• BIST 107.921
  • Altın 153,999
  • Dolar 3,8353
  • Euro 4,5054
  • Ankara 3 °C
  • İstanbul 10 °C
  • Konya 2 °C
  • Antalya 10 °C
  • Diyarbakır -4 °C
  • Erzurum -12 °C
  • İzmir 9 °C
  • Rize 2 °C

Sakallı Bilgelerimiz ABD Şövalyesi Olduktan Sonra...

Nureddin Şirin

Sakallı Bilgelerimiz ABD Şövalyesi Olduktan Sonra, Amerika'nın Sırtı Yere Gelir mi Hiç...?

Hizbullah lideri Seyyid Hasan Nasrullah, Hz. Resulüllah"ın şahsiyet ve hürmetine yönelik alçakça hakaret ve iftiraları içeren filme tepki olarak yaptığı televizyon konuşmasında İslam ülkeleri yöneticilerinin, hususen Arap ülkeleri rejimlerinin içine düştüğü tepkisizliğe dikkat çekerek “eğer böylesi bir hakaret İslam ülkeleri yöneticilerinin, krallar veya sultanların birine yapılmış olsaydı, ertesi günü hemen harekete geçerlerdi” demişti…

Zamanlama ve konjonktürel olarak, bu filme gösterilecek tepkilerin kurgulanan senaryoları zora sokacağı endişesini taşıyan birtakım derin bilge şahsiyetlerin bir paratoner misali nasıl da ileri atıldığına tanık oluyoruz…!

Yıllar boyu Müslümanlara İslam"ın mukaddesatını savunmanın en büyük ibadet olduğunu öğretmeye kalkan bu bilge ağabeyler, bugün Hz. Resulüllah (s.a.v) hakkında yapılan böylesi bir küstahlığa karşı gösterilen tepkileri anlamsızlaştırmak için çırpınıp duruyorlar…?!

Onlar bu filmde neler olduğunu bilmeden bunu yazıyorlarsa, bilmediği şey hakkında konuşup yazmanın basitliğine düşmüş olurlar. Eğer bile bile bunu yazıyorlarsa, demek ki tarih boyu eşine rastlanmamış bir şekilde Hz. Resulüllah"a yapılan bu saldırı karşısında üzerine abandıkları stratejik bir derinliğin hatırını, Hz. Resulüllah"ın hürmetinden daha evla biliyorlar...

İslam ümmetine yönelik emperyalistlerin global bir stratejileri olduğundan söz ettiğimizde, hep bunun bir "komplo teorisi" olduğunu ileri sürenler, aslında kendilerinin nasıl bir komplonun parçası haline geldiklerini de ifşa etmiş oldular.

Çünkü onlar, İslam dünyasında yükselecek Amerikan karşıtı bir duruşun kendi "derin" planları ve hesaplarıyla örtüşmediğini bildikleri için, ümmetteki Amerikan karşıtlığını etkisizleştirmek için İslamcı paratonerliğe soyunuyorlar.

Diğer yandan, bunlar kendi nefislerine yükledikleri anlam ve önem kadar Hz. Resulüllah"ın hürmet ve şerefine de aynı değer ve önemi yüklüyorlar mı acaba? Acaba bunların şahsiyeti mi daha çok önem taşıyor, yoksa Hz. Resulüllah"ın şahsiyeti mi?

Bir gün birilerinin birileri hakkında ağır eleştirel bir dil kullandığında, ya da birilerini itham ettiğinde, bu eleştiri ve ithama maruz kalanların o kişilere gösterdiği tepkileri hatırlayanlarımız vardır sanırım.

Hadi biriniz kalkın bu bilge kalem sahiplerinin şahsiyetiyle ilgili eleştirel bir yazı yazın bakalım, nasıl da kükreyen bir dille karşılık verdiklerini göreceksiniz. Öyle ki, Hz. Resulüllah hakkında çizilen tabloyu bu kişilerden biri için çizmeye kalkarsanız, o zaman can güvenliğinizin tehlike altına girdiğini bile hissedersiniz...

Bir gün muhterem bir analist yazarımız, yazısının altına yapılan bir yorumdan öylesine rahatsız olmuştu ki, verdiği cevapla o yorumu yazanı kelimelerle boğmaya kalkmıştı. Ama aynı yazarımız, kendi nefsi adına gösterdiği, "ne bu şiddet bu celal" dedirten tepkinin yüzde birini Hz. Resulüllah"a yapılan hakaret ve iftiralar karşısında göstermiyorsa, o zaman da ne denli kirli bir planlamanın ve senaryonun çizildiğini de fark etmiş oluruz. Zira bu konjonktür, şu veya bu şekilde Amerika ile çatışmanın buharlalaştırılmasını gerektiriyor.

Dolayısıyla bu konjonktur Hz. Resulüllah (s.a.v)"in hürmet ve şahsiyetini feda etmeyi bile olağanlaştırıyor.

Hz. Resulüllah (s.a.v) hakkında böylesine bir alçaklığın karşısında ne kadar esef duyulacaksa, ümmetinden olanların içine düştükleri duruma da aynı esefi göstermek gerekiyor.

Evet beyler, keşke açık sözlü olabilseydiniz, keşke, saplantılarınız ve husumetlerinizin sizi Hz. Resulüllah"ın hürmetini satmaya kadar götürdüğünü itiraf edebilseydiniz...

Yürekleriniz, dilleriniz ve kalemlerinizle paylaştığınız “stratejik derinlik”lerin cazibesi, ABD ile kapışmaya uygun düşmüyorsa eğer, buna “stratejik derinlik” demek yerine “esfel-i safilin” demek daha doğru olmaz mı..?

“Bir bilen” bilgelerimiz şimdi bizleri Amerika karşısında sükunet ve soğukkanlı olmaya, oyunlara gelmemeye, tuzaklara düşmemeye çağırıyor. Hem bu “bir bilen”ler, bir baştan bir başa bütün ümmetin nasıl da ayağa kalktığını gördüğü halde... Çünkü bu bilge şahsiyetler açısından, bu ümmetin diğer şahsiyetlerinde bilgelikten zerre eser yok. Kendileri gibi “derin” düşünemiyor ve hesap yapamıyorlar…

Tekrar edelim; şu “derin” denilen şey gerçekte “aşağı” bir yer olmasın…!

Aşağıdan aşağılara inerek "stratejik derinlik"lerde kulaç atmaktansa, kuru toprak üzerinde göğüs üstü sürenmek daha evla olsa gerek...

Ne oldu da Kur"an"ın hükümlerini, Hz. Resulüllah"ın sünnet ve siretini bir kenara atıverdiniz.? Bunlar hep dillendirdiğiniz referans”larımız değiller miydi?

Acaba Kaab bin Eşref adlı Yahudi, Hz. Resulüllah"ın şahsiyetini tahkir eden şiirler yazıp yaydığında, Peygamberimizin tavrı nasıl olmuştu? Kaab Bin Eşref için “ölüm emri”ni veren ve hatta bu emrin infazının başarıyla tamamlanması için kendisi hakkında olumsuz ifadeler kullanılmasına bile cevaz veren Hz. Resulüllah (s.a.v) yanlış mı yapmıştı?

Hz. Resulüllah (s.a.v) Hz. Resulüllah'ı aşağılamakta ısrar eden Kaab Bin Eşref için Kaab'ı kim öldürür? Çünkü, o Allah ve Resûlüne eza etmiştir.” buyurdu. Muhammed bin Mesleme Resulaüllah'tan Kaab'ın öldürülmesi işinin kendisine verilmesini istedi ve Resulüllah da bunu kabul etti. Muhammed Bin Mesleme bunun üzerine diğer sahabelerden bir tim hazırladı. Vazife için yola çıkmadan önce, Resulüllah'a gelerek “Yâ Resûlallah! biz onunla konuşurken, sizinle ilgili, Ka"b"ın hoşuna gidecek bazı sözler söylememize izin verir misiniz?” dediklerinde Hz. Peygamber (s.a.v) bunu izni kendilerine verdi...

Acaba Hz. Resulüllah (s.a.v) fazla alınganlık mı göstermişti, Hz. Resulüllah (s.a.v) Kaab bin Eşref"in hakaretlerini kişiselleştirerek ashabını buna alet mi etmişti?

Niçin çıkıp yüreklice şunu söylemekten imtina ediyorsunuz:

Hz. Resulüllah (s.a.v) kendisine hakaret eden yahudi için ölüm emri vermiş, bunun için sahabelerden bir infaz timi yola çıkarak, bu emri başarı ile yerine getirmiştir…!

Şimdi Hz. Resulüllah'ı en kahbece aşağılama yoluna gidenler, Kaab'ın yaptığından az işmi yaptılar?

Ama sizler, bilgece bir paratönerliliğe soyunarak, Kur"an-ı Kerim"in “O sizin için en güzel örnektir” buyurduğu Hz. Resulüllah"ın sünnetve siretinin üzerini o derin stratejik mülahazalarınızla örtmekten imtina etmiyorsunuz...

Müslümanlar arasında tarih boyu ümmet önderliğine karşı diklenenler çok olduğu gibi, Hz. Resulüllah (s.a.v) karşısında da diklenenler çıkmış, Resulüllah'ın karşısına geçerek “adil ol ey Muhammed” diyebilen “Müslüman”ların varlığını tarih kaydetmiştir….

Ümmetin arasından Resulüllah"a bile “adil ol ey Muhammed” diyebilenler çıkabiliyorsa, Resulüllah"tan sonra ümmetin önderliğini üstlenenlere karşı ağzına geleni söyleyenler niçin olmasın ki..?

Kur"an-ı Kerim “dininize hakaret ettiklerinde, onlarla savaşın” buyururken, bugün birileri, “dikkat edin bu hakaretler bir provokasyondur” diyerek “yerinize oturun” fermanını veriyor. Meğer Kur"an bu hükmünde “dikkat edin, eğer bu hakaret ve saldırdılar bir provokasyon amaçlı ise...” şeklinde bir istisna edatını koymayı unutmuş da, bu derin bilge beyler bu hususu öne çıkartıyor…

Yine Hz. Resulüllah (s.a.v) “bir münkeri gördüğünüzde onu elinizle düzeltin, eğer buna gücünüz yetmiyorsa dilinizle karşı çıkın, eğer bunu da yapamıyorsanız kalbinizle buğz edin, ki bu imanın en zayıf noktasıdır” buyurduğunda, “bir münker gördüğünüzde ya bu münkeri ortadan kaldırın, ya da yerinizde oturun” buyuracaktı da, hızını alamayıp “bunu yapamıyorsanız dilinizle itiraz edin” kısmını da eklemiş…!!!

Öyle ya, derin bilgelerimize göre, “yürüyüşler, protestolar, sloganlar” hangi sonucu getirdi ki? Selman Rüştü çıkıp Şeytan Ayetleri adlı kitabı yazdı, Ruhullah kalktı onun hakkında “ölüm hükmü” verdi, gösteriler oldu, protestolar oldu, ne değişti? Birileri kalktı karikatürlerle Hz. Resulüllah"ı tahkir ve tezyif etmeye kalktı, aynı protestolar, gösteriler. Sonuç neyi değiştirdi…

Demek ki Hz. Resulüllah (s.a.v) “eğer elinizle düzeltemiyorsanız, dilinizle itiraz edin” buyruğu ile, ümmeti sonuçsuz işlere, eylemlere, protestolara yönlendirmiş oldu…

Sizler o derin bilgeliğiniz, engin analizleriniz ve tavsiyeleriniz ile Hz. Resulüllah"ı yalanlamaktan başka ne yapıyorsunuz…?

Yani kalkıp Resulüllah"a “böyle bağırıp çağırmakla, yürüyüşler düzenleyip slogan atmakla” bir yere varılmaz demeye kalkıyorsunuz…!

Ama eğer siz şunu kalkıp deseydiniz, ellerinizden öperdik:

“Hz. Resulüllah (s.a.v)"ın hürmet ve şahsiyetine yönelik böylesi alçakça bir saldırıya verilecek tepki sadece protesto gösterileri ve yürüyüşlerle, ABD elçilikleri önünde toplanıp “Kahrolsun Amerika” sloganları atıp ABD, İsrail bayraklarını yakmakla kalmamalı. Muhammed Bin Mesleme"nin Kaab Bin Eşref"i infaza gittiği gibi, bu ümmetin evlatları da aynı sorumluluğu kuşanmalı…”

Hadi bunu yazın; asıl yapılması gerekeni çekinmeden söyleyin…

Eğer bunu istemiş olsaydınız, baş göz üstüne...

Şimdi bu ümmetin içinden birilerinin yola çıkması için, Hz. Resulüllah'ın Medine-i Münevvere"den, Ravza-i Mutahhara"dan ümmetine seslenip "hürmet ve şahsiyetime böylesine namertçe saldırarak bana eza çektiren bu alçaklara hadlerini bildiren yok mu?" demesini mi bekleyeceğiz...?

Ama bu peygamberin öylesine varisleri vardır ki, Hz. Resulüllah"ın şahsiyet ve hürmetinin ortada bırakılmayacağını haykırdığında, “varsın birileri derin strateji (diğer deyişle; stratejik derinlik) planları hatırına paratönerlik yapsın, göğüslerini Resulüllah"a siper edinen böylesi alimlerin varlığı bize yeter” demenin övünç ve kıvancını yaşıyoruz….

Fark burada…. Birileri öyle, birileri böyle….

Dr. Şeriati"nin deyimiyle “eskiden hendek vardı, insanları hendeğin o tarafındakiler ve bu tarafındakiler diye ayırabiliyorduk; şimdi ise hendek aradan kalktı, herkes birbirine karıştı.”

Arada hendek olmayınca, "Amerika"nın sakallı şövalyeleri"ni, "Muhammed askeri" veya "Peygamber varisi" gibi görme yanlışlığından da kurtulamıyoruz…

Artık onlardan "Amerika ile savaşmak haramdır" fetvasını işitsek şaşırmayacağız...

Ne de olsa, gittikleri yolu onu gösteriyor...

nureddin@velfecr.com

Bu yazı toplam 1928 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Tevhid Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0000 000 00 00 | Faks : haber@tevhidhaber.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim