• BIST 82.477
  • Altın 147,865
  • Dolar 3,7883
  • Euro 4,0490
  • Ankara 2 °C
  • İstanbul 8 °C
  • Konya -2 °C
  • Antalya 16 °C
  • Diyarbakır 9 °C
  • Erzurum -5 °C
  • İzmir 14 °C
  • Rize 12 °C

Ergenekon, Balyoz, Islak İmza Derken, Peki 28 Şubatçılar Ne Zaman...

Nureddin Şirin

Ergenekon, Balyoz, Islak İmza Derken, Peki 28 Şubatçılar Ne Zaman Yargılanacak?

"Ergenekon" adı altındaki "gayri meşru darbeci yapılanma"nın ciddi anlamda tasfiye edilmesi süreci devam ederken, ister istemez akla bazı sorular geliyor.

Trükiye"de “iktidar olmak muktedir olmak demek değildir” denildiği dönemlerde, hükümetlerin bir noktadan sonra “iktidar”larının bir anlam ifade etmeyeceği kastediliyordu. “Askeri Vesayet”, “Kırmızı Kitap” “Ulusal Güvenlik Belgesi” vs. gibi olgu ve tanımlamalar Türkiye"deki “egemenlik ve iktidar” denkleminin sanal ve gerçek sınırlarını ayrıştıran nitelemelerdi.

Ak Parti hükümetiyle birlikte bu denklemin değiştiğine dair kabuller zihinlere yerleşmeye başladı; artık ülkemizde askeri vesayetin zorunlu kulvarında sıkışmış bir hükümet değil, gerektiğinde “yanlış yapan” askeri, en üst düzey general bile olsa tutup yargılayan bir iktidar sözkonusu idi.

Bunu ilk olarak "27 Nisan Muhtırası"na karşı hükümetin verdiği kararlı tepki ile gördük; artık “eli sopalılar”ın hükümetleri yola getirme ve tehdit etme dönemi de kapanmış oluyordu. Demokratik bir ülkede “atanmışlar” seçilmiş bir hükümet üzerinde baskı ve tehdit gücü olarak durmuyordu.

Ardından “Ergenekon” adı altındaki gayri meşru darbeci yapının yargı önüne çıkarılması süreciyle birlikte “yaptıkları yanlışlardan dolayı” emekli-muvazzaf nice üst rütbeli subay ve generalin sorgu ve yargı ile yüzleşmesi, Türkiye"nin artık hangi makam ve mevkide bulunursa bulunsun, hukuksuzluğa bulaşan, bundan da öte bir halkın tamamının hukukunu ayaklar altına alan odakların da yargılanabileceği noktaya geldiğini müjdeliyordu.

Bugün bir “ıslak imza” “andıç” “balyoz” vs. -derken, kimlerin yargı önüne çıkarıldığını hesap edip sayacak durumda değiliz. Öyle ki, her geçen gün dehlizlerden, bahçelerden, duvar araları veya beton altlarından çıkan/çıkarılan belgeler peşi sıra yeni sanıkları yargı önüne getirirken, -tüm bu olanları küçümsemeksizin- ama “hukuksuzluk” tanımlamasını her yönüyle içine alan “28 Şubat Post Modern darbecileri”nin esamesinin şimdiye kadar hiç okunmamış olması, “darbelciler arasında ayrım mı yapılıyor?” ya da “darbeciler arasında imtiyazlılar mı var?” sorusunu ister istemez zihinlerde oluşturuyor.

İlgili makam ve mevkiler, 30 yıl öncesinden 12 Eylül darbesi dolayısıyla, ölüm eşiğindeki cuntacı generalleri ifadeye/yargıya çağırırken, bu ülkeye ve millete tarihin en ağır hukuksuzluğunu yaşatan, inançları, değerleri ve manevi varlığına amansızca ve arsızca saldıran militarist odaklar ve bağlantılı unsurlar nedense hiç görülmüyor!

Bunu her bir ülke bireyi sorabilir, sormalıdır da. Ancak bu süreçte, ilgili generallerin “başlıbaşına bir darbe gerekçesi” olarak tanımladıkları bir “Kudüs Günü Programı”ndan dolayı vesayet altındaki Devlet Güvenlik Mahkemeleri"nde yargılanıp 17 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırılan bir birey olarak bizim daha çok sormamız gerekiyor.

Avrupa Birliği Uyum Yasaları adı altında, -ve aynı zamanda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Adil Yargılanma İlkesi gereği- Devlet Güvenlik Mahkemeleri"nin yapısının değiştirelerek, mahkemelerde asker kökenli savcı ve yargıçların bulunmasına son verilmesi, ve Türkiye"nin taraf olduğu Uluslararası sözleşmeler uyarınca, asker kökenli savcı ve hakimlerin bulunduğu mahkemelerin verdiği kararların “adil yargılanma” hakkını açıkça ihlal ettiğinin kabul edilmesi, yani, mevcut yargı sistemi ve ilgili sözleşmelere göre, bu ülkede “adil olmayan yargılanmalar sonucu” binlerce insanın hukukunun açıkça çiğnendiği gerçeğine rağmen, “haksızlık, yapanın yanında kar kaldı” sonucunun üzerine yatılmasının bizzat kendisi başka bir hukuksuzluk olmuyor mu?

Biz binlercesinden sadece biriyiz.

Hadi biz kendi durumumuzu bir kenara bırakılım, “demokrasiye balans ayarı çektik” diyen darbeci çete, yazın şu sıcaklarında yalılarında ve otel havuzlarında tatillerinin keyfini çıkarırken, artık birilerinin onların yanına da giderek “gelin bakalım, yaptığınız hukuksuzluğun hesabını verme durumundasınız” demeyecek mi?

Acaba darbeci geleneğin yamalı bohça misali bir tarafını patlatıp diğer tarafının üzerini örtmek, ya da darbecilerin bir kısmınade facto olarak “siz ötede durun, sizinle bir işimiz yok” demek, Türkiye"de gerçekten hukuksuzluğun artık tarihe karıştığı hüsnü zannını gölge altında bırakmıyor mu?

Artık bu noktaya, yani bu üstü örtülü yaraya parmak basmak, 28 Şubatçıları “yaptıkları affedilmez yanlışlardan dolayı” hesaba çekmek “hukuk”un ve “muktedir iktidar”ın bir görevi olsa gerek. Aksi takdirde, “iktidar”ın kazanıldığı mı yoksa verildiği mi gibi bir koca soru zihinlerde daha da büyüyecektir..!

“Ergenekon davası süreci ile yaşanılan sevinç” ile “28 Şubatçıların yargılanmaması burukluğu” arasındaki uyumsuzluk giderilmedikçe, yeni bir “demokrasi oyunu” ya da göz kamaştırıcı bir “iktidar lütfu” ile karşı karşıyayız demektir.

Bu kaygı ve tereddütlerimiz giderildiğinde, “yaşasın özgür hükümet” diyecek bir dilimiz, bunu yazacak bir kalememiz de vardır elbet...

 

Bu yazı toplam 1712 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Tevhid Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0000 000 00 00 | Faks : haber@tevhidhaber.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim