• BIST 108.392
  • Altın 143,183
  • Dolar 3,5328
  • Euro 4,1224
  • Ankara 20 °C
  • İstanbul 21 °C
  • Konya 15 °C
  • Antalya 26 °C
  • Diyarbakır 22 °C
  • Erzurum 9 °C
  • İzmir 20 °C
  • Rize 25 °C

Ey, Yusuf el Kardavi..!

Nureddin Şirin

Ey, Yusuf el Kardavi..! Ümmeti Yanıltmak ve Müslümanları Birbirine Kışkırtmak Sana Yakışıyor mu...?

Uluslar arası Müslüman Alimler Birliği Başkanı Şeyh Yusuf el Karadavi, Katar"ın başkenti Doha"da okuduğu 12 Ekim 2012 tarihli son hutbesinde, Suriye halkının katledilmesinden Rusya, İran, Hizbullah ve Çin"in sorumlu olduğunu belirterek, İran'ı "Arapların düşmanı" şeklinde tanımladıktan sonra, orada bulunanları ve bu sene Hacca gidecek Müslümanları Beytullah ziyareti sırasında İran"a karşı beddua etmeye çağırdı.

Şeyh Yusuf el Kardavi"nin son zamanlarda İran İslam Cumhuriyeti ve Hizbullah"a karşı takındığı düşmanca tavrını biliyorduk; ama doğrusu, Şeyh Kardavi"nin kendi hutbesinin videosunu da izleyerek, İran düşmanlığını bu denli ileri bir noktaya taşıyabileceğini doğrusu tahmin edemezdik…

Şeyh Kardavi, bu provokatif konuşmasıyla, Beytullah"il Haram ziyaretçilerini açıkça İranlı Müslümanlara karşı kışkırtarak, bu sene Hacc"da yaşanabilecek müessif hadiselerin fitilini de tutuşturmuş oldu...

Ben İslam alimi değilim, Şeyh Kardavi gibi Kur"an, Siyer ve Hadis bilgisine de sahip değilim. Ancak biraz olsun İslami bilgimle, Tevbe süresinin ilk ayetlerinde buyrulduğu üzere, Allah Tebareke ve Teala"nın Hacc-ı Ekber günü Beytullah ziyaretçilerini müşriklerden teberi etmeye çağırdığını biliyorum.

Biz, “Hacc” ibadeti ile “müşriklerden beraet” vazifesinin birbirinden ayrılmaz bir bütün olduğunu, Merhum İmam Humeyni"den öğrenmiştik. Rahmetli İmam bütün dünya Müslümanlarını Allah"ın evinin yanı başında “müşriklerden teberi” etmeye çağırarak, (daha doğrusu unutulan bu vazifeyi yeniden ihya ederek) müşriklerden teberri etmenin Haccın en temelli esaslarından biri olduğunu belirtmiş, bunun için müslümanların hacda zamanın İslam düşmanlarına karşı öfkelerini yükseltmeye çağırmıştı...

Bunun için Mekke"de düzenlenen "müşriklerden beraet" yürüyüşlerinden birinde, 1987 yılının Temmuz ayında Amerikan destekli Suud rejim güçlerinin “Kahrolsun Amerika” “Kahrolsun Rusya” “Kahrolsun İsrail” şeklinde slogan atan Müslümanların üzerine yağdırdığı kurşunlarla, çoğunluğunu İranlıların oluşturduğu 400"den fazla hacı katledildiğinde, Allah"ın “müşriklerden teberi” çağrısına “Lebbeyk” diyenlerin nasıl kana bulandıklarına tanık olmuştuk…

Suud rejimi, bir taraftan emin ve mukaddes beldenin hürmet ve güvenliğini bu denli zalimce ve barbarca çiğnerken, diğer taraftan da, Petro-dolarlarla çalıştırdığı "Rabıtatu"l Alem"ul İslami" adlı teşkilat bünyesindeki “Daru"l İfta” yani “Fetva Konseyi” vasıtasıyla da, İranlıları “tekfir” eden bir fetva yayınlatmıştı. Bu konseyde yer alanların birisi bu “tekfir” fetvasını onaylamamıştı, o da Şeyh Yusuf el Karadavi idi.

Şeyh Kardavi “tekfir”e karşı çıkmakla birlikte, Hacc"da “siyasi nitelikli gösteri ve eylem yapılması”nın da “haram” olduğu fetvasını vermişti. Yani Kardavi"ye göre; Beytullah ziyaretçileri her ne kadar “Amerika"ya ölüm” “Rusya"ya ölüm” “İsrail"e ölüm” sloganları atarak yürüseler de, bu gösteri “siyasi nitelikli bir eylem” olması itibariyle, haccın ruhuna ve İslam"ın esaslarına aykırı olduğu için, düzenlenen Müşriklerden teberri yürüyüşü İslami açıdan kabul edilemez bir eylemdi.

Peki, şimdi Şeyh Yusuf el Karadavi, Hacc için Mekke"ye giden Beytullah"ul Haram ziyaretçilerini İran"a “beddua” etmeye çağırırken, acaba bu “siyasi nitelikli bir tavır” olmuyor mu? Eğer Beytullah ziyaretçileri Mekke"de birilerine “beddua” edecekse, bunun için öncelikle Amerika ve İsrail"e beddua etmeleri gerekmez mi?

Siz kalkıp Amerika, Rusya ve İsrail aleyhine slogan atarak yürüyen Beytullah ziyaretçilerinin bu amelini “haram” olarak tanımlayacak ve İslam"ın dışında göreceksiniz, ama aynı Beytullah ziyaretçilerini hacc ibadetleri sırasında İran İslam Cumhuriyeti"ne beddua etmeye çağıracaksınız…!

Ve siz, Allah"ın çağrısına “Lebbeyk” diyerek Beytullah"a gelen bir milyonu aşkın İranlı müslümanın bulunduğu Hacc ibadeti sırasında, çok büyük acı hadiseler sebebiyet verebilecke şekilde Müslümanlar arası apaçık bir mezhep çatışmasının kışkırtıcılığını yapacaksınız…?

Sayın Kardavi Doha"daki hutbesinde “Allah"tan kork ey İran, Allah"tan kork..!” diye sesleniyor.

Siz ey Kardavi, Suriye"de dökülen kanın faturasını hiç de hak etmediği halde İran İslam Cumhuriyeti"ne keserek, İranlılara beddua etme çağrısında bulunuyorsunuz da, haçlı Amerika ve siyonist rejimin döktüğü onca kanı, yaptıkları soykırım ve katliamları, işgal, yıkım ve tecavüzleri göz önüne alarak, Müslümanları Hacc"da ayağa kalkmaya, bu işgalci, soykırımcı haçlı ve siyonistler karşısında feryadlarını yükseltmeye niçin çağırmıyorsunuz…?

Nasıl oluyor da, Müslümanların öfkelerini İslam"ın ve Müslümanların bu azılı düşmanlarına karşı yönlendirmiyor da, 30 yılı aşkın bir zamandır İslam bayrağını dalgalandırmaktan, Filistin'i ve dünya müslümanlarının haklarını savunmaktan başka bir suçu olmayan bir İslam Devleti"ne karşı kin ve düşmanlık da bu kadar ileri gidebiliyorsunuz…?

Ey Kardavi! Hizbullah"a karşı sergilediğiniz bu amansız düşmanlık, Suriye"deki rejimin zalimliğinden dolayı ise, peki siz Lübnan"a gidip Hizbullah"ı ayakta alkışlayarak “Lübnan öyle bir savaş yönetti ki, Allah"a hamd olsun, zaferle sonuçlandı. Öyle bir düşmana karşı zafer kazandı ki, bu düşmanın yenilmez bir güç olduğu söylenirdi. Fakat bu güç yenildi ve kırıldı. Bu efsanevi güç Lübnan"ın evlatları karşısında perişan oldu. Lübnan evlatları derken Hizbullah"ı ve Hizbullah"ı destekleyenleri kastediyorum” dememiş miydiniz?

Yine sizin deyiminizle, “yenilmezlik zırhına bürünen ve efsanevi bir güç olarak görülen Siyonist rejimi perişan eden Hizbullah”a ve İran"a bu denli düşman hale gelmeniz Suriye"deki rejimin zalimliğinden dolayı ise, peki siz, Gazze savaşı sırasında Suriye"ye giderek Suriye yönetimi ve Beşar Esed"i sınırsız bir takdir ve ve tebrikle anan siz değil miydiniz?

Suriye"ye yaptığınız ziyaret sırasında “sevgili ve kardeş ülke Suriye"ye yaptığımız bu ziyaret ilk durağımız. Suriye"ye yaptığımız bu ziyaretin amacı, tehlikelerle karşı karşıya kalan Gazze"deki kardeşlerimizin durumunu Sayın Beşar Esed ile görüşüp ümmetin liderlerinin Gazze"deki kardeşlerine karşı sorumluluklarını yerine getirmeleri içindir. Bizim Suriye"ye yaptığımız bu ziyaret çok doğal bir durumdur, özellikle de bu zamanda. Suriye halkına, Suriye lideri Beşşar Esed"e tebrik ve takdirlerimizi sunuyoruz, hükümet ve herkese saygılarımızı sunuyoruz” diyen siz değil miydiniz?

Ve yine Suriye ziyaretiniz sırasında sarf ettiğiniz şu sözler size ait değil mi?

“Bu sevgili ülkeyi ve halkını görmemizi nasip eden Allah"a hamd olsun. Suriye halkı bizi samimiyetle bir sevgiye boğdu. Nereye gitsem etrafımdaki insanlar bu sevgilerini gösterdiler. Ben hiçbir mal, mülk ve makama sahip değilim. Suriye"nin en üst düzey yetkililerinden bütün halk kitlesine kadar ziyaretlerde bulundum. Lider Beşşar Esad ile görüştük. Bize göğsünü açtı, kalbini açtı. Geniş bir ufka ve akla sahip. Kendisiyle iki saat kadar ümmeti ilgilendiren meseleleri görüştük. Sanki bir aile ortamında muhabbet eder gibiydi. Ben Şam"a, liderine, hükümetine, halkına hürmetlerimi sunarım. Allah"tan Suriye"nin ayaklarını sabit kılmasını niyaz ediyorum. Birleşmiş Milletler"de çok güzel bir duruş sergiledi, Irak olayında güzel bir duruş sergiledi ve birçok konuda dik duruşlar sergiledi. Özellikle de gücünü ümmete dayatmaya çalışan Ameri karşısındaki duruşu. Bu duruş ki, Amerika ümmetin bakış açısını ve değerlerini değiştirmeye ve istediği yöne sürüklemeye çalışıyor. Suriye dik durmayı başarıp “hayır” demesini becerebilen bir ülkedir. O yüzden Suriye"yi cezalandırmak ve onu terbiye etmek için kanunlar çıkarıyorlar. İnşaallah Suriye başı dik ve temelli güçlü kalacaktır.”

Siz ey Kardavi, ne oldu da birden bire böylesine değiştiniz?

Acaba burada övgü ve takdirle bahsettiğiniz Suriye yönetimi, başka bir yönetim mi? Bir aile muhabbetiyle konuştuğunuz Beşar Esed başka birisi mi?

O halde siz ve sizin yolunuzdan gidenler, bu ümmeti Suriye konusunda aldatmış olmuyor musunuz?

Söyler misiniz ey Kardavi; Suriye yönetimi ve Beşar Esed hakkında hak etmedikleri övgüleri niçin yağdırmıştınız? Yok eğer, o övgüleri hak etmiş iseler, bugün İran ve Hizbullah aynı sözleri söylediğinde, niçin İran ve Hizbullah için ağza alınmayacak sözleri söylüyor ve Müslümanları beddua etmeye çağırıyorsunuz..?

Buyurun o zaman; “biz hiçbir zaman Suriye yönetimi ve Beşar Esed hakkında böyle bir şey demedik, hiçbir zaman Suriye yönetimini takdir ve övgüyle anmadık” deyiniz…

Hadi buyurun, bizi yalancı ve iftiracı çıkartın…!

Ama bu sözler size ait ise, Müslüman vicdanların sizi neye koyacağını buyurun siz takdir edin…

Müslüman Alimler Birliği Başkanı sıfatı bir kenara, sıradan bir “Müslüman”ın bile yapamayacağı bir şeyi yapmış olmanız size büyük bir vebal olarak yetecektir….

Ve Müslüman vicdanlar dönüp soracaklardır: “bu Suriye meselesi acaba hangi planın, hangi hesabın bir parçası..?”

Suriye üzerinden ümmeti birbirine düşürmeye çalışanlar, sıfatları ve unvanları her ne olursa olsun, sonunda hüsran olmaya mahkumdurlar…

Söyler misiniz ey Kardavi, birdenbire böylesine değişmenizin, dün dediklerinizin tüm aksine, muhabbet meclisleri kurmanızın aksine, böylesine düşmanlığın içine girmeniz neyin bedelidir, neyin diyetidir..?

Evet, neyin bedeli? Neyin diyeti..?

Sizin bu yaptığınız, bir İslam aliminin saygınlığına, dürüstlüğüne hiç yakışıyor mu?

Beki, siz kendinize yakıştırabilirsiniz; dün takdir ettiklerinizi bugün takbih edebilir, dün savunduklarınızı bugün reddedebilir, dün kaldırdıklarınızı bugün atabilirsiniz. Bu sizin için normal olabilir…

Acaba siz, bir İslam alimi olarak, “varis-i resul” iseniz, amelleriniz, tavırlarınız ve istikametiniz Hz. Resulüllah"ın siret ve sünnetine mi endeksli olacak, yoksa, her zaman hürmet ve minnetle andığınız Katar Emiri"ne mi...?

Ama siz de çok iyi biliyorsunuz ki, Hz. Resulüllah (s.a.v) meliklere, sultanlara meyleden alimleri kendisine hiçbir zaman “varis” kabul etmemiştir.

Feraset ve basiret sahibi her bir Müslüman, “Resul"un salih varisleri” ile, “Melik"lerin sadık varisleri” arasındaki farkı seçebilecek durumda olduğu için, sizin bu söylediklerinizin suyun üzerindeki köpükten öte bir anlamı olamaz. Müslümanları bir süreliğine aldatabilir, yanıltabilir, belli yönlere çevirebilirsiniz.

Ama bu mumlar devamlı yanmaz…

Gün gelir yalın gerçekler bütün çıplaklığıyla ortaya çıktığında da, Müslüman vicdanlar bu yapılanları unutmaz ve affetmez…

Şahidimiz Allah olsun…

Gelecek yazı: İran Arapların Düşmanı mı?

nureddin@velfecr.com

Bu yazı toplam 2040 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Tevhid Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0000 000 00 00 | Faks : haber@tevhidhaber.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim