• BIST 98.314
  • Altın 144,066
  • Dolar 3,5732
  • Euro 3,9941
  • Ankara 13 °C
  • İstanbul 17 °C
  • Konya 14 °C
  • Antalya 20 °C
  • Diyarbakır 11 °C
  • Erzurum 6 °C
  • İzmir 18 °C
  • Rize 14 °C

Ruhun İrfanla Yükselişi 1

Ruhun İrfanla Yükselişi 1
Büyük İslam mücahidi, aşk ve şehadet öğretmeni Şehid Dr. Mustafa Çamran'ın kaleminden İrfani şiirlerini sunuyoruz.

İRFAN

Cihanda aşkın sohbetinden daha güzel bir şey görmedim. Öyle bir yadigârdır ki bu kubbede döner durur.

İrfandır, değersiz varlığı cevhere dönüştüren.

İrfandır, derdi ve kederi güzelleştiren.

İrfandır, şahadeti mukaddesleştiren.

İrfandır, Allah'a kulluğu içten gelen bir ihtiyaç bilip insanı dünyalıklardan alıkoyan.

İrfandır, bütün zorlukları kolaylaştıran.

İrfandır, musibetleri leziz hale getiren.

İrfandır, yalnızlığı ilahi vahdaniyetle gideren.

İrfandır, sessizliğin derinliğinden hayatın musikisini dinlettiren.

İrfandır, varlığın her zerresine âşık olan ve hepsini kutsallaştıran.

İrfandır, adamı Allaha ulaştırıp ebediyet ve ezeliyete erdiren.

İrfandır, insanın bir eline güneşi diğer eline ayı veren.

İrfandır, insanın ruhunu maddi hayat cazibelerinin üstünde karar kılan.

İrfandır, zalimlerin işkencesi altındaki yaşamda insana direniş bahşeden.

İrfandır, adamın kalbini açıp rahat bir şekilde ölümle kucaklaşmaya götüren.

İrfandır, adamdan gururu, kibri, bencilliği ve menfaatçiliği gideren.

İrfandır, insanın üstün tabiatını, üstün bir dereceye yükseltip insanla birlikte dünya ve içindekilerini değersiz kılan.

İrfandır, tağutun her çeşidini iman yurdunda Allah'a kurban eden.

İrfandır, bencillik ve menfaatperslikten dolayı baş gösteren yetmiş iki milletin savaşlarını mahkûm eden.

ARZULUYORDUM

Ben tufanların çocuğuyum, denizlerin dalgasıyım. Ben hayatımın yanardağlara ve yıldırımlara divane kılmışım. Ne zamanki tufan dursa ve deniz sakinleşse benden geriye hiçbir eser kalmayacaktı.

Arzuluyordum ki, amel defterimi seninle (irfan) açayım ve gözyaşı seliyle bütün kirlilikleri temizleyeyim. Tâ ki, bir bebek gibi pak, nurani ve masum olayım. Bütün günahlardan azâd olayım. Kalbim hakikati gösteren bir boy aynasına dönüşsün ve ruhum melekût-i âlaya ulaşsın.

İstedim ki, tehlike girdaplarının ortasında aşka sığınayım. Tufanların karanlıklarında yorgun gözlerimi nura açayım. Ölüm ejderhasının dişleri arasında rahmet meleğine yöneleyim. İşkence ve azabın acısını, ruhun cezbesi ve tatlı hatıralarla şirin ve lezzetli hale getireyim.

İstedim ki, deryaya gideyim. Dertlerle dolu olan kalbimi azgın dalgalara teslim edeyim ki; dalgaların darbeleri bedenimden, gamları söksün ve parça parça deryaya atsın. Böylece kalbimi billur damlası gibi pak ve şeffaflaştırsın.

İstedim ki medet dileyeyim ve göğe uzanayım. Yalnızlığımı yıldızlarla birlikte olanlarla telafi edeyim. İstedim ki sessiz ahlarımı melekuti nağmelerle değiştireyim. Ruhun terennümlerini en güzel şekilde sana takdim edeyim.

İstedim ki, içimde kaynayan ve coşan itiraz ve kızgınlıkları bu yüksek kubbenin altında isyanvari bir şekilde yankılatayım.

İstedim ki, yumuşak volkanı ve yakıcı kalbimi göğe açayım.

İstedim ki, kelime olayım, hak ve hakikat kelimesi… Zeminin sinesine çakılmış muhkem ve ağır bir dağ gibi ben de, tarihin kalbine kalıcı ve muhkem bir şekilde çakılayım.

İstedim ki, mum olayım, nur ve aydınlık için baştan aşağı yanayım.

İstedim ki, gözyaşı olayım ve varlığımın özünü en temiz ve en güzel şekilde sana takdim edeyim.

İstedim ki, ızdıraba dönüşeyim, aşka dönüşeyim, kedere dönüşeyim, zevke dönüşeyim, şevke dönüşeyim, ruha dönüşeyim, dalgaya dönüşeyim, muma dönüşeyim, nura dönüşeyim, gözyaşına dönüşeyim ve en sonunda Allah'ın ilk tecelligahı olan bir kelimeye dönüşeyim.

Fakat yazık ki, kader emir vermiş. Bu istek ve arzular gerçekleşmeyecek ve ben bütün bunlardan mahrumum.

Yüce Allah istedi ki yanayım ve gözyaşı damlalarım gam ve derde mahkûm olsun.

Yüce Allah emir vermiş ki, kemiklerim gam dağlarının altında un ufak olsun ve hiçbir şekilde teselli bulmayayım. Yüce Allah istiyor ki, tehlikeli sellerde boğulayım. Öyle ki, istirahat imkânım olmasın.

Yüce Allah emretmiş ki, tehlikeli tufanlar beni saman gibi hadiselerin arasında bir taraftan öbür tarafa götürüp dursun ve hiçbir zaman huzura ulaşamayayım.

Budur benim yaşamım, budur kaderim; yüce Allah'ın bana takdir ettiği… Ben de âşıkane ve mütevazı onun iradesine teslim olmuşum ve bundan başka bir şey de istemiyorum.

İlahi! Razı olduğuna razıyım, takdirine sabır… Emrine teslimim. Senden başka ma'bud yok! Ey çare dileyenlerin çaresi!

BEN SENDEN GELDİM

İlahi! Seni biliyorsun ki, ben tacir değilim. Aşk ile ticaret yapmayı da küfür sayarım. Kalbimin fıtri arzusu olan ibadetine karşılık ta ücret istemiyorum. Huzurunda durup ticaret hayallerini kurmaktan utanırım. Ben kendimi bir şey saymıyorum ki, seninle neyin hesabını yapayım, kale alınayım. Ben senden geldim, bana ait hiçbir şeyim yok ki; seninle yapılacak bir muamelede ibraz edeyim. Her ne varsa sendendir.

MAHBUBUN KALBİ

Bütün yıldızlardan daha parlak bir yıldız düşünün. Gökler ona tahammül edemeyip onu kovuyorlar. Bu büyük yıldız orada burada duruyor ve bir lahza huzur bulmaya çalışıyor. Ama her kes onu kovuyor ve o serkeş ve çaresiz bir noktadan diğer bir noktaya gidiyor. Bütün ömrü böyle geçiyor. Tekrar tekrar bu devam ediyor. Sanki kader onun yerini henüz belirlememiş.

Yıllardır yazgıma bakıyorum ki fakr, yalnızlık ve derbederliğimi görüyorum. Acaba olabilir mi ki; kalbin dünyasına sığınıp aşktan bir sığınak yapsam ve mahbubun kalbini ebedi vatanım yapıp aşkın gerçeğinde huzur bulsam... Keder dağları beni parçaladığında, hadiseler tufanı tüy gibi bir oraya bir buraya savurduğunda, tarihin azgın dalgaları beni alt üst ettiğinde ve maddi manevi huzuru olan bir anım bile olmadığında aşka dayansam… ne yazık ki bunlar bana nasip olmadı ve zannedersem hiçbir zaman da olmayacak…

Sürekli bulduğum aşklarım da bir anlık olmaktan öteye geçmediler. Ümit ve arzularım bir anlık esintiden veya gülün bir anlık kokusundan fazla uzun ömürlü olmadılar.

Artık birine nasıl gönül bağlayabilirim ki… Geçici güzelliklere ve aşklara nasıl ümit bağlayabilirim ki?… Rabbim ki; benim maddi huzuru bulmamı istemiyor…

BEN ALLAH'IN HALİFESİYİM

Ben manayım, ben aşkım, ben muhabbetim, ben fedakârlığım, ben güzelliğim, ben özüm, ben kederim, ben acıyım, ben insanlığın trajik tarihinin boy aynasıyım. Ben ebedi tekâmülün elçisiyim… Ve ben, Allah'ın halifesiyim.

Ben hünerim, ben varlığın musikisiyim, göklerin yıldızıyım, ben gezegenlerin esrarengiz sessizliyiyim, ben güneşin yakıcılığıyım, ben deryanın dalgasıyım, ben başı göğe uzanan dağların zirvesiyim, ben canlandıran baharım, ben sabah meltemiyim, ben karanlık gecelerin mehtabıyım, ben bulutum, ben yağmurum, ben tufanım, ben göğün şimşek ve yıldırımıyım, gecenin sessizliğinde, göklerin kalbinden işitilen varlığın musikisiyim, ben insanın kalbindeki ilahi olan ve vasfedilemeyecek kadar yüce olan, vasıfları hissettiren güneşin batışıyım ve ben hayatın heyecanını ve yaşamın neşesini beraberinde taşıyan güneşin doğuşuyum...

Ben gözyaşı şeklinde ortaya çıkan âşıkların damarlarında gezen duyguyum. Ben kırık gönüllere dalga dalga vuran kederim. Ben yetimlerin gözlerinden damlayan gözyaşıyım. Ben dert dolu sineden göğe yükselen ah'ım. Ben âşıkların gönüllerindeki heyecanım. Ben gençliğin damarlarında akıp coşan heyecanım. Ben cengâverlerin cenk meydanındaki haykırışıyım. Ben mukaddes cihad sahnesindeki şehitlerin kanıyım. Ben geçmişlerin semasının kalbindeki fedakârlığım.

AŞK VE YALNIZLIK

İlahi! Bana fakr nimetini ver. Beni aşk ateşinde yak ve yalnızlık âleminde kendine ya-kınlaştır.

Öyle bir fakr ki; eğer yer ve gök bana verilse, eğer güneş bir elime ayda diğer elime ko-nulsa, eğer kâinatın tüm servetleri payıma düşse, nazarımda kıymetsiz olsun… Eğer yıldızlarda ve gezegenlerde dolaşsam bile fıtri olan tevazuumdan bir zerre bile eksilmesin…

Hiçbir şeye muhtaç olmamayı, derviş gibi fakir olmayı ve hiçbir şeyin eksikliğini his-setmemeyi istiyorum.

İlahi! Beni bu fakr nimetine ulaştır ve sabredenlerden eyle…

Ve aşk… O ki varlığım onunla örülmüş, o ki her zaman kalbimi yakan, o ki bana feda-kârlığı öğreten, o ki nur saçıp yolları aydınlatan, o ki adama gamın ne olduğunu öğreten ve acı bağışlayan, o ki kalbe huzur veren, o ki ruhu yükselten, o ki yaşama şevk ve heyecan veren, o ki güzelliğe güzellik katan, o ki tekâmül yolunu aşındıran, o ki güzelliğin ve kemalin esası ve o ki ilahi bir cazibe…

Ve yalnızlık… Yani ebediyet ve süreklilik…

O yer ki; ruh yalnızlık âleminde tecelli ediyor, ruh göklere çıkıyor, kalp açılıyor ve bütün âlemi içine alıp muhafaza ediyor. O yer ki; insana irfani hisler bağışlıyor ve intikal edilen söylenen ve yazılan şeylerden öte olan şeyler öğretiyor. O yer ki; Allah (cc) insanın kalbine giriyor; kendini beğenmişlik ve nefsin arzuları ölüp tatmin, razı olma ve tevekkül kalbe giriyor. O yer ki; Allah (cc) insanı seviyor ve insan Allah a vahdaniyet derecesiyle ulaşıyor. O yer ki; melekler mutlulukla ona başvuruyor ve bütün âlem ona selam yolluyor… Yıldızlar ona göz kırpıyor, meltem onun hatırına esiyor, gökler hayatın şifrelerini kulağına fısıldıyor, güneş onun hatırına ısıtıyor, ay kranklık gecelerin mumu oluyor, deryanın dalgaları onu ebediyete götürüyor, bulutlar yüreğindeki gam ve kederlere gözyaşı döküyor, ağaçların yaprakları onun hatırına raks ediyor, dağlar onunla konuşuyor, fecr onun hatırına güzellik nurunu gönderiyor, güller onun hatırına açıyor, mum onun hatırına yanıyor, kelebekler onun hatırına kendilerini feda ediyorlar… Evet, o varlık âleminin yüz akı oluyor ve varlık âlemi de onu tazim edip zik-rediyor.

Evet, budur vahdet, budur irfan, budur her şey, budur zenginlik, budur aşk…

FEDA OLMAK İSTİYORUM

Davam için umutlu olarak, şehitler vermek istiyorum.

Davamın hakkaniyetinin bilincinde, mazlumiyeti yaşamak istiyorum.

Düşmekten kırkan bir hâkimiyete sahip olmak istemiyorum.

Zulmedecek bir kudret sahip olmak istemiyorum.

Zühdün gururunu taşıyan bir namaz kılmak istemiyorum.

Dindar olarak bilinmek istemiyorum.

Akıl ve kalbin önüne geçen kuru bir taassuba sahip müminlerden olmak istemiyorum.

Bana gururu ve kibri musallat edecek bir galibiyet istemiyorum.

Açık hakikatleri bana unutturacak inkılâbı hisleri istemiyorum.

İrfanımı artırmayacak acı ve kederlerin beni yakmasını istemiyorum.

Ebedi hayattan emin bir şekilde ölümün kucağına atlamak istiyorum.

İnsanlığın kemale doğru ilerleyişi uğruna değirmen taşı gibi ezilmek istiyorum.

Ümmeti islamın bekası için kurban olmak istiyorum.

TEK KURTULUŞ YOLU ŞEHADETTİR

Şahadet şerbeti bana ne tatlıdır. Acılarımın en iyi ilacı, en iyi kaçış yolum, deruni keder-lerimin en iyi dermanı, iftiharla dolu zafere giden yol, dünya ve ahiret ticaretinin en karlısı… Doğrusu ne kadar da tatlıdır.

Ama… Ama üstlendiğim çetin risaletin büyük tarihi mesuliyetlerimden kaçış yolunun şahadet olduğunu biliyorum. Şahadet öyle bir kurtuluş yoludur ki kendini şereflice tehlikeli girdaplardan kurtarıp geride kalanları tufanla baş başa bırakmaktır. Öyle bir yenilgi ki şaha-detle kuşanıyorum. Bütün bu ar, utanç, zillet, felaket ve yanlışlardan kurtulmak, Allaha ve insanlara karşı başı dik, muzaffer ve temizlenmiş olmak istiyorum.

Evet, benim şahadetim sorunlardan ve bedbahtlıktan kaçıştır. Gam ve keder kalbimi sı-kıyor. Yaralı ve yenilmiş kalbimin artık dayanacak takati kalmadı. Gözyaşı döküyorum, yanı-yorum, acı çekiyorum ve eriyorum… İlahi kaçış yolu bulamıyorum. İlahi! Kurtar beni, ilahi! Bana yol göster, ilahi beni sonsuz rahmetinden mahrum etme. Eğer şahadet benim tek kurtuluş yolumsa hemencecik beni bu büyük nimetle ödüllendir. Hemen şimdi… Hemen şimdi…

VEDA ANI

Veda anı gelip çattı.

Bir mumdu, dünyasından ayrıldı, âleme daldı. Bir kelebekti, aşkın eteğine düştü, esir ol-du, yandı, bağlandı…

Ama uykudan uyandı. Her kes işine yöneldi, her kes gitti ve onu yalnız bıraktılar. Mum uzakta kaldı…

Ben de bir mumdum, gözyaşı oldum. Aşktım, su oldum. Cisimdim, ruh oldum. Yürektim, ateş oldum. Ateştim, duman oldum.

İRFAN, SANNAT VE MEZHEB

Ben dünyada bir garibim ve biliyorum burası benim yerim değil…

Neden; vaziyeti ruhu, fikri ve sanatı yüce ve derin olanlar kederlidirler? Ve neden vaziyeti, ruhu, fikri ve sanatı ahmakça, zelil ve bayağı olanlar mutludurlar. Neden ta aristonun döneminden beri sanat ne kadar derin ve ciddiyse o kadar gamlı ve ne kadar yüzeysel ve ba-yağı ise o kadar zevklidir…

Neden insanlar sarhoşluk ve başıboşluğu seviyorlar?

Çünkü insanın dünyaya olan bağı azalır. Sırtından varlığın ağır yükü düşer ve var olmanın bıktıran ve kalbi sıkıştıran ağır yükü hafifler…

Neden yüce ruhlar ve derin gönüller kederi, hazanı, suskunluğu ve ölümü daha çok severler?.. Kendilerini bu anlarda, âlemin sonsuz sınırına daha yakın hissediyorlar, değil mi?

İnsanın ruhunun derinliklerinde coşan bu hayretengiz pınarların kaynağı neresidir? Bu yanmaktan ve susuzluktan bitap düşen ruh nasıl olur ki; toprakla yoğrulmuş kocaman bir zin-dan olan bu yaratılışın başlangıcından aşkla, isyanla, endişeyle, karamsarlıkla ve kaçışla vicdanının derinliğinde, ızdıraphaneye dönüştürmüştür. Bunu gayri maddi olan ve her zaman önünde duran üç gizli sığınakla yani mezhep, irfan ve sanatla başarmıştır…

AŞKIN KURBANI

İlahi! Sen insanı aşkın ve fedakârlığın savaş meydanında imtihan etmek istedin. İbrahim (as) a en aziz çocuğunu kurban et dedin ve O da İsmail i kurbangaha götürdü… Hz. İbrahim (as) bu zor imtihandan yüzü ak muzaffer olarak geri döndü. Fakat İsmail (as)henüz hamdı; bu hediyeyi alabilmesi, kemal derecesine ulaşabilmesi ve kurban olmaya layık olabilmesi için uzun bir zamana ihtiyaç vardı.

Zaman geçti ve zamanın tecrübeleri bu mukaddes kurbanı, en büyük aşk cilvelerine ve fedakârlıklara hazırladı. Bu iftihar Hüseyin in oldu. Hüseyin (as) uzayıp gelen dönemde, İbra-him(as) fedakârlığının, İsmail(as)'ın aşk cilvesinin, hak ve hakikat yolunda canından geçenlerin ve insanlığa adanan şehitlerin mazharı ve varisi oldu.

İlahi! Bu hak ve batıl muharebesinde bizimde kurban vermemizi, ihlâs ve imanımızı kanlı kefenimizle ispat etmemizi istedin. Ben de iştiyakla canımdan geçmeye amade oldum ki aşkın kurbangahında kendimi feda edeyim. Lakin Sen en yakın ve aziz dostlarımı kurban olarak kabul ettin ve beni iştiyak ateşinde bekleyişte bıraktın…

AŞKIN FERYADI

Benim muzdarip ve huzursuz kalbim, senin mutmain ve huzurlu kalbine feda olsun.

Benim aciz ve güzellik tutkunu olan ruhum, senin ilahi ve güçlü olan ruhuna feda olsun.

Sevmek ve kaçmak bir arada… bu nasıl bir kargaşa. İşte aşkın feryadı buradadır.

Nirvanaya ulaşmak ve volkan gibi yanıp tutuşmak bir arada…

Sen benim kalbimde olduğun halde ben senden kaçıyorum…

Senden kaçmak istediğim halde gene de sana sığınıyorum!...

Sen aklın Rabbi… Bense deliyim, deli…

AŞKI, AŞKIN ATEŞİYLE TEMİZLEMEK GEREK

Benim gözyaşımın her damlası gam ve keder taşır. Kederi, kederle yıkamak lazım. Aşkı aşk ateşiyle temizlemek gerek. Dertleri unutmak için başını sineme koy. Hayatını kalbimin ateşinde yak ki, bir daha dert ve sıkıntıların stresi hayatında ağırlık yapmasın.

Sen öyle birinin huzurundasın ki; kalbi göklerin ibadetgahı, ruhu melekutu-alanın saki-ni,varlığının her zerresi ilahi sıfatların tecelligahı, kalbi aşk ve muhabbetle örülmüş, yaşamı aşk ve fedakarlık, hayatı mücadele ve ölümü ise iftihardır.

SEN NİRVANASIN

Ben senden kaçıyorum. Zira sende şiddetli bir cazibe görüyorum.

Sen dingin, derin ve pak bir deryasın. Bense inleyen, coşkun ve takatsiz bir dalgayım. Beni istediğinde kaçıyorum. Sana sığınmak istediğimde ise, sen kaçıyorsun.

Sen Allah'ın lütfettiği sükûnet ile ta ebediyete uzanan, sonsuz, saf ve temiz bir semasın. Ve ben ise, muzdarip ve sabırsız bir ateş kütlesiyim ki, yaşamın kısacık anları bile sinemde ağırlık yapıyor.

Sen annesin bense yavru… Fakat şefkat dolu eteğinden el çekmemi ve yaşamın zor mü-cadelesinde ıslanıp terlememi istiyorsun.

Sen Allah'ı tanıyor, görüyor ve o'na tapıyorsun.

Ve ben de senin yolunda Allah'a ulaşmak istiyorum.

Sen her yeri kuşatan temiz bir atmosfersin… Bense sinende uçmak istemeyen ve yük-seklerde uçan mağrur bir kuşum.

Sen kul ve Allah'ı birbirine bağlayan latif bir ruhsun. Bense kaybulmuşlğunda kaybolan biriyim. Ruhunun basamaklarında miraca çıkıp ezeli mabudu bulmak istiyorum.

Sen nirvanasın. Bense bana ait olan her şeyi ayaklarının dibinde kurban etmek isteyen izdırabım.

Ben şehidim… Sense şahadetime şahitsin…

SEN DERTLİ SİNEMİN FERYADISIN

Sen kalbimin tapınağı, sen ruhumun dilek kapısı, sen gözlerimdeki yaş, sen yanık yüre-ğimin ah'ım, sen dertli sinemin feryadı ve sen hayatımın özüsün.

Huzurunda namaz kılmak istiyorum ve Allah'ı zikredip hissetmek istiyorum.

Kalbimi göklere açmanı istiyorum.

Susamış ruhumu yükseklere çıkarmanı istiyorum.

Ruhumu ve bedenimi aşk ateşinde yakmanı, varlığımı dert ve kederinle küle çevirmeni ve beni yaşam zindanından azad etmeni istiyorum.

Yüreğimi sıkan düğümleri açıp, hayat kafesinden azat etmeni istiyorum.

İçimdeki gizli sırlarımı okumanı istiyorum.

Hayatımın özü olan gözyaşlarımı mukaddes bilmeni istiyorum.

Bu zifiri karanlık geceye nur, mum ve yıldız olmanı böylece kapkaranlık yolumu aydın-latmanı istiyorum.

Derdime güzellik katmanı, fedakârlığıma haz vermeni, kurban olmuşluğuma aşkınla lezzet bahşetmeni ve beni yerden alıp göklere yani Allah'a ulaştırmanı istiyorum. Bedenimi yakıp canıma ruh vermeni, hayatımı alıp ebedileştirmeni, beni zemin ve zamandan azat etmeni ve ezeliyet ve ebediyete ulaştırmanı istiyorum.

Varlığım öyle bir sadakat akıtsın ki riyakârlık deryaları temizlensin.

Öyle bir tevazu göstereyim ki bencillik dağları onda erisin.

İLAHİ SEN BENİ AŞK ATEŞİ İLE YAKTIN

İlahi! Bana ateşten bir kalp verdin ve ben buna şükrediyorum.

Sen beni aşk ateşinde yaktın, varlığımın hamurunu acı ve kederle yoğurdun, kaderimi bela tufanına teslim ettin, her neyi sevdiysem benden aldın ve beni yalnızlık çölüne sürgün ettin… Ve ben yinede şükrediyorum.

İlahi! Ne zaman kalbim bir şeye bağlandıysa sen onu benden aldın ta ki, bütün bağlardan azad olayım. Ne zaman bir yerde huzur bulup rahatlasam, beni oradan sürgün edip avare edersin ta ki rahatlık yüzü görmeyeyim ve sükûneti adet edinmeyeyim. Yanan kalbim ve ser-keş ruhum rahatlık bahçesine alışıp katılaşmasın ve kararmasın.

İlahi! Sen yıldızları ve mehtabı karanlık gecelerimin ünsiyeti kıldın. Esrarengiz göklerin sırlarını ruhumun arzularıyla birleştirdin. İnsanlarla olan ilişkilerimi kesip beni yokluk çölüne sürdün. Kalbimden arzuları alıp dünya ve dünyalıkları nazarımda bir hiç kıldın.

İlahi! Saman misali tehlikeli dalgalar beni aşağı yukarı savurur bir halde tarih okyanusuna daldım. Kendimden habersiz, sadece sana vurulmuş, kaza ve kadere teslim olmuş ve tevekküle rızana sığınmış halde yaşlı gözlerle öne çıktım. Bir an bile yokluk korkusundan ve tehlikeye maruz kalmaktan korkarak tek bir adım bile geri atmadım…

İlahi! Sevincin ve zaferin zirvesindeyken gözyaşı döktüm ve hüzne boğuldum. Hüzünde ve yenilgide mutluluğu hissettim. Lezzetin doruğunda gamlı ve kederliydim. Tehlikenin tam ortasında ise rahat ve mutmain… Mutluluk semasında ızdıraplı ve dertli, hüznün ortasında ise gülümsedim… Sevincin doruğunda da ağladım. Maddi zenginliğin zirvesinde ise fakir idim. Gurur ve kibrin doruğunda ayaklar altındaki toprak, tevazünün zirvesinde ise insanların en yücesi idim.

İlahi! Kalbimin alakasını her şeyden kesip sadece sana bağlanmamı irade ve takdir et-mişsin. Bende böyle yapıp dünyayı üç talakla boşayacağım. Yalnız ve yalnız sana yönelece-ğim.

İlahi! Kanlı gömleğimle sana gelmeyi ümit ettim. Ama bana nasip etmedin. Ben gene senin iradene teslim oldum. Ama ey Rabbim! İsterim ki dünyaya veda ederken yalnız olayım. Senden başka kimse ölümümü görmesin. Senden başka kimse kabrimi görmesin. İsterim ki tamamen yok olayım. Kimse beni hatırlamasın. Kimse bana gözyaşı dökmesin. Kimse fotoğ-rafımı duvara asmasın. Kimse kabrime gelmesin. Sadece yüce sema ve güzel yıldızlar ebedi suskunluğumun ünsiyeti olsunlar. İsterim ki tamamen yanayım ve külüm rüzgârla savrulsun. Böylece benden hiç bir eser kalmasın. Öylesine unutulmak isterim ki yok olayım ve yokluk âleminde likaullaha nail olayım.

AŞK VE FAKR

Yandım ve yanmaktan yoruldum. İstedim ki bir dost bulayım ve bir müddet de olsa yanında huzur bulayım. Ama Allah dilemedi… Bir muma dönüşen varlığımın sönmesini dilemedi. İçimdeki yangının sönmesini dilemedi. Yangına ne sebep oluyor?... Acı ve keder… kabin arınmasına ve yücelmesine hangi şey vesile oluyor?.. Aşk ve fakr… ruhun alayı- illiyine yükselmesine vesile olan nedir?... Yalnızlık… Ve Allah bütün bunları benim için tamamlayıp bu ilahi numunenin; rahatlığın sessizliğinde uyumasını ve bir anlıkta olsa ışığının sönmesini istememiştir… Ben bütün bu yangınlardan yorgun düşmüştüm ve sabır küpüm bütün bu yalnızlıklardan dolup taşmıştı. Varlık mumumun, ilahi bir maşukun kenarında huzur bulmasını istedim. İlahi yalnızlığımı ilahi olan biriyle giderip insanvari bir heyecanı yaşamak istedim.

Ama takdiri ilahi bu yüce numuneleri, ilahi mertebeden inmesini dilemedi. Böylesine yanan mumun sönmeye yüz tutmasını dilemedi.

Yüce Allah beni şahadete hazırlamak istiyordu. Şehit, en büyük özellikleri taşımalıydı.

Yüce Allah kulunu, insanlığın aşkı adına, aşk kurbangahına göndermeyi diledi.

Bu kurbanı, bütün bağlardan azad etmek istedi…

Fakr nimetiyle o kadar zenginleştim ki; eğer semayı ve yıldızları bir elime ve dünya ve içindekilerini diğer elime koysalar, hiç değer vermeden yüz çeviririm. Eğer buna “gurur” den-se, ki doğru olabilir. Ve eğer doğruysa, ben çok mağrurum…

FAKR, AŞK VE YALNIZLIK

Yıldızlar ona göz kırpıyor. Meltemler özgürlük şarkısını okuyor. Sema onun kulağına hayatın şifrelerini fısıldıyor. Güneş onun hatırına ısıtıyor. Ay karanlık gecelerinin mumu olu-yor. Deryanın dalgaları onu ebediyete götürüyor. Bulutlar gönlündeki acıyla birlikte gözyaşı döküyor. Ağaçların yaprakları onu seviyor ve onun hatırına raks ediyor. Dağlar onunla sohbet ediyor. Güneşin batışı onun hatırına en güzel nurlar saçıyor. Gül onun hatırına açılıyor. Mum onun hatırına yanıyor. Ve kelebek onun hatırına kendini feda ediyor.

Evet, o varlık âleminin tümünü kapsıyor. Buna mukabil varlık alemide onu ta'zim ve tesbih ediyor.

Evet, işte yalnızlık budur, vahdet budur, zenginlik budur, aşk budur ve her şey budur.

Fakr, aşk ve yalnızlık insanın daimi servetleridirler.

Fakr öyle bir şeydir ki; eğer yeri ve göğü insana verseler ve eğer güneşi insanın bir eline ayı ise diğer eline verseler yinede ehemmiyetsiz olur. Fakr öyle bir zenginliktir ki âlemin bütün servetleri onun yanında topraktır. Bir hiçtir…

Aşk; ilahi bir cazibe, insanın hareket kaynağı, kemal ve cemalin esası ve hayatın hedefi-dir.

Yalnızlık; yani ebediyet, yani süreklilik… öyleki, yalnızlık âleminde ruh tecelli edip yükseliyor. Kalp açılıp bütün âlemi içine alıyor. Öyleki Allah insanın kalbine giriyor, insan vahdet derecesine ulaşıyor ve melekler ona selam veriyor.

AŞKIN KURBANGAHI

Ey yanık yüreğim! Kendi yerine geri döneceğini söylemiştin. Ki orası benim ateş dolu olan kalbimdir. Kalbime dalacağını ve böylece ateşinle kalbimdeki ateşe sükûnet bağışlaya-cağını, hayatımı kolaylaştıracağını söylemiştin. Heyecan ve ateşinle beni eriteceğini, hayatımı alacağını, aşkın kurbangahında beni kurban edeceğini, baştan aşağı beni yakacağını, beni var-lığın acılarından azat edeceğini ve yokluk âleminde bana huzuru bahşedeceğini söylemiştin… Ölüm anında beni öylesine aşk ateşiyle yakacağını ve böylece bütün acıları ve kederleri bir anda unutacağımı söylemiştin. Öyle ki Allah'ın halifesi olan senden başka hiçbir şeyi hisset-meyecektim…

Beni yüce ruhunla sefil dünyadan kurtarıp, aşk kanadına bindireceğini, hüzün bulaşmış varlığımı göklere yükselteceğini, yüce Allah'ın cemal, celal ve kemalini bana göstereceğini, aşkın lezzetiyle doyuracağını ve vahdet dünyasında ümitsizlik ve yalnızlıktan beni kurtaraca-ğını söylemiştin…

Gözyaşlarımı sileceğini söylemiştin…

Zarif ellerini yanık kalbime koyacağın ve ona huzur vereceğini söylemiştin…

Gözlerime bakacağını söylemiştin. Böylece ben senin gözlerinin arasından dünyanın bü-tün güzelliklerini görecektim ve Allah'ın cemaline tapacaktım…

Kalbimin perdelerini, aşkın kudretiyle parçalayıp, göklere bir kapı aralayacağını ve ru-humu ebediyetle birleştireceğini söylemiştin…

Günbatımının güzelliğini bana göstereceğini, gecemin bağrında yıldızların bana göz kırpışını göstereceğini, yaprakların titreyişini ve ağaçların dansını bana göstereceğini söylemiştin… Gezegenlerin azametini, okyanusların derinliğini ve tarihin uzunluğunu bana hatırlata-caktın… Yokluğun sesini, çöllerin feryadını ve göklerin musikisini kulağımda yankılatacaktın ve böylece aşkın melekuti sevincini ruhumda terennüm ettirecektin…

Varlığımın bütün zerrelerinin ihtiyacı olan tapmaya, göksel olan varlığınla cevap vere-cektin. Allah'ı hissetmek istediğim zaman, kendini bana sunacaktın ki bedenimdeki, cildimdeki, kalbimdeki ve ruhumdaki tapmaya olan açlığımı giderecektim…

Delice yakacağını ve deliliğimi muhterem bileceğini söylemiştin… Yabaniliğimi seve-ceğini ve içimdeki ateşi mukaddes bileceğini söylemiştin…

Gece yarısındaki münacatlarımı ve seherlerdeki dualarımı Allah'a ulaştıracağını, ruhsuz ve kupkuru olan namazlarımı aşkınla canlandırıp alevlendireceğini söylemiştin… Ne zaman acı ve kederin yükü varlığıma ağırlık yapsa, beni alıp varlığın sıkıntılarından kurtaracağını söylemiştin…

AŞK!... EFSANEVİ İKSİR

İlahi! En büyük yaratıcılığın, aşkta tecelli olmuştur. Doğrusu aşkı yaratmakla, ne büyük mucize yaratmışsın! Onun hakkında konuşmak, onu beyan, fehm ve derk etmek beşerin takati dışındadır. Bu öyle efsanevi bir iksirdir ki, bir damlası bile insanı tamamen değiştiriyor. Öyle ki; istekleri, arzuları, dilekleri, endişe ve korkuları farklılaşıyor…

Korku ve endişe galebe çaldığında, ölümden korkulduğu bir anda, ölümün sert, soğuk ve korkunç yüzüne rağmen âşık, öyle bir letafet, parlaklık ve sevda ile ölümün kucağına sersemce atlaması ne kadar gariptir…

Aşığın arzusu yanmaktır. Hazzı dert çekmektir. Bekası ölümdedir. Yorgunluk ve bıkkınlığı ise rahat yaşamaktadır.

İlahi! Bu nasıl garip bir macundur ki yaratmışsın… İnsanın bütün bildiklerini, bütün hedeflerini, bütün dileklerini ve bütün arzularını bir anda aşkla altüst ediyorsun. Ne garip bir cevher… Bu macunu tadanların vay haline… Varlığına bu yaratılış cevheri bulaşanlarında vay haline…

Aşk ölümü kolay ve tatlılaştırır. Aşk korkuyu bertaraf eder ve cesaret verir. Aşk bencil-liği öldürür ve fedakârlığı yerleştirir. Aşk cimriliği yok edip yerine cömertliği koyar. Öyle bir cömertlik ki, bir bakış için, bir anda hayatını takdim eder. Aşk yaratıcılık, sanat, ilim, edebiyat, şiir, kudret, heyecan ve neşe verir. Aşk, hatta savaşın ortasında, ölüm ve yaşamın sevincinde ve kederinde bile huzur verir. Öyle ki düşmanın karşısında, aniden bastıran bomba ve mermi sağanağında ki ölüm tehlikesinde, öyle bir huzur verir ki; yeni doğan bir bebek annesinin kucağında huzuru ancak bu kadar hisseder. Aşk, bir bakışta, bir kelimede bir yaprakta, bir nağmede, bir işarette, bir yıldızda ve bir kum tanesinde ateşi yaratır. Öyle bir heyecan yaratır ki, aşığın varlığından bir yanardağ meydana getirir.

Aşk cemali, celali ve kemali gösterir. Aşk güzelliği gösterir. Aşk semanın gizli sırlarını kalbin kulağına fısıldar. Aşk geçmiş tarihi; dağların, ağaçların, kumların ve yıldızların diliyle anlatır. Aşk insanın kaderini, semadan terennüm eder. Aşk hayat verir. Aşk hayatı alır ve ebe-diyeti takdim eder. Aşk Allah'a kulluk için lazım olan lügattir. Aşk Allah'ın yaratılış kelime-sinin felsefesidir.

SÜREYYA YILDIZINA ADIM ATTIM

Ey dostum! Ey mahbubum! Ey kalbimi muhabbetiyle esir eden! Halisane selamımı kabul et.

Alberz dağlarında elele eve dönüşümüzü hatırlattın. Tenha yollarda deruni sırlarımızı konuşuyorduk. Korkunç anılarımızda adım adım ilerliyorduk. O günleri hatırladıkça kalbim atıyor. Masada oturmuş çalışıyorum. Etrafımdaki insanlar kendi işleri ve faaliyetleri ile meşgul haldeler. Ruhum o günlere uçuyor ve etrafımdakilerin varlığını ve konuşmalarını hissetmiyorum. Yalnız seninle konuşuyorum. O atmosferde, o semanın altında, o tenha caddelerde yaşıyorum. İngiltere'den gönderdiğin o eski mektupları saklıyor ve hakkında bilgi alabileceğim herkesten seni soruyorum. Böylece az çok durumundan haberdar oluyorum. Gıyabında selam ve dualarımı sana takdim ediyorum.

Ey dostum! Seni kucaklıyorum ve hayal âleminde bundan haz alıyorum. Bu öyle ruhani ve manevi bir lezzet ki izahı mümkün değil… Bu tarifsiz duyularla uzak geçmişi canlandırıyor, gençlik heyecanına doyuyor e haz alıyorum. O deruni arzu ve istekler, o derin manevi alışverişler ne kadar güzeldi… Doğrusu batılılar bu tür alışverişlerden nasipsizdirler. Bu derecede ki ilgi ve alaka oralarda yoktur. Bana göre gücün zirvesinde oldukları halde, zavallı fakirlerdir. Yalnızlık, ayrı yaşamlar, ruhi hastalıklar, çoğalan intiharlar… Bütün bunların asıl sebebi, işte bu muhabbet ve manevi alışverişin yokluğundandır…

Elbette bu durumlar elime az geçiyor. Fakat geçtiğinde de bu derin manevi lezzetin hazzını alıyorum. Sanki göklere kanat çırpıyor, sanki güneş elime konmuş ve hafızın değimiyle “Süreyya yıldızına adım attım” gibiyim. Sanki Allah'a ulaşıyor ve onda yok oluyorum. İşte bu hallerde yanıyorum. Varlığım bütün zerreleriyle alevleniyor. Dalga dalga bedenimi sarıyor. Benim zayıf ve aciz bedenimin buna tahammülü olmadığından, beni aşıp göklere yükseliyor. Hayatım ve ruhumun sıcaklığı da, bu alevlerin ardından göklere çıkıyor… varlığım lezzet ve alevden başka bir şey değil artık…

Sürekli bu halde kalmak istiyorum. Ama maalesef pratik olarak mümkün değil. Kendime geldiğimde gözlerim ıslak, bedenim soğuk ve hiçbir şey hissetmiyor haldeyim. Senden gelen mektuplara baktıkça ve senli hayallere daldıkça bu hal ve hissiyat devam ediyor. Bu da benim için büyük bir ganimettir.

Sevgi ve muhabbet beslemek önemli ve güzel bir halettir. Fakat her şey mahbup ve mabut olamaz. Mahbup o kadar büyük ve aşk dolu olmalı ki, aşka ve muhabbete layık olabilsin.

Eyer mahbup olmasaydı âşıkta almazdı. Tüm bu arzu ve istekler, cezbeler, hissiyatlar ve aşk dünyası yok olacaktı.

Allah'a şükürler olsun ki senin gibi bir dostum var. Kalbim ve ruhum sevginle yanıyor ve beni canlı tutuyor.

Dostum! Sohbeti kısa kesiyorum. Zira aşk ve muhabbetin sonu gelmez. Dil ve kalem onu beyan etmekten acizdirler. Ve maalesef her zaman için doyurucu olmuyor. Zira biz bu maddi ve sefil olan âleme mahkûmuz…

YETİMİN HER DAMLA GÖZYAŞINDA ERİYORUM

Mutluyum, mutluyum ki mahbubum gelmiş. Artık inlemelerimi yakından duyuyor, kalp atışlarımı hissediyor, dökülen gözyaşlarımı görüyor, yanıp erimemi fark ediyor, acı ve kederlerime merhem sürüyor, dert dolu sinemi ferahlatıyor, gamlı ruhuma neşe katıyor, ölmüş ruhumu tekrar canlandırıyor, yüreğimde umut ışığı yakıyor, gizli kalmış yeteneklerimi meydana çıkarıyor ve kederlerimi sanat, iman, güzellik, yaratıcılık ve aşkla tebdil ediyor.

Acıyı lezzetli hale getiriyor. Kalbimle, gözlerimle ve ellerimle Allah'ı hissetmemi sağlıyor.

Onun gölgesinde, her yaprakta, Allah'ın varlığını görebiliyorum. Semadan yüce âlemin sırlarının şifrelerini dinliyorum. Yıldızların göz kırpmasında, tabiat âşıklarının arz ve isteklerini okuyorum. Denizin dalgalarında ebediyete yönelen hayat ve harekeliliği görebiliyorum. Dağlarda Allah'ın azametini görüyorum. Günbatımında o'nun cemalini görüyorum. Yüksek göklerde ebediyet ve ezeliyeti görüyorum. Yetimin her damla gözyaşında eriyorum… Dulların ahında yanıyorum… Fakirlerin açlıklarında eriyorum… Mazlumların ve mahrumların karanlık dünyasında kahrımdan ölüyorum…

İHTİYACIM VAR

İhtiyacım var. İhtiyaçlarımı birine anlatmak istiyorum. Varlığımın bütün zerreleri ihtiyaç ateşinde yanıyor. Aşka olan ihtiyaç, kulluğa olan ihtiyaç, yanmaya olan ihtiyaç, feda olmaya olan ihtiyaç, Allah'a ulaşmaya olan ihtiyaç…

Bir maşuk bulmak istiyorum… Allah'ın halifesi olsun. İhtiyaçlarımı kabul etsin. Ve beni kulluk ateşiyle yaksın ki Allah'a ulaşabileyim.

Bir mahbup bulmak istiyorum… Allah'a yakın ve beni Allah'a yakınlaştıracak bir mahbup…

Eteğine gözyaşı dökmek istiyorum… Allah'a takdim olan, kabul olmuş ve Allah'a ulaşmış olsun…

Yanık kalbimi ona sunmak istiyorum… O muhabbet ve merhametiyle kabul edip kutsasın…

Varlığımı yoluna sermek istiyorum… Varlığımı kalbinde kabul etsin ve beni hayatın zincirlerinden azat etsin…

Kuşun havaya, balığın suya ve yavrunun anneye ihtiyacı gibi böyle birine ihtiyacım var…

İhtiyaçlarıma olan susuzluğum, varlığımdan alev gibi çıkıyor. Tıpkı güneşin ışığıyla yanan çölün bağrından göğe yükselen hararet gibi…

Yanmaya, duman olmaya, semada Allah'ın ebediyetinde yok olmaya ve kaybolmaya ihtiyacım var…

GÖZYAŞI VE ŞEHADET

Zulmü gördüğümde, düşmanın sancaklarını gördüğümde ve feryadımın düşman sancaklarının tufanında yok olduğunu gördüğümde ruhtan, aşktan, acıdan, kederden, gözyaşından ve şahadetten yardım alıyorum…

İRFANİ YÜKSELİŞ

Mesuliyet yükünden kaçmak istiyorum… Acıya, kedere ve yalnızlığa tahammül etme mesuliyetinden…

Acıyı, aşkın mucizesi ile lezzetlendirmek istiyorum…

İlahi bir ünsiyet bulmak ve yalnızlığımı onun etrafında ibadetle meşgul olarak geçirmek istiyorum.

Kırık kalbimi ona açmak istedim ki şefkatli elleriyle kalp yaralarıma merhem sürsün.

Varlığımın özü olan gözyaşlarımı ona takdim etmek istedim ki o, zülüfleriyle ıslak gözlerimi silsin.

Şefkat bulutlarının yağmuruyla, içimdeki yanardağları teskin etmesini istedim.

Rabbimin beni gözetlediğini hissetmedim ki, fedakârlıklarımı ve şahadete doğru öne çıkışımı müşahede etsin.

Gecelerimin ortasındaki inlemelerimin ve seherlerimdeki niyazlarımın rabbimin katına çıkmasını istedim.

Varlığımın ateşinin hissiyatını, hissetmesini istedim.

İrfani yükselişime eşlik edip, beni miraca çıkarmasını istedim.

İstedim ki bütün bunlar sonsuz olsun. İstedim ki sonsuz yeteneklerim, kabiliyet derecesinden, hareket derecesine ulaştırsın. Beni uykudan, sönmüşlükten ve katılaşmışlıktan kurtarsın. Varlığımın mumunu yaksın. Aslı toprak olan cismimden bir nur yaratsın. Varlığımın külünü eritsin ve varlık cevheriyle birleştirip ebediyet ve sonsuzluğa ulaştırsın.

İstedim ki ruhumu yüceltsin, kalbimi kaynatsın. hislerimi heyecana, yorgunluk ve bıkkınlığımı neşeye dönüştürsün. Cihanın güzelliklerini gözümde canlandırsın. Bir yaprağın hareketini, bütün sırlarıyla ve güzellikleriyle göstersin. Ve semanın melekuti nağmelerini, gecenin karanlık bağrından kulağıma mırıldasın.

AŞKTAN BAŞKA, LÜTÜFTAN BAŞKA…

Deryaya baktım; senin hislerinin suyun göğsünü dalga dalga dövdüğünü gördüm.

Semaya baktım; miracının sonsuzluğa uzanan uçuş güzergâhını gördüm.

Bir kelebek gibi beyaz bulutların sinesinden geçtim. Senin neşeni, paklığını ve saflığını hissettim.

Bulutların içine daldım. Koynunda bütün âlemi unuttuğumu hissettim.

Aşktan, lütuftan, sefadan, saflıktan ve muhabbet dalgalarından başka bir şey hissetmiyorum.

Not: Şehid Çamran'ın şiirlerini bölümler halinde yayınlamaya devam edeceğiz.

(Yayın Hakları sadece Şahid Yayınları'na aittir, kaynak gösterilmeden alıntılanamaz)


Çeviren: Sadık YILDIZ

Etiketler: , ,
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Tevhid Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0000 000 00 00 | Faks : haber@tevhidhaber.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim