• BIST 90.383
  • Altın 144,263
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021
  • Ankara 7 °C
  • İstanbul 9 °C
  • Konya 13 °C
  • Antalya 14 °C
  • Diyarbakır 8 °C
  • Erzurum 2 °C
  • İzmir 13 °C
  • Rize 9 °C

Kime Kumpas Kuruluyor ?

Kime Kumpas Kuruluyor ?
Zaman Gazetesi Yazarı Ali Bulaç, bugün köşesinden kime kumpas kuruluyor başlığıyla bir yazı kaleme aldı...

 

2002’de başlayan vesayeti ortadan kaldırma süreci şimdi tersine dönmektedir, kendisine “kumpas” kurulduğu öne sürülen o bildik bürokratik merkez, büyük bir ustalıkla dinî grupların, cemaatlerin tümüne karşı kumpas kurmaktadır. Önce Hizmet, arkasından AK Parti ve diğer cemaatler! Bundan en ufak şüpheniz olmasın.


Sayın Başbakan’ımız R.Tay-yip Erdoğan’ın düzenlediği 4 Ocak tarihli medyayı bilgilendirme toplantısından “ferahlayarak ayrılmadığımı, içimi sıkıntı bastığını” yazmıştım. Çoğu kişi bundan hükümetin Hizmet hareketine karşı girişmekte olduğu hayli kapsamlı operasyonu veya salt Hizmet-hükümet çekişmesini kastettiğimi anladı. Kuşkusuz sıkıntının bir boyutu buydu, ama hakikatte çok daha vahim, kaygı verici günlerin işaretlerini gördüğümü ima etmeye çalışıyordum. Gelişmeler, kaygılarımın boşuna olmadığını gösteriyor.

Belirtmek gerekir ki sürmekte olan krizin “Hizmet-hükümet arası bir çatışma” olduğunu düşünenler varsa, bunlar resmin bir karesine bakıyorlar. Resmin tamamına baktığımızda Hizmet’i ve hükümeti aşan kaygı verici bir durumla karşı karşıya olduğumuzu görürüz.

Sisler yavaş yavaş dağılmaktadır. Söz konusu sürecin anahtar terimi “kumpas” sözcüğüdür. Başbakan’ın siyasî başdanışmanı Yalçın Akdoğan’ın telaffuz ettiği “Milli orduya karşı kumpas” cümlesi, asıl görünen kütlenin altında bir yanardağın bulunduğunu ve ilk lavlarını püskürttüğünü göstermiş oldu, hemen arkasından Ergenekon ve Balyoz davalarının yeniden görülmesi; tutuklu ve hükümlülerin serbest bırakılması ve belki yaklaşık 40 bin davanın yeniden ele alınması konusu gündeme geldi.

Türkiye, İttihat ve Terakki’nin darbe ile devleti ele geçirdiği günden beri vesayet altında bir ülkedir. Vesayetin dış boyutu olduğu gibi iç boyutu da var. 21. yüzyılın ilk yıllarında uluslararası konjonktürün yardım etmesi, içeride neredeyse cemaatlerin tümünün ittifakı ve mutabakatı ile AK Parti iktidar oldu. AK Parti, bir koalisyon, onlarca yarım ve çeyrek kubbeyi içine alan büyük kubbe, Türkiye’nin bütün renklerini altında toplayabilen bir şemsiye partidir. Türkiye hızla mesafe aldı, bölgeye açıldı, ekonomide yüksek performans gösterdi ve fakat ne olduysa 2011’den başlamak üzere işler ters gitmeye başladı ki, bundan önceki dört yazımın konusu bu ters gidişin “dış faktörü”yle ilgiliydi. Tabii ki bugünkü durumu sadece dış faktörün etkileriyle izah edemeyiz, iç faktör de bir o kadar önemli ve hatta belirleyicidir.

Zeki, teenni ile hareket eden, sözünü tartarak sarf eden, yakın ve uzak gelişmeleri muhtemel değişkenler ışığında hesaplayarak yazıp konuşan Akdoğan’ın “kumpas” uyarısı devletin yüzyıllık, hatta Osmanlı’ya kadar uzanan kadim reflekslerinin harekete geçmekte olduğunun işaretiydi. Ben bunu, AK Partili görünür siyasetçilerin yeterince doğru anladıklarını zannetmiyorum, onlar önlerine konulan “Hizmet-hükümet kavgası”nın aktüel gündemini takip ediyorlar. Kumpasla neyin kastedildiğine Başbakanlık Müşaviri Hamdi Kılıç’ın sosyal medyada dolaşan sözleri açıklık getirdi: “Bu ülkede devlet geleneği diye bir şey hâlâ var. Bunun ne olduğunu anlamak için biraz tarih okumak yeter. Devlet geleneğimizin kendini korumak için tarih boyunca geliştirdiği reflekslerin bir kısmı epeyce ürpertici, benden hatırlatması.” (Sözcü, 2 Ocak 2013) Bir haber ajansı muhabiri de sosyal medyada şunları yazıyor: “Zaman zaman yaşanan faili meçhuller o ülkeye huzur getirir... Bu kadar konuşan olmaz... Ortalık zevzekle doldu.” (Odatv, 2 Ocak 2013)

Bunları bir kenara bırakıp nasıl bir devlet telakkisinin yüzyıllardır hükmünü sürdürdüğüne bakalım. Devlet, kendinden başka kimseye güveni olmayan, kendini seven, kendinden bir güç, yetki ve kudrettir. Zamanın şartlarına göre kendini koruma görevini şu veya bu ideolojiye, şu veya bu zümreye verir, ama hakikatte o sadece kendisi için vardır, koruma görevini üstlenen, onu ele geçirdiğini düşünür, lakin bir süre sonra sadece muhafız güç olduğunu anlar. Bu devlet kimseyle barışmaz; yeri gelir komünisti döver, yeri gelir işçiyi, Kürt’ü, Türkçü’yü, solcuyu, sağcıyı, başörtülüyü. Bu devleti adam edecek yegâne güç “hukuk”tur, onu koruma görevine talip olanlar ise hukukla kendilerini güvence altına almaya yanaşmıyorlar. Devletin sözlüğü, mekanizmaları, yöntemi ve taktikleri vardır; her birini günün şartlarına göre devreye sokar. Devlet ideolojisine ve beka fikrine en yakın duran milliyetçiler devletin en ağır gadrine uğramış, tabutlarda yatırılıp tırnakları sökülmüş mağdurlardır. Komünistlere karşı ülkücüleri, ülkücülere karşı solcuları, Sünnilere karşı Alevileri, Alevilere karşı Sünnileri, laiklere karşı dindarları, dindarlara karşı laikleri  rahatlıkla seferber edebilmiştir. Şimdi dindarları birbirine düşürmektedir.

Bu ülkeye her ne gerekiyorsa bürokratik merkezi doğrudan veya dolaylı yollardan kontrol eden sert çekirdek belirler, bu ülkeye komünizm gerekiyorsa onlar getirir, belki günün birinde şeriatı bile gerekli görebilirler. Siz hiç, bir zamanlar İslamcılık yapmış insanların banka ve faizci sistemi böylesine canla başla savunacaklarını düşünebiliyor muydunuz?

Devletin kendisi bir cemaattir, kendi bekasını, imtiyazlarını koruma refleksiyle ayaktadır. Bir cemaati yok edersiniz, yok edenler kısa sürede “cemaat” olarak tanımlanır ve kendileri de yok edilmek üzere sıraya girerler.

Burada, hem birkaç gün önceki konuşmalarında hem Sayın Cumhurbaşkanı’na hitaben kaleme aldığı mektubunda Hocaefendi’nin tam da bu noktaya dikkat çektiğini hatırlayalım. Diyor ki, eğer Hizmet hareketini “devlet içine sızmış bir örgüt” olarak tanımlayıp gönül bağı olan insanları tasfiye etmeye kalkışırsanız, bu operasyon emsal teşkil edecek, arkasından aynı sosyo-dinî zeminde örgütlenmiş bulunan diğer bütün cemaatleri, grupları, dernekleri, vakıfları da tasfiyeye açık hale getireceksiniz. Cemaat olma vasıfları itibarıyla bütün İslamî oluşumlar birbirine benzer, asgari müşterekleri “dindar-mütedeyyin olmaları, İslamî kimlik taşımaları”dır. Bu açıdan baktığınızda bugün Türkiye’de kamu görevlilerinin neredeyse 4/5’i şu veya bu cemaate, gruba sempati duymaktadırlar.

Şu garipliğe bakın, kanlı bir darbe ile yönetimi ele geçiren Mısırlı generaller ve onların sivil hayattaki uzantıları, Müslüman Kardeşler’in “devlete sızmaya çalışan cemaat olduklarını, Mursi ve onun atadığı bürokratların İhvan liderinden emir alıp iş yaptıklarını” öne sürmekte, böylelikle kanlı bir tasfiyeye sözde meşruiyet zemini aramaktadırlar. Kendileri de en sıkı markaj cemaat olan Selefiler de bunu teyid etmektedirler. Süreçten sadece Mısır’ın derin güçleri, darbeci askerleri kazançlı çıkmaktadır.

Yarın öbür gün bizde devletin sert çekirdeği, darbe davalarından tahliye edileceklerin de sağlayacağı sinerjiyle cemaatlerin tümünü hedef tahtasına yerleştirecektir. Bu noktayı Sayın Başbakan’ın ve sorumluluk duyan AK Partililerin dikkate almalarını umuyorum. Taktik basit: Önce sarı inek, sonra beyaz, sonra siyah inek yenecek. 2002’de başlayan vesayeti ortadan kaldırma süreci şimdi tersine dönmektedir, kendisine “kumpas” kurulduğu öne sürülen o bildik bürokratik merkez büyük bir ustalıkla dinî grupların, cemaatlerin tümüne karşı kumpas kurmaktadır. Önce Hizmet, arkasından AK Parti ve diğer cemaatler! Bundan en ufak şüpheniz olmasın. İçimi sıkıntıya sokan bu!

zaman

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Tevhid Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0000 000 00 00 | Faks : haber@tevhidhaber.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim