• BIST 90.383
  • Altın 144,263
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021
  • Ankara 6 °C
  • İstanbul 8 °C
  • Konya 7 °C
  • Antalya 15 °C
  • Diyarbakır 9 °C
  • Erzurum 7 °C
  • İzmir 12 °C
  • Rize 9 °C

Çözüm ve Kurtuluşun Adresi: Muhammedi Sevda Mitingi

Nureddin Şirin

Kutlu Doğum vesilesiyle, Diyarbakır"da “Peygamber Sevdalıları Platformu” tarafından oüzenlenen mitingle ilgili yapacağımız değerlendirmeyi geciktirdiğimiz için öncelikle kardeşlerimizden özür diliyorum.

Yüz binlerin peygamber sevgisiyle arşı titrettiği böylesi bir miting için söylenecek söz bulmak gerçekten çok güç. Küfrün, şirkin, zulmün ve modern cahiliyyenin halkımızı İslami değerlerden ve Hz. Resulüllah"ın risaletinden koparmak için her türlü saldırı ve ihaneti sergilediği, birbirinden farklı oyunlar oynadığı bir zaman diliminde, yüz binlerce insanın Hz Peygambere, onun kutlu yoluna ve davasına sadakati göstermek için bir araya gelmesi, bize bir yönüyle mahşeri hatırlattı.

“Her insan-grubunu imamlarıyla çağıracağımız gün, artık kimin kitabı sağ eline verilirse, onlar kitaplarını okuyacaklar ve bir 'hurma çekirdeğindeki iplikçik kadar' bile haksızlığa uğratılmazlar” (İsra 71)

Mahşerde herkes, her topluluk kendi liderlerinin, önderlerinin bayrağı altında toplanacak. Bir taraftan hidayet önderlerinin sancağı altında toplananlar, diğer tarafta ise küfrün önderlerinin sancağı altında toplananlar. Diyarbakır"da miting, Peygamber sancağı altında toplanan müminlerin azametli bir tablosunu oluşturdu.

Bu mitingi anlamlı kılan noktaları sıralayacak olursak:

BİR: ABD ve Batı"nın şeytanca planlarıyla bölge üzerinde hesap yapanlara karşı, bölgenin, özelde de Kürt halkının tercihinin Hz. Peygamber"in yoluna bağlılık olduğunu göstermesi açısından, o şeytani planlara ve hesaplara vurulan güçlü bir şamar oldu. Yani, ne faşist ve İslam dışı ideolojiler, ne de sözde liberal demokrat ve çağdaşlık adı altında “modern cahiliye” Yalnızca ve yalnızca Hz. Muhammed (s.a.v)in risaleti. Onun getirdiği nizam, onun getirdiği mesaj, onun getirdiği kurtuluş yolu…

İKİ: bölgede kendinden başka güç olmadığı ve kürt halkını yalnızca kendisinin temsil ettiğini iddia eden batıl güçlerin kuru gürültülerinin ne denli boş ve kof olduğunu da gösterdi bu miting.

Mitingte Türkçe, Kürtçe, Arapça bir arada idi. Konuşmalar, ilahiler, nât-ı şerifler üç dilde oluyordu. Konuşmalarda “Kürdistan” kelimesi de geçiyordu. Elbette ki buradaki “Kürdistan” kelimesi “ulusalcı” bir söylemin karşılığı değildi. Tarihte “Kürdistan” olarak tanımlanan bir bölgenin asli kimliğinin “İslam” olduğunun altı çiziliyordu.

Kur"an-ı Kerim Hakk ile batılı “su” ile “köpük”e benzetiyor:

“O, gökten su indirdi de vadiler kendi hacimlerince sel olup aktı. Bu sel, üste çıkan bir köpüğü yüklenip götürdü. Süs veya (diğer) eşya yapmak isteyerek ateşte erittikleri şeylerden de buna benzer köpük olur. İşte Allah hak ile batıla böyle misal verir. Köpük atılıp gider. İnsanlara fayda veren şeye gelince, o yeryüzünde kalır. İşte Allah böyle misaller getirir.” (Ra"d 17)

Kürdistan"da da durum aynıdır; İslam"ın dışında hangi isim ve simge adı altında olursa olsun bütün batıl yollar ve seçenekler köpük gibidirler. Bunların İslam yurdunda geleceği olamaz...

Yine Rabbimizin “Hak geldi; batıl yıkılıp gitti. Zaten batıl yıkılmaya mahkumdur” (İsra 81) ayetiyle buyurduğu hakikat de Kürdistan"ın yazgısını ifade ediyor aynı zamanda. Bu coğrafyada hükmetmeye, zulmetmeye kalkan bütün batıl güçlerin akibeti zail olmaktır; zira bu topraklar hakkın yurdudur ve öyle de kalacaktır.

Hükümetin "Kürt açılımı" diye de tanımlanan açılım politikaları üzerine birçok tartışma yapılıyor. "Kürt sorunu" ile ilgili olarak hükümet bazında önemli, anlamlı çalışmalar oluyor kuşkusuz. Ancak eğer bir açılımdan söz edecek olursak bunun adını Kürt halkı "Muhammed Açılımı" şeklinde koydu diyebiliriz; yani sorunların çözümünün ve kurtuluşun tek adresi, "Hz. Resul-i Ekrem'in kutlu mesajı"dır. "LA İLAHE İLLALLAH MUHAMEDEN RESULÜLLAH"

Eğer konu ve muhatap Kürt halkı ise, onların tercihlerinin ne olduğunu, hangi çözüm ve seçeneğin ardında durduklarınıbizzat kendileri "Muhammedi Sevda" mitingi ile gösterdiler.

ÜÇ: İslam davası her ne kadar saldırı, ihanet ve tuzaklarla karşı karşıya kalsa da, Allah"a teslim olan, yalnızca O"na güvenenlerin verdiği mücadeleyi hiçbir zorba güç yenilgiye uğratamaz, zira Allah kendi hizbini gelip kılacağını vaat etmiştir. Kendi uğruna mücahede edenlere başarı, zafer, esenlik ve kurtuluş yollarını göstereceğini vaad eden Allah, Diyarbakır"daki bu mitingle vadinin tecellisini göstermiştir.

DÖRT: Resmi ideolojinin hem ırkçı-faşist, hem de İslam düşmanı politikalarıyla sindirmeye, tasfiye etmeye çalıştığı İslami kimliğin Kürt halkı arasında ne denli güçlü olduğu bir kez daha kendini gösterdi.

Bu ülkede dindarlık konu edildiğinde verilen örnekliklerde nedense Kürt halkının dindarlığına pek dikkat çekilmez. Göstergeler sürekli başka düzlemlerde yansıtılır. Halbuki kabul etmek zorundayız ki, bu ülkede İslami kimliği en canlı bir şekilde koruyup yaşatanlar Kürt Müslümanlardır ve başta Şeyh Said hazretlerinin kıyamı olmak üzere tarih boyu bunun bedellerini de ödemişlerdir.

Şeyh Said Kıyamı sonrasında Diyarbakır Ulu Cami"nin etrafındaki demir korkuluklara şehidlerin başlarının asılması bunlardan sadece biridir. Ancak Müslüman kürt halkı, tüm zulüm ve zorbalıklara, tüm katliam ve baskılara rağmen Allah ve Resulünün yoluna bağlılığını korumuş ve nesiller boyu bu kutlu davayı yaşatmışlardır.

Diyarbakır"da "Muhammedi Sevda" mitinginde bizi en çok duygulandıran tablo, yaşı 60"ların üzerinde olan kadın ve erkeklerin, yani nine ve dedelerimizin saatler boyu meydanda yer alıp ellerini ve şehadet parmaklarını kaldırıp okunan marşlar ve ilahilere eşlik etmesi olmuştur. Bizler çok daha genç olarak bir iki saat ayakta durduğumuzda yorgunluktan dizlerimizin bağı çözülür ve oturmak için kendimize bir yer ararız. Ancak yüzbinlerce müslümanın arasındaki bu yaşlı insanlar nasıl oldu da en az beş saat ayakta durdular ve bir an olsun susmadılar..?

Bu tabloyu kişisel kanaatlerimize göre şöyle açıklamamız mümkündür:

Bu dedelerimiz ve ninelerimiz aynı zamanda bir tarihtirler. Bu insanlar Müslümanlara karşı nasıl zulümlerin yapıldığına, Allah ve Resulünün yoluna sadık olan İslam erlerinin, alimlerin darağaçlarına nasıl çıkarıldığına ya tanık olmuşlardır ya da bu tanıklığa sahip olanların aileleridirler.

Bunun içindir ki "Muhammedi Sevda" mitingine katılan bu dedelerimiz ve ninelerimiz tarihin zalim cellatlarına karşı yüreklerinde biriktirdiği derin öfkelerini ve şehidlerimizin kanlarıyla suladığı kutlu sancağın dalgalancağı günlerin büyük özlemini izhar etmenin heyecanını yaşıyorlardı. Bu azametli tablo ile verdikleri mesaj şuydu:

“Bizler darağaçlarında asılan alimlerin, İslam erlerinin çocukları ve geride bıraktıklarıyız; onlar Hz. Resul-i Ekrem"in yoluna bağlılıklarını canları ile ispat ettiler; biz de onların yoluna olan bağlılığımızı göstermek için buradayız. Zulüm ve tuğyan bütünüyle ortadan kalkıncaya kadar da nesil be nesil ayakta duracağız..!”

Bu vesileyle bu cefakar ve aziz dedelerimin ve ninelerimin mübarek ellerinden öpüyorum…

BEŞ: Mitingte gözlemlediğimiz bir başka nokta, Müslümanların düzenlediği diğer miting ve toplantılarda şu veya bu şekilde karşılaştığımız “seçkincilik”in hiçbir izinin bu mitingte olmaması idi. Programın konuşmacılarından, organizatörlerine, mitinge katılan genç yaşlı yüz binlere kadar herkes, Hz. Resul-i Ekrem"in deyimiyle “Ya eyyu hennas!” ifadesinin bir karşılığı idi. Avamı ve havasıyla, köylüsü ve kentlisiyle, genci ve yaşlısıyla yüzbinler “Müslüman halk” diğer bir deyişle “İslam Cemaati” gerçekliğini yansıtıyordu. Herkes birbirinin bir parçası idi, birbirlerinin içinde olanlardı. Birinin diğerinden bir ayrıcalığı yoktu. Yani birileri birilerinden daha farklı değildi. Ama ne yazık ki, başka toplantılarımızda bu “fark”ı bir şekilde görebiliyoruz. Birileri bunu hal ve hareketlerinde, birileri giyim ve kuşamlarında, birileri söz ve konuşmalarında, birileri bakış ve yaklaşımlarında bunu ortaya koyuyorlar. Halbuki Muhammedi bir toplumda herkes “nas”tan bir paçadır; ne nastan ayrı, ne de nas içinde ayrıcalıklıdır. Eğer bir ayrıcalık varsa o da sadece “takva”dır ki, bu da Allah katında bir üstünlüktür.

ALTI: Mitingte kendini hissettiren önemli bir nokta da Müslüman kürt halkının Filistin davasına olan bağlılığı ve coşkusu idi. Gazzeli mücahidlerin gönderdiği Filistin bayrağı kürsüden halka gösterilip bu bayrağın Gazze"den mücahidlerin yanından geldiği belirtilince, yüz binlerce Müslüman volkan gürlemesi misali “kahrolsun İsrail” diyerek yeri göğü inletti. Zira onlar Kudüs davasının önemini her şeyden önce büyük komutan, Kudüs fatihi Selahaddin Eyyubi"den çok iyi biliyorlardı. Onların da en büyük arzusu ve özlemi Kudüs"ün bir an önce özgürleştirilmesi idi. Gazze ile dayanışma amaçlı düzenlenen miting ve eylemler, ambargoya karşı Gazze halkı için düzenlenen yardım kampanyaları ve ilgili diğer etkinlikler Müslüman kürt halkının Filistn davasında ne denli duyarlı olduğunun en büyük göstergesidir.

YEDİ: Mitinge katılanların büyük bir çoğunluğu hanımlar idi. Hanımlardan bir grup Arapça “Muhammed” yazacak şekilde dizilmişlerdi. Hanımların büyük bir kısmı da çarşaflı idi. Yani mitingin en önemli bir noktası da “hicab”a bütünüyle bağlılıktı. Müslüman hanımların hicab konusundaki bilinç ve duyarlılığı ayrı bir anlam ifade ediyordu. Onlar giyimleri ile hem hicabı muhafaza ettiklerini, hem de modern tesettür adı altında hicabın ruhunu öldüren giyimlerden uzak olduklarını en güzel bir şekilde yansıtıyorlardı.

Mitingle ilgili anlatılacak daha çok şey var kuşkusuz. Ancak şimdilik bu kadarıyla yetinerek, bizim bu mitinge katılmamıze vesilen olan sayın Mehmet Göktaş hocama, Mustazaf-Der öncülüğünde böyle bir organizasyonu gerçekleştiren "Peygamber Sevdalıları Platformu"na bütün kalbimle teşekkürlerimi sunuyor, Allah Tebareke ve Teala'dan ümmet, kardeşlik, vahdet bilinci ile yeni baştan doğrulduğumuz, kucaklaştığımız ve zaferlerle bayram yaptığımız günlere bizleri ulaştırmasını niyaz ediyorum.

Bu arada bir de bir üzüntümü dile getirmekten de geçemeyeceğim. Esefle belirtmek istiyorum ki, böylesi bir azametli tabloyu, Müslümanların göğsüne ferahlık veren, İslam düşmanlarını ye"s ve hüsrana uğratan bu parıldayan İslam güneşini kendi medyamız görmezlikten gelebiliyor. Acaba bizim medyamız bu tabloyu görmeyecek de başka neyi görecek? Yeryüzü coğrafyasının her neresinde olursa olsun, Müslümanların yüreğine sevinç salan haberleri aktarmak gibi bir görev ve sorumluluğu olan medyamız acaba, böyle bir tablonun oluşmasından sevinç duymuyor mu?

Kısacası, hiçbir gözün görmezlikten gelemeyeceği bu nurlu Peygamber sevdası, bereket dolu Muhammedi coşku dalga dalga büyüyor, okyanuslar gibi dalgalanıyor. Bu davaya gönül verenlere, bu yolda koşanlara, koştukça koşanlara, hesabını yalnızca Allah ile yapanlara, yılmadan korkmadan ileri atılanlara selam olsun.

velfecr

Bu yazı toplam 3171 defa okunmuştur.
Yorumlar
musab-devrim
25 Nisan 2010 Pazar 01:14
AĞACANA SELAM
Hamd olsun bu sene ağacan da aramzdaydı. İnşallah seneye tüm islami camianın yazarlarını ve aydınlarını Diyarı Muhammede bekliyoruz. Gelin Muhammed aşkına gelin, Gelin Muhammedin yoluna adanmış binlerce civanın coğrafyasına gelin. Gelin Muhammedin davası için tutsak edilmiş Amed zindanlarına gelin. Bir görün karddeşlerinizi. Çok şeymi istiyoruz.
188.41.4.122
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Tevhid Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0000 000 00 00 | Faks : haber@tevhidhaber.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim