• BIST 108.394
  • Altın 142,809
  • Dolar 3,5301
  • Euro 4,1252
  • Ankara 36 °C
  • İstanbul 31 °C
  • Konya 35 °C
  • Antalya 31 °C
  • Diyarbakır 40 °C
  • Erzurum 31 °C
  • İzmir 30 °C
  • Rize 33 °C

Mısır'da Darbe Sonrası Gelişmeler ve Başbakan Erdoğan'ın Konuşması

Nureddin Şirin
Mısır"da Genelkurmay başkanı Abdulfettah el Sisi"nin liderliğinde gerçekleştirilen darbeyle birlikte, Kudüs TV"den sürdürdüğümüz kesintisiz canlı yayın dolayısıyla Velfecr"in yayınlarına istemeyerek ara vermek zorunda kalmıştık.

Zira ilk günden itibaren Mısır"da Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi"ye yönelik gerçekleştirilen bu alçakça darbenin arkasında Amerika ve siyonist İsrail rejimi bulunduğunu, bu darbenin amacının ise, özelde Mısır"da genelde ise tüm bölgedeki "İslami uyanış dalgası"nı kırmaya yönelik olduğunu vurgulamıştık.

Darbenin ardından cunta rejimini ilk tebrik eden kişinin Suud Kralı Abdullah olmasıyla birlikte, Suud rejiminin bu darbenin bir destekçisi olduğunu da görmüştük.

Ancak zamanla Suud rejiminin bu darbenin destekçilerinden biri olmasının ötesinde, bu darbenin gerçekleşmesi için gereken tüm ön hazırlıkları yapan, hatta bunun için Amerikan yönetimini ikna etmek için aylarca çalışan tarafın da Suud rejimi olduğunu ördük.


Dolayısıyla burada, Amerika ve İsrail"in arkasında olduğu bir darbe gerçeği bize şunu öğretti;

Suud rejimi tarafından gerçekleştirilen bu darbe aynı zamanda Amerika ve İsrail ile birlikte gerçekleştirilmişti. ABD ve İsrail"in Mısır cuntasının yanında durması, gerçekte, Suud darbenin arkasında olması anlamında geliyordu.

Bu darbe bize, Mısır"da ve tüm bölgede İslami uyanışa yönelik "ABD-İsrail-Suud" üçgenindeki şeytani ittifakın tüm çirkin yüzünü gösterdi.

Darbe sonrasında İhvan önderlik cunta karşıtı koalisyon başta "Rabiatu"l Adeviyye" olmak üzere Mısır"ın birçok bölgesinde iki aya yakın bir zaman milyonluk gösteriler düzenledi.

Başından itibaren sivil ve barışcıl olan bu gösterilere darbe rejiminin nasıl barbarca saldırdığını, meydanlarda ve hatta camilerin içindeki Müslümanları kana bulayarak binlerce masum insanı aynı gün içinde nasıl soykırıma uğrattığını canlı yayınlardan izledik.

Cumhuriyet Muhafızları Karargahı önünde sabah namazı vaktinde secdedeki müslümanları namaz esnasında katletmekten, Mansure kentinde yürüyüş yapan hanımları kana bulamaktan imtina etmeyen cunta rejiminin Ramazan bayramı sonrasında "Rabia" ve "Nahda" meydanlarına havadan ve karadan gerçekleştirdiği o barbarca saldırılarda tam bir Müslüman soykırımı gerçekleştirdiğini gördük…

Bütün ümmet bu sahneler karşısında elem ve öfke ile tutuştuğu anda Suud kralı Abdullah yine sahneye çıktı; cunta rejimine karşı olası bir tepkiyi önlemek ve bu kanlı cunta rejimini ayakta tutmak için her bir müslümanın kanını donduran şu açıklamayı yaptı:

“Biz, Suudi Arabistan krallığı ve halkı ile olarak bütün gücümüzle Mısır yönetiminin yanındayız. Bütün Arap ve İslam ülkelerini de, terörist güçlere karşı haklı bir mücadele veren Mısır yönetiminin yanında tek saf, tek yürek olarak durmaya çağırıyorum.”

Suud kralı Abdullah"ın bu açıklaması Rabia katliamının hemen ardından geldi. Bu açıklama yapıldığı sırada da cunta güçleri "Gazap Cuması"nda gösteri yapan Müslümanları helikopterlerden ve karadan kana bulamaya, keskin nişancılarla Müslümanları bir bir katletmeye devam ediyordu…

Bütün medya organları Suud kralının bu açıklamasını yayınladığı halde, her nedense tarihte emsali görülmemiş bu ihanet ve alçaklık karşısında bazı yazılı tepkilerin ötesinde ciddi bir tepki gösterilmediği gibi, bu ihanetin üzerini örtme, Mısır eylemlerinde bile dikkatleri bu Suud kralının cürmünden dikkatleri başa yönlere çekmeye çalışanlar bile oldu.

Bunu yapanların İslam toplumunda kanaat önderi olarak bilinen, tanıdık İslami vakıfların başında olan kişiler olması ise tam esef verici bir durumdu…

Bu süreç devam ederken, Sayın Başbakanımız çok önemli bir açıklamada bulundu…

Sayın başbakan, 2011 yılında dünyaca ünlü siyonist Bernard-Henri Levy ile siyonist rejim muhalefet partisi başkanı Tzipi Livni arasında geçen görüşmede geçen sözlere atıfta bulunarak, açıkça Mısır"daki darbenin arkasında siyonist İsrail rejiminin bulunduğunu söyledi...

Levy, bu görüşmede; “Müslüman kardeşler Mısır"da seçimleri kazansalar da hükümete gelemezler. Çünkü demokrasi seçim sandığı demek değildir. Demokrasi sadece seçim değil, bir değerler sistemidir” demişti.

Levy daha da ileri giderek, Mısır ordusuna İhvanu"l Müslimin"e müdahale etmesi çağrısında bulunmuş, İhvan"ın iktidara gelmemesi için her yola başvurmasını istemişti.

Levy"nin bu açıklamaları çok açık ve netti.

Siyonist İsrail rejiminin, Mısır"da bir İhvan yönetimi oluşmaması için Mısır ordusunu İhvan"a karşı kışkırttığı apaçık ortada.

Siyonist İsrail rejiminin Mısır"da ihvan yönetiminin yıkılması için nasıl bir çaba içine girdiğine Levy-Livni görüşmesinden açıkça gördüğümüz gibi, Suud rejiminin de bu işin baş aktörü olduğunu öğrenmiş olduk.

Sayın başbakan, siyonist rejimin darbenin arkasında olduğunu açıklaması çok önemli. Bu açıklama, bundan sonra bölgesel gelişmelerde çok önemli bir ayrım noktası olacak.

Bunun içindir ki Amerikan yönetimi Başbakan Erdoğan"ın bu açıklamasına çok sert ve de küstahça bir dille tepki gösterdi.

Beri taraftan, Başbakan Erdoğan"ın Suud rejimi ile de örtülü bir kavga içinde olduğunu biliyoruz, bu henüz tamamiyle gün yüzüne çıkmadı. Zaman içinde bunun da gün yüzüne çıkıp Türkiye hükümetinin bu Suud ihanetine yönelik tepkisinin resmi açıklamalara dönüşeceğine bir kuşku yok.

Dolayısıyla, ortada ABD-İsrail-Suud koordinasyonu içerisinde gerçekleştirilen bu kanlı darbenin, hem Türk dış politikasında, hem bölgesel ittifaklarda hem de, ABD emperyalizminin bölgesel planlarına karşı yeni güç dengelerinin oluşacağını beklemek yanlış olmasa gerek.

Bir sonraki yazımızda, bu Fransız Bernard Henry Levy adlı azgın siyonistin dünden bugüne hangi planlar ve komplolar içinde olduğunu geniş bir şekilde ortaya koyacağız.

Sayın başbakan, Henry Levy"nin Livni ile olan görüşmesini ifşa etmekle çok önemli bir stratejik bir adım atmış oldu. Bu vesileyle başbakanımızı tebrik ediyorum.

Ancak bu Henry Levy adlı siyonistin, batılıların “Arap Baharı” dedikleri süreçte, sadece Mısır noktasında değil, Suriye de dahil olmak üzere, hangi plan ve komploların içinde olduğunu da ortaya koyup sorgulamamız gerekiyor.

Aynı Suud kralı Abdullah gibi, Levy"nin de bir yerde “şeytan” ama diğer yerde “melek” olmadığını kabul etmek vicdan ve hakkaniyetin bir gereğidir.


https://twitter.com/NureddinSirin

Bu yazı toplam 1126 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Tevhid Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0000 000 00 00 | Faks : haber@tevhidhaber.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim