• BIST 89.764
  • Altın 145,339
  • Dolar 3,6255
  • Euro 3,9111
  • Ankara 10 °C
  • İstanbul 9 °C
  • Konya 8 °C
  • Antalya 14 °C
  • Diyarbakır 9 °C
  • Erzurum -2 °C
  • İzmir 16 °C
  • Rize 6 °C

Şehid Şeyh Said'in Kutlu Mirası Ve Hatıratını Ne Unutur, Ne Çiğnetir...

Nureddin Şirin

Şehid Şeyh Said'in Kutlu Mirası Ve Hatıratını Ne Unutur, Ne Çiğnetir Ne De Terkederiz..!

1925 yılınının Şubat'ında, Kemalist diktatörlüğe karşı mazlum halkı ve İslam"ın aziz mukaddesatını savunmak için ayağa kalkan Şeyh Said Efendi"nin şehadetinin üzerinden 87 yıl geçti…

Şehid Şeyh Said ve kahraman dava arkadaşları şafak vakti darağacına çıkarılırken, Şeyh Said"in beraberinde sehpalara götürülecek olan 49 kişiye, “kalkın halay çekeceğiz” demesi üzerine, o sadık dostları, Şeyh Said"in bu isteğinin ne anlama geldiğini sorduklarında aldıkları cevap şu olur:

“Bugün bizim düğün günümüzdür!”

Bizim imamlarımız ve rehberlerimiz hep böyle olmuştur; Üstad Şehid Mutahhari"nin Şehid kitabında da belirttiği gibi, Hz. İmam Hüseyin"in başı etrafında kılıçlar dolandığında yüzündeki tebessüm daha artıyordu, zira o hasretle buluşmayı arzuladığı ceddi Resulüllah, babası Ali ve anası Zehra"nın yanına ulaşma vakti yaklaşmıştı…

Zira o Medine'de son defa ziyaret ettiği Ceddi Resulüllah'ın kabri başında "Ya Resulellah! sana geliyorum, içimdeki dertleri, ümmetinden çektiklerimi sana anlatacağım" demişti...

Zulme, tuğyana ve zorbalığa karşı başkaldırışında tamamiyle Hüseyni bir kıyamı ortaya koyan Şehid Şeyh Said de, kıyama kalktığı an, elindeki asayı kaldırarak hanımına ve ailesine söylediği sözle, mücadelesinin Hz. Hüseyin"in yolundan gitmek olduğunu haykırmıştı...

Acaba yüzyıllar öncesinde sahip olduğu güçlü iktidar ve ordu ile Kerbela sahrasında 73 kişiyi kılıçla doğrayan Yezid ibn-i Muaviye ve İbn-i Ziyad"ın ordusu, gerçekleştirdiği o barbarca katliam ile, Hz. İmam Hüseyin"in başını mızrakların başına takmak ve peygamber ehl-i beytinden geride kalan kadın ve çocukları esir edip şehir şehir dolaştırmakla zafer mi kazanmıştı..?

Onlar “keşke şimdi atalarımız bunu görselerdi” deyip Bedr"in intikamını aldıklarını söylemekle ve attıkları sevinç çığlıkları ile kendilerini yenilmez bir güç mü sanmışlardı?

O halde gidip kaybolan kim, kalıp yaşayan kim? Yezid mi, Hüseyin mi..?

Yezid"in Şam"daki sarayları mı duruyor şimdi, adı mı yüceliyor, bayrağı mı dalgalanıyor? Yürekler Yezid sevgisiyle mi, ona olan özlemle mi yanıp tutuşuyor?

Peki ya Hüseyn..!

Yeryüzünün her bir yanında milyonlar dalga dalga, akın akın Hüseyn feryadlarıyla arşı titretmiyor mu? Hüseyn"e olan o engin sevgi ve muhabbetleriyle okyanuslar gibi dalgalanıp hidayet meşalesi ve kurtuluş gemisine doğru akmıyor mu? Her geçen zaman arz ile semanın arası Hüseyn haykırışları ile dolmuyor mu..?

Hangi güç, hangi iktidar, hangi zorba durabildi bu dalganın önünde? Zamanın firavun ve putları mı? Amerika mı, İngiltere mi, Avrupa mı? Hüseyni yiğitlerin kıyamının önünü kim alabildi? Şahlar, Sultanlar, krallar mı? İslam kisveli hainler, yeşil saraylar mı? Hüseyni bayrağı kaldıran yiğitler yürüdüğünde cenk meydanında, İsrail"in Merkava'ları mı, Fantom'ları mı geri döndürdü onları..?

Şimdi kahpece tuzak ve komplolarla bu bayrağı indirmeye çalışanlar Yezid"leri, İbn-i Ziyad"ları hatırlasınlar! Onların saraylarına, sultalarına ve ordularına baksınlar! Kanın kılıca nasıl galip geldiğini, 73 kişi karşısında Hüseyn"in feryadını dindiremeyenlerin günümüzdeki soysuz yoldaşları, ne denli beyhude bir işe koyulduklarını bir kez daha anlasınlar…!

Zindanda iken terennüm ettiğimiz bir marşın iki dizesini yazacak olursak;

“Kerbela"lar bir değil, daha nice olacak, Vurulsa da bir Hüseyn milyon milyon doğacak

Zillet bizden uzaktır, Heyhat minnezlille..!”


Aziz şehidimiz Şeyh Said"in şehadetinin üzerinden 87 yıl geçti; tekrar soralım; kim kazandı, kim kaybetti?

Dünün Yezid"ini lanet ve nefretle ananlar, bugünün Yezid"lerini baş üstünde mi tutuyorlar? Dünün Yezid"leri tarihin çöplüklerinde çürüyüp gitmişken, bugünün Yezid"leri yüreklerde mi yaşıyorlar..?

Şehidlerimize sadakat noktasında dillendirdiğimiz şiarlarımızdan birini aziz şehidimiz için de dillendiriyoruz; “hepimiz bir Şeyh Said"iz.!”

Kürdistan Kerbelası"ndan Rabbimize uğurladığımız aziz Şehidimizin darağaçlarından Mele-i Ala"ya hicret edişi, bir bitiş, bir yenilgi değildi; O ve onunla birlikte şehadete yürüyenler, Rablerine verdikleri söze sadakat göstermenin izzetlice örneğini gösterdiler; ama onlar giderken, geride sırasını bekleyen yiğitleri ve daha da yükseklere dikilecek kutsal bir bayrağı emanet bıraktılar...

İşte bu bayrak ellerdedir, omuzlardadır şimdi…

Yürüyüşlerimiz bunun için, feryadlarımız bunun için, öfkemiz, umudumuz, azmimiz ve iştiyakımız bunun içindir…!

Kerbela"nın Hüseyni"ne “Lebbeyk” diyen dillerimiz, Kürdistan"ın Hüseyni"ne de “Lebbeyk” diye haykırmaktadır! Onunlayız, onun yolundayız..!

22 yıl öncesinde yayınladığımız Tevhid dergisindeki Şeyh Said makalesinden dolayı, hakim karşısına çıkarıldığımızda, hakimin “Mustafa Kemal'den bu yana darağaçlarında asılan alimlerimizi, şehid Şeyh Said"lerimizi unutmadık; onları astıranları da unutmayacağız” ifadelerinin ne anlama geldiğini sorusuna o zaman şu cevabı vermiştik:

“Şehidler bizim rehberlerimiz, ışığımız ve öğretmenlerimizdir; onları unutmadık, bayraklarını da bırakmayacağız! Bugün bundan dolayı yargılansak, ceza alıp hapislere atılsak da, gün gelecek, bu topraklar bu şehidlerin bayraklarıyla dolup taşacaktır!”

Savcının bu sözlere verdiği karşılık ise şu olmuştu: “Sen bile bile ceza almak mı istiyorsun!”

Biz de şunu söylemiştik:

“Ben bugün burada söylediklerimi yarın da söyleyeceğim, içeri girsem, çıkınca yine söyleyeceğim! Siz kendi vazifenizi yapın, ben de kendi vazifemi yapmaya devam edeyim!”

Tabiî ki bu yargılamanın ardından gelen mahkumiyet cezası, cezaevi günlerimizin üstüne eklenen küçük bir süre olmuştu…

Ve şimdi her zamankinden daha çok şehidlerimize olan iştiyakımızı yaşıyoruz; o kutlu davaya olan teşneliğimizle…

İki yüzlü, sahte ve riyakarların ucuz ve düşük dindarlıklarının karanlığından, aziz şehidlerimizin kutlu ve aydınlık havzasına girebilmek için...

Zira orada sadece ihlas, sadece takva, sadece cesaret ve sadece fedakarlık vardır. Orada ahde sadakat, mücadelede samimiyet, Hüseyni mirasa vefa vardır. Orada, hesabı yalnız ve yalnız Allah için yapmak vardır. Çünkü yalanların, ihanetlerin, satılmışlıkların ardından Kevser gibi akan arı duru bir ırmak vardır…!

Çünkü orada Peygamber varisleri, salihler, sıdıklar ve şehidler vardır..!

Şehid Şeyh Said'in miras ve hatıratını ne unutur, ne çiğnetir ne de terk ederiz; zira biz haramzade değiliz...!

Yüreğimizdeki duyguları kelimelere dökmeye kalkmanın acizliği ve çaresizliğiyle, aziz Şehidimiz Şeyh Said efendi ve kıyam yoldaşlarını bir kez daha hasret, minnet ve şükranla anarken, Rabbimizden bizleri onların kutlu yolunda sabit kadem kılmasını, gaybi yardımları ve nusretiyle vaat ettiği zafer yollarına ulaştırmasını niyaz ediyoruz…!

And olsun asra, özgürlük ve kurtuluş asrına! And olsun fecre, İslam cephelerinin aydınlık şafağına ve şehid kanlarının her bir damlasına!

Şehidlerimizin bayrağını asla yere bırakmayacak, onlarla buluşuncaya kadar zulüm ve tuğyan karşısında mücadele sahnesinden ayrılmayacağız….

Ey, mutmain bir kalp ve huzur dolu bir gönülle Rabbine dönen Şehid!

Ellerimiz uzanmıştır sana; bırakma ellerimizi….

 

velfecr

Bu yazı toplam 1282 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Tevhid Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0000 000 00 00 | Faks : haber@tevhidhaber.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim