• BIST 94.437
  • Altın 194,040
  • Dolar 4,7316
  • Euro 5,4729
  • Ankara 26 °C
  • İstanbul 26 °C
  • Konya 17 °C
  • Antalya 26 °C
  • Diyarbakır 30 °C
  • Erzurum 14 °C
  • İzmir 26 °C
  • Rize 26 °C

Ah CHP ah!

Abdurrahman Dilipak

CHP! Cumhuriyeti kuran parti değil mi? Kitaplar öyle yazıyor. Ama hiçbir zaman “Cumhur”un partisi olmadı ve olamadı. Bu gidişle herhalde hiç olamayacak.

Sürekli bağırıyorlar “Faşist diktatör” diye. “Tek Adam” Cumhuriyetlerde olmaz, “Monarşi”lerde olurdu değil mi! Peki Ebedi Şef hangi rejimlerde olur? Şu soruyu tekrar soralım: Sahi, hangi diktatörlükle yönetilen faşist ülkede bir belediye başkanı ya da milletvekili çıkıp, Cumhurbaşkanına faşist-diktatör diyebilir.

CHP’liler bir başkasına diktatör-faşist demeden önce kendi geçmişine bakması gerekmez mi?

Allah kimseyi “gördüğünden mahrum bırakmasın” derler ya. Kendinizi CHP’nin yerine koyun şimdi. “Tek Adam” Mustafa Kemal, “2. Adam” İsmet İnönü! Adam ebedi milli şef!

Peki ya şimdi Erdoğan da “Tek adam” olmak isterse, “ebedi şef olmak isterse”!

Peki ya, “tek parti” olacak derse.. “Tek devlet, tek bayrak” diye tutturdu gidiyor, dilinin altında tek parti olmasın sakın.

“Açık oy gizli tasnif” derse bir de. Mesela “Bundan sonra ‘6 ok’ yok, ‘4 ilke’ var” derse. Baksanıza “Rabia” diye her yerde söylüyor.. Okullarda “Andımız” yerine yeni bir and getirilirse ne olacak. Milletvekillerine de bu and dayatılırsa..

Mesela bütün okullarda “Milli Güvenlik”, “İnkılab tarihi” yerine “Turkuvaz Devrim” tarihi zorunlu ders kitabı olursa ne olacak. “Kara gömlekliler”, “Grized’liler” yerine “Turkuvaz gömlekliler”..

Yasalar meclise “gerekçesiz olarak getirilip, müzakeresiz bir şekilde oy birliği ile kabul edilirse” ne olacak.. Mesela bir adam bir gün Meclise geliyor ve diyor ki “Hâkimiyet hiç kimse tarafından hiç kimseye, ilim icabıdır diye; müzakere ile münakaşa ile verilmez, kuvvetle, kudretle ve zorla alınır. Birileri Türk milletinin hâkimiyetini emrivakiler ve darbelerle, zorla ele geçirip yoluna devam etmek istiyor. Bu bir emrivakidir. Mevzubahis olan; millete hakimiyetini bırakacak mıyız, bırakmayacak mıyız meselesi değildir. Mesele, zaten emrivaki olmuş bir hakikati ifadeden ibarettir. Bu, behemehal olacaktır. Burada içtima edenler, Meclis ve herkes meseleyi tabiî görülse, fikrimce muvafık olur. Bu millet, inancı, tarihi, kültürü ile kucaklaşacaktır. Aksi takdirde, yine hakikat usulü dairesinde ifade olunacaktır. Fakat ihtimal bazı kafalar kesilecektir” derse ne olacak?.

Ne mi demek istiyorum. Açık değil mi? Açın bakın; Yıl; 1922 M. Kemal Atatürk, Nutuk, Türk Devrim Tarihi Enstitüsü, 9. Baskı, Milli Eğitim Basımevi, İstanbul 1969, cild 2, sayfa 690-691

O adamın biri, bir de İstiklal Mahkemeleri kurarsa mesela. İcabında avukatı, savcısı, temyizi de olmayan, Meclis adına yargılama yapan, usul ve esas itibarı ile yasaya bağlı olmak zorunda da olmayan, verdiği kararlar yasa hükmünde kabul edilen mahkemeler bunlar. “Kanun hükmünde kararname” değil, kanun hükmünde mahkeme kararı!

Düşünsenize sandık kurulmuş, sandığın üzerinde AK Parti bayrağı. Başında jandarma bekliyor. Parti tek, seçmen parti üyesi, adaylar tek adam tarafından belirlenmiş. Oy pusulasını parti temsilcisi eline tutuşturuyor, sen de o eline tutuşturulan oyu sandığa atıyorsun. Sonra da sandık partiye götürülüp sayım gizlice yapılıyor ve sonuçlar ilan edilirken, parti teşkilatı önünde oy pusulaları yakılıyor. Yani sonuçlara itiraz etmek mümkün değil.

Zaten kimi kime şikayet edeceksin. CHP’lilerin HSYK’nın yapısını tartışmalarını bırakın, ya hu hakim de CHP’li idi, savcı da.. Vali ya da belediye başkanı zaten CHP il başkanı ya da yardımcısı, 2. Sıradaki adamdı..

Yayın, toplantı, örgütlenme izne tabi idi. Sansür uygulanıyordu. “Örfi idare” vardı memlekette, yani “Sıkıyönetim”. Olağanüstü Hal değil Sıkıyönetim. Örfi İdare Mahkemesinde askeri kişiler de yargılama yapabiliyorlardı. Çünkü adamların “Rejimi koruma ve kollama” görevi vardı!

Takriri sükun” yasası vardı. Yani “Sessizlik yasası”. Kimse rejimi eleştirmek şöyle dursun, o konuda konuşamazdı bile. Sonra başınıza iş alırdınız. Mecliste adam vururlardı, Ali Şükrü olayında olduğu gibi. Topal Osman’ın işi neydi?

CHP herkesi kendisi gibi biliyor.. Kendi yaptıklarını düşünün, başkalarının benzer şeyleri kendilerine yapmasından korkuyorlar. Onları da anlamak lazım.. Şuuraltları böyle çalışıyor..

Güçlerini kaybetmenin ezikliği ve hırçınlığı ile yapıp-ettiklerinin hesabının sorulması ya da kendilerine benzer şeylerin yapılması korkusu çıldırtıyor adamlar..

Düşünebiliyor musunuz, adamın biri çıkıyor ve her yere kendi resmini astırıp, her yere heykelini diktirmeye kalkıyor.. “Türkün dini benim ideolojimdir” filan diyor.. Her okulun girişine onun büstü konulup, her köşeye onun resmi asılıp, her yerde onun çocukluk günlerinden başlayarak hayatının anlatıldığı bölümler açılıyor..

Bu CHP’liler garip insanlar. Dün BÇG’yi savunuyorlardı, bugün FETÖ’yü. Dün FETÖ BÇG’lileri Ergenekoncu diye yargılıyordu, yarın BÇG’liler FETÖ’cüleri desteklerse şaşmayın. Michael Rubin de dün BÇG’yi destekliyordu, bugün FETÖ’cü oldu ya, onun izinden gidenler, onun vardığı yere varacaklardır.

CHP’lileri anlamak için, önce şu “Tekinalp” nickname’li, Moiz Kohen’i anlamak gerek. Lazaro Franco’yu, Sami Güsberg’i, Hayim Nahum’u, Osman Nuri Çerman’ı anlamak gerek. İbrahim İhsan’ı tanımak gerek önce!

CHP faşist de oldu, komünist de. Amerikancı da oldu, liberal de, milliyetçi de! Bir dindar olamadılar. Dindarlığı DP’ye kaptırdılar. Cumhuriyet gazetesi “İslamcı” da oldu bir ara DP döneminde. Aslında CHP’nin kuruluşunu 7 Eylül 1919 kabul edecek olursak, 1. Meclisin açılışındaki ruh ve imana bakarsanız hilafetin ihya ve yeniden inşasına kendini adamış bir irade görürsünüz. O zaman CHP’nin Şeriatçı bir geçmişinden de söz edebiliriz. Ki o iman ve ruh, sadece 1. Meclise yansımaz, Kurtuluş savaşına da rengini ve ruhunu yansıtır. CHP, bu ruha yabancılaşarak bugüne gelmiştir. Bunu da bir kenara not edelim. CHP normalde 9 Eylül 1923’de “fırka” olarak kuruldu, 1924’de adına “Cumhuriyet” kelimesi eklendi ve 1935’de “Parti” adını aldı. CHP, 9 Eylül 1923’te önce “Halk Fırkası” adıyla kurulmuştu. 1924 yılında “Cumhuriyet Halk Fırkası” adını aldı.  1935 yılında ise adı “Cumhuriyet Halk Partisi” oldu. Dikkat ederseniz adı “Cumhuriyetçi” değil, “Cumhuriyet”. Aslında CHP hâlâ tek parti döneminin rengini taşıyor. CHP “Monarşi”ye son verip “Tek adam”, “Milli Şef”, “Ebedi Şef” dönemini başlattı. Laiklik adına dine müdahale ederken kendi ideolojisini önce tek ve zorunlu resmi ideolojiye dönüştürdü ve sonra da onu dinleştirdi. CHP’lilerin zihninde “Türkün dini Kemalizm” oldu!

Sahi, CHP’liler Erdoğan’ı eleştirirken o dillerine doladıkları faşist ve diktatör kelimelerini söylerken dillerinde bir burukluk hissetmiyorlar mı? Ama söylemeye devam etsinler, çünkü onların ne söyledikleri kadar, halkın bu sözden ne anladığı da önemli. Hem zaten kem söz sahibine aittir. İtham ettiğiniz suç muhatabınızda yoksa o söz sahibine döner. Faşizm ve diktatörlük tek parti dönemindeki uygulamaları ile CHP’nin patenti altındadır. Selâm ve dua ile.

yeniakit

Bu yazı toplam 237 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Tevhid Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0000 000 00 00 | Faks : haber@tevhidhaber.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim