatikan, 2500 de işçisiyle toplam 4 bin civarındaki nüfusuna rağmen, sadece 900 milyon Katolik'i değil, tüm dünyayı yönetmeye kalkar. Dünyanın en zengin devletlerinden biridir; misyonerler, gönüllü ajanlar, sömürünün keşif kolları buradan beslenir. Vatikan'ın, doğrudan veya dolaylı olarak sahibi olduğu, yönlendirdiği günlük, haftalık ve aylık 200'ün üzerinde gazete ve dergi, 154 radyo istasyonu ve emisyonu, 49 TV kanalı veya kablolu yayını bulunmaktadır. En ücrâ köşelere ve en az kullanılan dillere kadar bu basın yayın kuruluşları 24 saat boyunca tüm dünyayı bir ağ gibi sarıp kuşatmaktadır. Servetinin büyük kısmını ABD Merkez Bankası'nda tutan Vatikan; Shell, General Motors, Betlehem Steel, General Electric gibi büyük şirketlerde de büyük hisse sahibidir. Bir merkez bankası gibi çalışan Vatikan Bankası'nın kontrolünde 3.7 milyar dolar olduğu tahmin ediliyor. Mal varlığının büyük kısmını altın rezervi olarak saklamayı tercih eden Vatikan, kâr ve gelirleri hakkında bugüne kadar bir açıklama yapmaktan ısrarla kaçınmıştır. Papa, en üst seviyede din adamı kabul edilen kardinaller tarafından seçilir. Kardinal denilen bu piskoposları da papalar seçip atar. Bunların arasında kadın râhibeler elbette yoktur. Tarihte kadın olduğunu gizleyerek papalığa kadar yükselen biri çıkıp gayri meşrû çocuğunu halk arasında bir tören esnâsında doğuruverince taşlanıp recmedilerek öldürülmüştür. Böyle bir sürprizle tekrar karşılaşılmasın diye papalar testis muâyenesinden geçmek ve erkek olduklarını kanıtlamak zorundadır. Halkın çoğunluğunun papalık seçimine katılması şöyle dursun, sıradan kilise papazları ve râhiplerin bile katılması mümkün değildir. Seçme ve seçilme hakkı, sadece yüksek derecedeki din adamlarına aittir. Bütün bunlar demokrasiye aykırı kabul edilmez. Hatta, papanın son derece demokrat olduğundan bahsedilebilmektedir. Kardinallerden oluşan heyet, kerâmet (boyalı Türk basını buna yanlış olarak mûcize der) hikâyelerinin doğruluğunu araştırarak ermiş olduğu iddia edilen bazı kişilere sint (aziz/evliyâ) unvanı verir. Ölen son papanın henüz azizliği sözkonusu değildir.
 Geleneksel Müslümanlık anlayışında evliyâyı kimin seçip tespit ettiği bile belli değildir. Âlimler kendi aralarında başkanlarını (halife) seçebilir. Kâğıt üzerinde kolay sanılan bu çözümün önünde siyasî, sosyal ve psikolojik büyük engeller vardır. Âlimlerin hangi vasıflara sahip olması gerektiği ve somut olarak kimlerin bu sınıfa girdiğinde bile ittifakın olmadığı, seçilecek böyle bir otoritenin egemen siyasîlerle ve siyasal düzenle ilişkileri kadar, âlimlerin önderliği ve halifenin zarûrî bir ihtiyaç olduğu konusunda dahi dünya müslümanlarının birleşemedikleri, 50 civarında etkisiz devletçiğe bölünen ümmetin her bir ülkesinin başında tâğut vasfına sahip emperyalist Batı kuklalarının olduğu, zâlimlerin emir ve hizmetindeki nice Bel'amların İslâm âlimi sanıldığı unutulmamalıdır.      
 Laiklik
 Papa sevgisi, Batı Avrupa'daki halkı Katolik olan ülkelerde tüm kamu kuruluşlarında bayrakların yarıya indirilmesi ve devlet başkanlarının cenaze törenine katılmasıyla kendini gösterdi. Müslümanların başındaki yöneticilere her fırsatta laiklik ve dinî ayrımın yapılmaması tavsiye ve hatta direktifleri yapan Batılı yöneticilerin bu uygulamalarının laikliğe ters düşüp düşmediği bile sorgulanmadı. Bu, Batıyı ve tarihini bilenler için sürpriz değildi; Çünkü Batılı, acıkınca tüm putlarını yemekten çekinmezdi; onun çifte standartlarını görmemek mümkün değildi. (Aslında laikliği anayasa maddeleri arasına koyan tek Avrupa ülkesi Fransa'dır; diğer devletler resmen laik olmamalarına rağmen Hıristiyanlığın zararına olmamak şartıyla laikliği genel olarak uygularlar). Papa, hükümetleri ve çeşitli ülkelerin siyasetlerini dilediği gibi yönlendirebilme yetkisini kendisinde gördüğü halde, Avrupa devletleri de bundan şikâyetçi olmamakta. Kimse "papa dini siyasete niye âlet ediyor, etmesin; bu laiklikle bağdaşmaz" demiyor. Halbuki Hıristiyanlık din ve dünya ayrımını kabul eder. Meşhur ifâde ile: "Sezar'ın hakkı Sezar'a, Tanrı'nın hakkı Tanrı'ya." Tabii, Sezar'ın hakkı nerede başlayıp nerede biter? Bunu da Sezar'lar tespit edeceğinden, Tanrı'ya kalan hak, Sezar'ları rahatsız etmeyecek âyinler ve vicdânî kabullerden ibâret olacaktır. Bu hüküm, Matta İncili, 23. Bap, 21. cümlede şöyle belirtilir: "İsa onlara: Kayserin şeylerini Kaysere ve Allah'ın şeylerini Allah'a ödeyin, dedi."
 Müslümanların "İslâm devleti" talep etmeleri bile yasak kabul edilirken, çağdaş Batı ülkeleri, "teokratik din devleti" başkanının cenazesinde boy gösterme yarışına giriyor. Laik cumhurbaşkanı dururken Erdoğan'ın hıristiyan usullerine göre yapılan ve 7 saat süren cenâze âyinine ve hem de bir din devletinin başkanının törenine katılması düzen ve medya tarafından yakıştırılıyor, alkışlanıyordu. Bilmem, size göre de yakıştı mı, yakışmadı mı? İslâm'ın dışa yansıyan tüm değerlerine laiklik adına düşmanlık yapılırken, papanın cenâze töreninin yapıldığı 8 Nisan Cuma günü TC resmî yas günü kabul edip tüm resmî kurumlarda bayrakları yarıya indirdi. Ama aynı devlet, tüm dünya müslümanlarının temsilcisi ve sembolik de olsa lideri olan halifeyi sürgüne gönderip halifeliği de tarihe gömmekten çekinmemişti. ABD başkanlarının her Ramazan yaptıkları ve kimsenin de eleştirmediği bir uygulamayı yapmaya kalkanın başına nasıl dünyayı dar ettiler bilirsiniz: Erbakan, müslüman cemaat önderlerine başbakanlıkta iftar verdiği için postmodern darbeye muhâtap olmuştu. Konu papa, hıristiyanlık ve Batı olunca laiklik filan hiçbir engel sözkonusu olmuyordu. Haydi anladık, bu ülke İslâm ülkesi (dâru'l-İslâm) değil, ama sormazlar mı bu ülke hıristiyan ülkesi ve bu rejim hıristiyan devleti mi diye? Hayır, sormazlar! Çünkü sorması gerekenlerin soru taşlarını bile bağlamışlar, ama saldırganları salıvermişler. Benim asıl merak ettiğim şey, papanın ölümü üzerine mecliste niçin âyin yapılmadığıydı. Sahi, meselâ CHP böyle bir şey teklif etseydi, sanal iktidar partisi reddeder miydi dersiniz? Berlusconi gibi başyakanın dostlarından birisi kulağına fısıldasa, "Avrupa Kirliliğine girmenin yolu, Vatikan'dan geçer; Kopenhaç kriterlerinin yazılı olmayan esaslarından biri budur. O yüzden yeni papayı tebrik etmek için elini öpmeye ilk giden bakanların bu jestini papa ve hıristiyan ülkeler unutmaz. Bu tavır, Türkiye'nin AB'ye girmemesi için baskı yapması beklenen yeni papanın gönlünü çelecektir, hatta bir ilke imza atmış olur, Nisan sonu bakanlar kurulunu Vatikan'da toplamış olursunuz. Hem, şimdi ABD'de bulunan meşhur bir hoca efendi papayı makamında ziyaret etmek için nice papazları devreye koymamış, iki sene de sıra beklememiş miydi?" demiş olsaydı durum ne olurdu, dersiniz? Siz ne dersiniz bilmem ama, Kur'an, hıristiyan ve yahûdilerin dinlerine (tümüyle) uyulmadığı müddetçe, onların başka din mensubu birinden asla râzı olmayacaklarını ifade eder (2/Bakara, 120). Bu ülkede D.İ.B. başkanı ölünce dünyanın, hatta Türkiye devletinin umurunda mıdır? Ya da herhangi bir ülkedeki büyük din âliminin vefatı? Böyle bir durumda Türkiye'de bayrakların yarıya indirilmesini teklif bile etmek mümkün müdür? Türkiye'de tüm milletvekilleri birleşse dahi, değiştirilmesini teklif bile edemeyecekleri devletin temel ilkelerinden birinin laiklik olduğu anayasada belirtilir. Türkiye Devleti açısından laiklik sadece İslâm sözkonusu olunca devreye girmektedir. Başörtüsü ve tesettür, râhibelere değil sadece müslümanlara yasak kabul edilir. İzinsiz mescid açmak, vaaz ve eğitim vermek suçtur; ama hıristiyanlar apartmanlarda izinsiz kiliseler açıyor, misyonerler özgürce propaganda yapıyorlar. Onlara değil, sadece müslümanlara "mürteci/gerici, yobaz" sıfat ve suçlamaları yapılır. Kamusal alana dinî kimlik ve simgelerle çıkmak hıristiyanlar için değil, sadece müslümanlar için suçtur. Bu ve benzeri tavırlar; derini, derin olmayanı ve tüm kurumlarıyla düzen açısından etkili ve yetkili çevrelerin İslâm'la adı konulmamış savaşlarının göstergesidir (bkz. 4/Nisâ, 76). Milyonlarca çağdaş Batılı, papanın cenâze âyinine katılmak için Vatikan'a akın ederken, Türkiye'de "Atatürk'ün cenaze namazı kılındı mı, kılındıysa nerede ve nasıl kılındı?" diye soranlara (örnek olarak 1983'de bu satırların yazarına ve 2003'de Hakan Albayrak'a) hapis cezası verilir. Dünyevî talebi bulunmayan, içi tümüyle boşaltılmış, hıristiyanvari bir kimliğe büründürülmüş; dünyayı Sezarlara, tiranlara, tâğutlara, laiklere, demokratlara terk etmiş bir İslâm anlayışı, teori olarak topluma kabul ettirilmekte ve pratikte gerçek dinin hâkim olmasına müsaade edilmemektedir. Câmileri kileseye, Diyânet memuru imamları papaza, hayata bakışı hıristiyanlığa benzetilen bir din... Böyle bir müslümanlık, Allah'ın dini olan İslâm değildir. Müslüman çoğunluğa, azınlık gayri müslimler kadar özgürlük çok görülür. Kamuoyu pek bilmez; ilk mecliste anayasa değişikliği tartışılırken, Türkiye Cumhuriyetinin resmî dininin hıristiyanlık olması gerektiği birinci cumhurbaşkanının isteği ile tartışılırken Kâzım Karabekir'in kesin ve sert tavrı ile bu konu gündeme alınmaktan vazgeçildi (Sebil Gazetesi, sayı 1, 2 Ocak 1976, sayfa 23).
İslâm'a göre laiklik, çok dinlilik demektir. Camide ibâdet edilen ilâh baş ka; sokakta, okulda, işte, mahkemede hâkimiyeti kabul edilen ilâh baş ka olsun, Tevhid dini İslâm bunu hiç kabul eder mi? Siyâseti ibâdet, ibâdeti siyâset olan bir dindir İslâm. Tek Hak Dini devletten ayırdığınızda devlet dinsiz; devleti dinden ayırdığınızda din, devletsiz ve güçsüz olur. Dinle devlet, etle kemik gibidir. Devlet, vücut ise, din de o vücudun canıdır, ruhudur. Bu ikisini birbirinden ayırmak, insanı/insanlığı katletmektir, cinâyettir.
 Babalar ve Atalar Yolu
 Papa, baba demektir. Papa, Yunanca "baba" anlamına gelir. İlk zamanlarda bütün piskoposlara papa denilirdi, sonra bunların sadece liderlerine denmeye başlandı. Arapçada "pe" harfinin olmaması sebebiyle Araplar da papa ve papazlara "baba" der. Sadece papa değil, tüm papazlar da hıristiyanlarca "baba" kabul edilir. Zaten papaz kelimesi de papa sözcüğünden bozmadır. Papa ve papaza "father" (baba) der Hıristiyanlar. Tanrı'ya da hıristiyanlar "The father" (Baba) derler. Bu adlandırma bile din adamlarını tanrılaştırmalarını açıklamaya yeter; aynı zamanda kendilerini de "Tanrının çocuğu" kabul ettiklerini. "Yahûdiler ve hıristiyanlar: 'Biz Allah'ın oğulları ve sevgilileriyiz' derler. De ki: 'Öyleyse günahlarınızdan dolayı size niçin azap ediyor?..." (5/Mâide, 18)
 Atatürk de Türk'ün/Türklerin atası demektir. Tabii, ondan önce doğan Türklerin atasının/babasının kim olduğu sorusu ortada kalır; nice soruların ve cevapların ortada kaldığı gibi.
 İslâm, atalar dinini eleştirir; müşriklerin putperestlik ve şirklerinin temel gerekçelerinin "atalarının yoluna uymaları" olduğunu belirtir. Küfrün önderlerine "ata/baba" lakapları takar. Sözgelimi asıl adı Amr bin Hişam elMuğîra olan azılı İslâm düşmanı şahsın adını Ebû Cehil (Câhillerin, câhiliyyenin atası/babası) diye dillendirir. Asıl adı Abdul'uzza olan ve Hz. Peygamber'in amcası olduğu halde İslâm düşmanlarının başında gelen şahsa Ebû Leheb (Alevin atası, cehennemliklerin babası) unvanını Kur'an (111/Tebbet, 1) verir. İslâm, kendi babası dışında başkalarına baba demeyi, başkasına babalık isnâd etmeyi günah sayar; hadisi şerif bu durumu kesin bir ifâde ile yasaklar. "Onlara (müşriklere): 'Allah'ın indirdiğine uyun' denildiği zaman onlar: 'Hayır! Biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz yola uyarız' dediler. Ya ataları bir şey anlamamış, doğruyu da bulamamış idiyseler? (Hidâyet çağrısına kulak vermeyen) kâfirlerin durumu, sadece çobanın bağırıp çağırmasını işiten hayvanların durumuna benzer. Çünkü onlar sağır, dilsiz ve kördür. Bu sebeple, düşünmezler." (2/Bakara, 170171). İnkârcıların durumu böyle iken Rabbimiz kitabında iman edenlere hitap ederek kesin ve net bir dille onları uyarmış; değil câhilî kültürü ve atalarını taklid etme... yanlış üzere olan en yakınları, öz babaları ve kardeşlerini dahi velî (dost ve yönetici) edinmemelerini istemiştir (9/Tevbe, 23). Ataların yolu, babalardan dedelerden devralınan din anlayışı, Kur'an ve Sünnet'e ters, hurâfe ve uydurmalarla, yanlışlarla dolu olabilir. Sırf babaların yolu diye, onların anlayışı diye bunları savunmak, bunları hak ve hakikat gibi görmek ataları kutsallaştırıp putlaştırmak, onları Allah'a ortak koşmak demektir. Bu problem, sadece eski câhiliyyenin problemi değildir; her dönemde ve her yerde izlerini devam ettiren bâtıl bir anlayıştır. Bu anlayış, bazen ecdâdı yüceltmekle, ırkçılıkla, tarihi kutsallaştırmakla ortaya çıkar; bazen gelenek, görenek, örfâdet ve körü körüne taklitçilikle kendini gösterir; "ele güne karşı", "başkaları ne der?", "ben bu yaşa geldim, bunları duymadım, dolayısıyla bu yanlıştır", "senin yaşın kaç? Sen ne bilirsin?", "biz hocalarımızdan, babalarımızdan böyle gördük, böyle duyduk; o yüzden doğrusu budur" gibi ifâdelerle ortaya çıkar; bütün bunlar hurâfe ve bâtıl inanışlar, câhiliyye mantığı olarak değerlendirilmelidir. Eski câhiliyye döneminde tevhidî çağrının önündeki en önemli itirazın bu anlayış olduğu gibi, günümüz modern câhiliyyesinde de de durum farklı değildir. Günümüzde şuurlu müslüman gençlerin sırâtı müstakîm çizgisinde sahih İslâm'ı anlayıp inanarak yaşamalarının önündeki engellerden, belki de en büyüklerinden biri bu "atalar yolu" anlayışıdır. "Onlara, 'Allah'ın indirdiğine ve Rasûl'e gelin' denildiği vakit, 'babalarımızı üzerinde bulduğumuz (yol) bize yeter' derler. Ataları hiçbir şey bilmiyor ve doğru yol üzerinde bulunmuyor iseler de mi?" (5/Mâide, 104) "Andolsun Biz, daha önce İbrâhim'e de hidâyet, dürüstlük ve bilgi gücü vermiştik. Biz onu iyi tanırdık. O, babasına ve kavmine: 'Şu karşısına geçip tapmakta olduğunuz heykeller nedir böyle?' demişti. Dediler ki: 'Biz, babalarımızı bunlara tapar kimseler olarak bulduk.' 'Doğrusu, dedi, siz ve babalarınız, açık bir sapıklık içindeymişsiniz." (21/Enbiyâ, 5154)
 Kilisede Birleşmek, Ulusalcılık (Yanlış Adlandırmayla Milliyetçilik) ve Ümmet Birliği
 Muharref hıristiyanlığın, dört farklı kitaba ayrılmış ve atmalarla, katmalarla değiştirilmiş İncillerin temel sorulara cevap veremeyip kendini tatmin etmediğini görerek dinden soğuyan modern Batı insanı, yine de hıristiyanlığa karşı çok yumuşak ve hoşgörülüdür, en azından saygılıdır, düşman değildir. Farklı ülkelerdeki Batılıları birleştiren Haç (Haçlı Seferleri örneğinde olduğu gibi) sadece tarihe ait birleştirici bir unsur değildir. Modern dünyada da kilise, haç, papa(z), vaftiz, noel vb. sadece hıristiyanlık sembolleri Batılı insanları birleştirebiliyor. Yeni papa yalnız değildir; Avrupa Birliği'nin hıristiyan birliği olduğunu haykırma konusunda. Vâkıa tam onların dediği gibi değilse de, ümit ve beklenti kabilinden bu vurguyu yapma ihtiyacı hisseder çoğu Batılı. Çünkü Batıyı Batı yapan üç temel öge vardır: Eski Yunan ve Atina'dan miras kalan demokratik felsefî dünya görüşü, aydınlanmacılık da denen pozitivist bilimcilik ve hıristiyanlık. Bunlardan biri eksik olursa ortada Batı ve Batılı diye bir şey kalmaz.     
 Türkiye'de ise, halkın farklı milliyetçilik (daha doğrusu ulusalcılık) anlayışları sözkonusu olmasına rağmen, devlet tek bir milliyetçiliği esas alır: Atatürk milliyetçiliği, yani Kemalizm. Hıristiyanların inanç esasları, müslümanların âmentüsü olur da Kemalistlerin özel âmentüsü olmaz mı? Bu âmentülerden biriki örnek verelim: Türkün Âmentüsü: "Türküm: Dinimi tanırım. Mezhebim: Cumhuriyet / Kitabım: Kanundur. Buna vicdanla, inandım. / Kâbemiz: Ankara. Peygamberimiz: Gazi Kemal, / Kalben ona biat ederek bin canla, inandım…" (Raif Necdet, Türkün Âmentüsü, Sebil, no 22, 28 Nisan 1978, s. 11). 1928 Ağustos'unda basılan Türkün Yeni Âmentüsü de şöyle başlar: "Kahramanlığın örneği olan ve vatanın istiklâlini yoktan var eden Mustafa Kemal'e, onun cengâver ordusuna, yüce kanunlarına ve Türkiye için âhiret günü olmadığına iman ederim…" (bkz. Kemalist İnkılâbın Anatomisi, Sebil 9 Ocak 1976, s. 45). Bir başka âmentü de şöyledir: Kemalizmin Andı ve Âmentüsü: "Kemalizm, Müslümanlık dininin özü ve ışığıdır. Kemalizmin prensipleri, Kur'an'ı Türkçeleştirdiği, tasfiye ettiği, İslâm dininin esaslarını öz dilimizle açıkladığı için kutsaldır. Din, kanun, parti her şey vatan içindir." (Osman Nuri Çerman, Dinimizde Reform: Kemalizm dergisi, Aralık 1957, sayı 1, s. 13 vd.)
"Beşerin böyle dalâletleri var / Putunu kendi yapar, kendi tapar!" "Gerçekten bu, bir tek ümmet olarak sizin ümmetinizdir. Ben de sizin Rabbinizim. Öyle ise (sadece) Bana kulluk/ibâdet edin." (21/Enbiyâ, 92) "Hep birlikte Allah'ın ipine (İslâm'a, Kur'an'a) sımsıkı yapışın; parçalanmayın…" (3/Âli İmrân, 103) "O (Allah), gerek bundan önce (ki kitaplarda), gerekse bunda (Kur'an' da) size 'müslümanlar' adını verdi…" (22/Hacc, 78) "Allah yanında hak din (sadece) İslâm'dır…" (3/Âli İmrân, 19)
Tanrılaştırılan İnsanlar ve Tevhid
Hıristiyanlıkta; Hz. İsa, bilginler ve râhipler tanrılaştırılır (9/Tevbe, 31). Râhiplerinin lideri olan papayı da Tanrı'nın vekili sayarlar. Onun görüşü Tanrı'nın görüşü kabul edilir. Papa; günahları bağışlar, haram ve helâlleri belirler. Câhiliyye döneminde cömertliğiyle çok meşhur Hâtem'in, Hıristiyan olarak Bizans topraklarına yerleşen oğlu Adiy, üzerinde haç bulunan kolyesi boynunda olduğu halde Medine'ye gelip Rasûlullah'ın yanına girdi. Peygamberimiz şu âyeti okuyordu: "Onlar (hıristiyanlar), Allah'ı bırakıp bilginlerini ve râhiplerini rabler (ilâhlar) edindiler ve Meryem oğlu Mesih'i de... Oysa onlar, tek olan bir İlâh'a ibâdet etmekten başka bir şeyle emrolunmadılar. O'ndan başka ilâh yoktur. O, bunların şirk koştukları şeylerden yücedir." (9/Tevbe, 31). Adiy: "Yâ Rasûlallah, hıristiyanlar din adamlarına ibâdet etmiyorlar, onları rab ve ilâh edinmiyorlar ki" dedi. Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurdu: "Onlara haramı helâl, helâlı da haram yaptılar, onlar da uymadılar mı din adamlarına?" Adiy: "Evet" dedi. Efendimiz buyurdu ki: "İşte bu, onlara ibâdettir." (Tirmizî, Tefsîru'l-Kur'an 10, hadis no: 3292) "Gerçekten 'Allah, Meryem oğlu Mesih'in kendisidir' diyenler, andolsun ki kâfir olmuşlardır. De ki: 'O halde Allah, Meryem oğlu Mesih'i, anası (Meryem'i) ve yeryüzünde bulunanların hepsini öldürmek isterse, Allah'a karşı kimin elinden bir şey gelir?" (5/Mâide, 17)  "Andolsun 'Allah üçün üçüncüsüdür (üç tanrının biridir)' diyenler kâfir olmuştur. Halbuki bir tek ilâhtan başka hiçbir ilâh/tanrı yoktur. Eğer diyegeldikleri (bu sözden) vazgeçmezlerse içlerinden o kâfir olanlara çok acıklı bir azap vardır." (5/Mâide, 73) “Yuh olsun size ve Allah'tan başka taptıklarınıza! Siz, aklınızı kullanmaz mısınız?" (21/Enbiyâ, 67)
 Laik olduğunu iddia eden T.C., bu açıdan bakılırsa aslında Kemalist bir teokrasidir. Devletin resmî lügatinde bu ilan edilir: 1948'de basılan Türk Dil Kurumu'nun Türkçe Sözlüğüne göz atılırsa sadece devletin değil, tüm Türklerin de dini Kemalizm'dir. Bu resmî sözlüğe göre; "Kemalizm: Türklerin dini"dir. Haydi öyle ise laiklik adına Atatürkçülüğü ki din olduğunu kendileri belirtiyor devletten ayırsanız ya! Hani ilkelere göre türbeleri ziyaret gericilikti? En büyük anıt mezarı onun için yapıp mezar ziyareti devlet töreni, dinî âyin haline getirilmedi mi?
 Edip Ayel, Atatürk'e şöyle dalkavuklukta bulunuyordu: "Cennetse bu yurt, sen onu buldundu harâbe / Bir gün olacaktır anıtın Türklüğe Kâbe. / Zindan kesilen ruhlara bir nur gibi doldun / Türk ırkının, en son, ulu peygamberi oldun. / Tutsak seni lâyık, yüce Tanrı'yla müsâvi / Toprak olamaz kalp doğabilmişse semâvî / Ölmez bize cennetlerin ufkundan inen ses / İnsanlar ölür, Türklüğe Allah olan ölmez!" Edip Ayel'in bu kükremesinden sonra bir tereddüt belirdi: Atatürk, yeni Kemalizm dininin Tanrısı mı olmalıydı; peygamberi mi? Cumhuriyet devri şairlerinin bir büyük bölümü, Atatürk'e kıyamadılar. Onun üstünde de, altında da hiçbir gücün, hiçbir varlığın bulunmasına tahammül edemediler. Bu bakımdan, Atatürk'e hem Tanrı, hem de peygamber diye seslenerek kendilerinden geçtiler. Behçet Kemal de, Atatürk'ü tanrılaştıranlardan biriydi. O şöyle diyordu: "Kaç yıldır Türkçe'ydi Tanrı'nın dili / İnsana ne ilâh, ne de sevgili / Ne de anababa aratıyordu / Her an yaratıyor, yaratıyordu." Halil Bedii Yönetken şöyle bağırıyordu: "Tanrı gibi görünüyor her yerde / Topraklarda, denizlerde, göklerde / Gönül tapar, kendisinden geçer de / Hangi yana göz bakarsa: Atatürk." Faruk Nafiz Çamlıbel: "On milyon bel, iki kat olmuşken eğilmeden / O'nda on beş milyonun boyu birden uzaldı. / Tanrı, peygamber diye nedir, kimdir bilmeden / Taptığımız ne varsa, hepsi ondan şekil aldı." 1938 yılında yazdığı başka bir şiirinde ise putunu açıklar: "Yürüyor, kalbimizin durduğu bir yolda değil / Kanlı bir göz yaşı nehrinde muazzam tabutun / Ey ilâhın yüce dâvetlisi, göklerden eğil / Göreceksin duruyor kalbimizin üstünde putun!" Yusuf Ziya Ortaç: "Topladı avucunda yıldırımı, şimşeği / Yoktan var ediyordu tanrı gibi her şeyi." Nurettin Artam, kula kulluğunu şöyle höykürür: "Koca bir güneşin akşam olmadan / Dağların ardında sönüşü gibi / Millete can veren, vatan yaratan / Tanrının göklere dönüşü gibi. / Her zaman ırkıma büyük Baş Atam / Tanrılaş gönlümde, tanrılaş Atam!" Vasfi Mahir Kocatürk: "Peygamber, tanrısına duymadı bu hasreti / Vermedi bu kudreti tanrı, peygamberine." İlhami Bekir: "İlk adam, mavi gözlerle baktı toprağa / Toprağın haritasını çizdi bayrağa / Allah değil, o yazdı alın yazımızı." Kemalizm

vuslatdergisi

Bu yazı toplam 11968 defa okunmuştur.
Yorumlar
has
25 Kasım 2010 Perşembe 20:48
BİR SORU?
merhaba ben,ahmet kalkanın ,'Papa Severler, Ata Severler ve Halife Severler' başlıklı yazısının yazılış tarihini öğrenmek istiyorum,ilgilenirseniz memnun olurum,teşekkür ederim.
95.173.247.42
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Tevhid Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0000 000 00 00 | Faks : haber@tevhidhaber.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim