• BIST 89.270
  • Altın 146,969
  • Dolar 3,6543
  • Euro 3,9297
  • Ankara 9 °C
  • İstanbul 13 °C
  • Konya 8 °C
  • Antalya 15 °C
  • Diyarbakır 13 °C
  • Erzurum 0 °C
  • İzmir 16 °C
  • Rize 11 °C

Ha şöyle

Merve Kavakçı
İdeolojiler teoremler çerçevesinde kaldığı sürece soyut bir ortamda, adeta havada asılı olarak dururlar. İdeolojileri hayata geçiren, onları konuşturan, iki aşamalı bir prosedürdür. Birincisi ideolojilerin var olabilmesi için gerekli ortamı hazırlayacak kurumsal yapılanmanın gerçekleşmesidir. Demokrasiyi ele alınız mesela. Demokratizasyon dediğimiz sürecin birinci aşaması demokratikleşmeyi mümkün kılacak kurumların oluşturulmasıdır. Nedir bunlar? Hukuk devleti olabilmek, şeffaflığı ve hesapverilirliği temin edebilmek, evrensel hakların uygulanırlığını sağlamak, yarışmacı bir seçim sistemini benimsemek başta olmak üzere bunların önşartlarını ortaya koyabilmek.

Kurumların oluşması ve birbirlerinin çalışmalarını denetleme yoluyla dengede kalabilmeleri bu işin birinci sıradaki olmazsa olmazı. Ancak iş burada bitmiyor. Kurumların çalışmalarının ötesinde bu kurumların istifade edebileceği toplumsal kitlelerin de oluşması sonra da belli bir olgunluğa erişerek bu kurumların kıymetini bilir hale gelmesi gerekiyor. Bu ikinci şart yerine gelmediği takdirde kurumları oluşturmuşsunuz oluşturmamışsınız hiç fark etmez çünkü onları "çalıştırabilecek" kitlelerin yokluğu kurumların da atıl kalması anlamına geliyor.

İşte bu ikinci aşamadır demokrasi gibi bir süreci dairevi şekle sokup başladığı yerde sonlandıran. Yani tam daireye dönüştüren. Hangi ideoloji olursa olsun onun kurumlarından yararlanacak zihin yapısına sahip bir toplumun yokluğunda çürüyüp yok olmaya mahkûm olacaktır. Demokrasinin yerli yerince idame ettirilmesi için kurumsal değerlerin beyinlerde de yerleşmesi gerekir ki bu köşede daha önce bunu kafaların, zihinlerin, beyinlerin demokratizasyonu olarak adlandırmıştık.

Şimdilerde bu ikinci kanalın da yavaş yavaş bu ülkede kendine bir yer açtığını görmekteyiz. Yani kurumsal demokratikleşme toplumsal demokratikleşme ile desteklenmeye başlıyor. Kurumların işlevselliği böylece artarak devam edecektir. Günün sonunda hedeflenen demokratik değerlerin yaşatıldığı, sadece düşünce dünyasında kalmadığı, bilakis yerde, yani insanlar arasında yani "arazide" yaşandığı bir toplum olabilmek.

Bu değerlerin pratiğe dökülebilmesi özümsendiği anlamına gelecektir ki hedeflenene ulaşılmış olsun. Zaten amaç da hangi ideoloji benimsenirse benimsensin insan hayatının daha ferah, refah içinde, huzurlu bir hale getirilmesidir. Kurumsal değerlerin araziye yansıtılmış hale gelmesi de bu değerlerin vatandaşa ulaştığı anlamına gelecektir.

Evet, öyle gözüküyor ki bu ikinci aşama, yani demokratik değerlerin toplumsal açıdan özümsenmiş hale gelmesi gerçekleşmeye başladı, Türkiyede de. Son günlerde ortaya çıkan BMW krizi buna güzel bir örneklik teşkil ediyor mesela. Kısaca hatırlayalım: Başı açık bir kadın rallici ve başı örtülü partnerinin beraberce bir televizyon programı sunuyor olmaları, bir BMW yöneticisi tarafından tepki ile karşılanmış ve başı açık rallici "dinci imaj" yaymakla itham edilmiş ve sponsorluğu iptal edilmiştir.

Anlaşılan söz konusu olan yönetici orta doksanlı yıllarda sıkışmış kalmış. 28 Şubat atmosferi içinde düşünmeye devam ediyor yani. Açıktan açığa din düşmanlığı/ayrımcılığı yapabiliyor yani. Bilemeyiz tabii ama muhtemeldir ki dinci imaj değil BMW gibi araç katagorisinde lüks sınıfına giren bir arabaya, at arabasına layıktır bu tür yoğrulmuş zihinlerde. Onun içindir ki kafasında başörtülü bir BMW oksimoroniktir. Bir başka deyişle, içten içe çelişkilidir. Ama ne oldu? Konunun bu yazıyla örtüşen kısmı da bundan sonra gelişti. Olayın basına yansımasıyla kamusal bir tepki oluştu, basında tartışıldı.

Herkes hemfikirdi veya en azından öyle gözükmenin siyaseten daha doğru olacağına kanaat getirerek hemfikir gibi gözüktü: Bu resmen ayrımcılıktı! Ve kınanmalıydı! Eskiden cılız bir iki ses çıkarken bu konuda gür ses oluşması bir tür demokratik hak tepkisinin konduğu anlamına geliyordu. Ama bence daha da ilginç ve umut verici olanı, halk tarafından bire bir verilen tepkilerdi. İstanbul ve Antalya"da BMW satışları satış sürecinin farklı aşamalarında iptal edildi. BMW bir hayır kurumu olarak çalışan bir sivil toplum kuruluş değil. Ne de olsa işi ticaret olan bir şirket. Müşteri memnuniyeti ayrımcılığa müsamaha etmediğinden özür diledi ve söz konusu yöneticinin işine son verdiğini açıkladı.
Bu yazı toplam 1542 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Tevhid Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0000 000 00 00 | Faks : haber@tevhidhaber.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim