Başörtüsü Eylemlerinde Bu Hafta(FOTO)

Başörtüsü Eylemlerinde Bu Hafta(FOTO)

Konya 242.,Kocaeli'de 368.,

Konya İnanç Özgürlükleri Platformu 242. Hafta'da yine gündemde olan konulara değindi. Platform adına basın açıklaması yapan Abdurrahman Akcan açıklamasına hikayeyle başladı ve 28 Şubat ve 27 Nisan e-muhturasına değinerek dünün darbe severeri bugün darbe savar konumunda diyerek güce iman etmemeli ve rüzgar gülü gibi olunmamalıdır dedi. Ve sözlerine Siyonist İsrail'in El-Halil kentinde bulununbir camii'de kendi bayraklarını asmalarını şiddetle tel'in ettiklerini söyledi.
Öte yandan 23 Nisan Türkiye Öğrenci meclisindeki Başörtülü van temilcisinin yeminini alkışladıklarını ama Tekirdağ Malkara'daki kaymakamın öğretmene yapmış olduğu onur kırıcı davranışların hala görüldüğünü dile getirerek bizim başörtüsü yasağının mecliste ya da kamunun herhangi bir biriminde değil hayatın her alanında ve her anında özgür oluncaya kadar talebimiz ve direnişimiz devam edecektir diyerek herkesi Camii'lerin amaçlarının dışında kullanılmadığı başörtüsünün özgür özgürlüğün hür olduğu bir dünya'da yaşama umudu ile Allah'a emanet ederek konuşmasını bitirdi.

Açıklamanın Tam Metni:
KONYA İNANÇ ÖZGÜRLÜKLERİ PLATFORMU
242. HAFTA BASIN AÇIKLAMASI

Rahman, Rahim, Allah'ın adıyla

Allah'ın mescitlerini, ancak Allah'a ve ahiret gününe inanan, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve Allah'tan başkasından korkmayan kimseler imar eder. İşte onların doğru yolu bulanlardan olmaları umulur.

(Tevbe suresi 18. Ayet)
Sevgili dostlar, değerli basın mensupları;

Hikaye bu ya ; Camii avlusunda Müslümanla kavga eden daha sonrasında dışarıya çıkıp imdat çığlılkları atarak Yetişin Müslümanlar beni dövüyor diye feryat-ı figan eden Yahudi fıkrası bizlere şunları hatırlatıyor. 28 Şubat post modern darbenin, 27 Nisan E-muhtırasının dün yılmaz savunucuları ve destekçileri bugünün karşıtlarının açıklamaları ne kadar da abes değilmi ? Dünün darbe severleri bugün darbe savar konumundalar. Ne yazık ki hiç de inandırıcı değiller. Çünkü onlar güce iman ediyor ve güçlünün yanında olmak zorunda hissediyorlar kendilerini. Yani bir nevi rüzgar gülü gibi. Bugün yanında olan yarın karşında olabilir.

28 Şubat'la müdahil olmak isteyenler sadece askerlerin yargılanmasıyla yetinmemeli. Bu sürecin içerisinde görev alan Gazeteci, Hukukçu, Sendikacı, Akademisyen, Patronlar ve bankaları hortumlayıp insanların birikimlerini bir gecede sıfırlayan, öğrenim ve çalışma haklarını ellerinden alan, araç bagajlarında eşlerini lojmanlara alan insan inancı ve onuru ile bağdaşmayan ve bu eylemleri gerçekleştiren tüm kurum ve kuruluşlarla hesaplaşmalı.

Camiiler Allah'a kulluğun ibadetin ve itaatin arz edildiği kutsal mekânlardır. Burada icra edilen ibadet ve taatlar Ekber olan Allah'ın ve Usve-i Hasene (En Güzel örnek) olan Efendimizin direktifleri ile icra edilir. Ve mescidler Mü'minlerin takva esası ile bina ettikleri birliğin dirilğin kardeşliğin tesis edildiği özel alanlardır. Dünyanın neresinde olursa olsun resmi ideolojilerin müdahil olamayacakları müstesna mekânlardır. Hiç bir şekilde Müslümanların inşa amaçlarının dışında kullanılmaları, dönüştürülmeleri asla kabul edilemez. Tarih boyunca mabetleri, mabetlik dışında kullanmaya çalışanlar bu emellerine hiçbir zaman ulaşamamış ve ulaşamayacaklardır. Maalesef Yakın tarihimizde camileri bu amacın dışında kullanmış yada kullanılmasına müsaade etmiş olanlardan hayatta olanları tevbe etmeye ve tüm Müslümanlardan özür dilemeye davet ediyoruz. Hala asli hüviyetlerine dönüştürülmeyen camii'ler için harekete geçilmesini ve bundan sonra da böyle girişimlere teşebbüs edilmesinin önlenmesini ilgili ve yetkili kurumlardan talep ediyoruz. Tarihi süreç içerisinde baskıcı dayatmacı, zalimane olarak gasp edilen vakıfların, derneklerin, İslami Kurum ve kuruluşların edindikleri mülklerin iadesi hususunda gerekenlerin yapılmasını bekliyor ve takip ediyoruz.

Camiiler ve diğer dinlere mensup ibadet haneler Müslümanların kutsal kabul ettiği mekânlardır. Müslümanlar diğer din mensuplarının mabetlerinin korunmasını istediği gibi diğer din mensuplarının da Müslümanların mabetlerine de aynı hassasiyeti beklemektedir. Kimden hangi din mensubunun mabedine yönelik saldırı olursa olsun kabul edilemez. Siyonist İsrail'in Kudüs ve Mescid-i Aksa'da yaptıklarına EL-Halil kentinde İbrahim Haramı camii'ne Siyonist bayrağı asmasıda Müslümanların kutsallarına yönelik saldırılarına bir yenisini eklemiştir. Bunu da şiddetle tel'in ediyoruz.

Suriye'de sözde ateşkese rağmen zalim esed bildiğini okumaya devam ediyor. Diğer yandan batı yanlısı ittifak güçleri de Suriye halkına Laik ve demokratik bir yapıyı özgürlük adına dayatma çabasındalar, bunu da tüm Dünya'ya yutturma gayreti içerisindeler. Olan mazlum Suriye halkına olmakta, mızrak çuvala sığmamaktadır.

23 Nisan Türkiye Öğrenci meclisindeki Başörtülü Van temsilcisinin başörtülü olarak yaptığı yemini alkışlarken, Türkiye'nin farklı ilerinden, farklı şekillerde süren dayatmacı ve baskıcı hareketleri maalesef hala görmeye devam ediyoruz. Bizim başörtüsü yasağının mecliste ya da kamunun herhangi bir biriminde değil hayatın her alanında ve her anında özgür oluncaya kadar talebimiz ve direnişimiz devam edecektir.

Camiilerin amaçlarının dışında kullanılmadığı, Başörtüsünün özgür, özgürlüğün hür olduğu, tevhit ve adalet üzere kurulu bir dünyada yaşama umudu ile hepinizi 243. Haftada aynı yer ve saatte buluşmak üzere Allah'a emanet ederiz.

KONYA İNANÇ ÖZGÜRLÜKLERİ PLATFORMU
7 CEMAZİYEL AHİR 1433
28/ 04 / 2012

KOCAELİ İNANÇ ÖZGÜRLÜĞÜ PLATFORMU KARTEPE İNSAN HAKLARI DERNEĞİ 368.HAFTA BASIN AÇIKLAMASINDA 27 NİSAN E-MUHTURASINI VERİNLERİN YARGILANMASI İSTENDİ

•27 NİSAN E-MUHTIRASIYLA HALKIN TEMSİLCİLERİNİN YAPMAK İSTEDİĞİ CUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİMİ BAHANE EDİLEREK HUKUK TARİHİMİZDE EMSALİ GÖRÜLMEMİŞ BİR 367 KARARI İLE DARBECİ ZİHNİYET VE SİVİL İŞBİRLİKÇİLERİ DEMOKRASİYİ ASKIYA ALDIĞI DİLE GETİRİLDİ.
•BASIN AÇIKLAMAMIZ 27 NİSAN E-MUHTIRASINI VERENLERİN DE 28 ŞUBATÇILAR GİBİ YARGILANMASI İSTİKAMETİNDE KONUŞMALAR YAPILDI.
•YİNE BİR KUTLU DOĞUM HAFTASINI UĞURLARKEN, BU E-MUHTIRADA İSLAM'IN YÜCE PEYGAMBERİNİ ANMAK İSTEYEN BİR GRUP İLKÖĞRETİM ÇOCUĞUNUN MUHTIRAYA BAHANE EDENLERİN BU MİLLETİN GERÇEK TEMSİLCİSİ OLAMAYACAĞI İFADE EDİLDİ
•Basın açıklamasında şu görüşlere yer verildi:
•" Bugün beşinci yıldönümü dolayısıyla üzülerek andığımız 27 Nisan son E- Muhtırası; dönemin hükümetinin Abdullah Gül'ü 'Cumhurbaşkanlığı'na aday göstermesi üzerine yapıldı. Tsk'daki darbeci odaklar halk tarafından sevilen dindar kimliği ve hanımının başörtüsü ile öne çıkan bu siyasetçiyi engellemek için, CHP'lileri, jakoben/tepeden inmeci ulusalcıları da yanına alarak, sırf eşinin başörtüsü var diye bu adaylığa karşı çıktılar; her türlü haksızlığı ve hukuksuzluğu kullanarak Gül'ün Cumhurbaşkanı seçilmesini engellediler. Milletvekillerine telefon edilerek Hukukun adeta tersyüz edilerek Anayasa'daki bilinen bütün gerçekleri saptırdılar.ANAP ve DYP üzerine darbeci generalleri gönderip milletvekillerine telefonla baskı yaparak seçime katılmalarına mani oldular. Buna rağmen TBMM Genel Kurulu seçimde ısrar edince, CHP'liler asker desteğindeAnayasa Mahkemesi'ne giderek hukuk tarihimize yüzkarası olarak geçecek '367 Kararı'nı aldırttılar.
•

Muhtıracılar bununla da yetinmediler. AK Parti'nin Gül'ün Cumhurbaşkanlığı üzerinde ısrarlı olduğunu görünce, bu defa Genelkurmay Başkanlığı internet sitesi üzerinden bir gece yarısı muhtırası yayınladılar.

 

           
Hasan Celal Güzel'in deyimiyle "Son Muhtıra' da önceki muhtıralar gibi tam bir 'darbe muhtırası' idi. Gene 'lâiklik kazan'ı kaynatılıyor, eski bayatlamış saçmalıklar ileriye sürülmeye çalışılıyordu. Muhtıra'nın sonunda da hiç utanmadan millet iradesi tehdit ediliyordu. Bu defa Türk demokrasisinde bir dönüm noktası yaşandı. Muhtırayı yiyince kaçmaya alışmış klâsik politikacılar yerinde artık millet iradesini arkasına alarak direnen cesur ve demokrat politikacılar vardı. Kısa bir müddet sonra gerçekleştirilen 22 Temmuz Seçimleri'nde ise millet tercihini demokrasiden yana kullandı." Böylece e-muhtıracılara en güzel cevabı millet verdi.
Biz insan haklara savunucularına göre yargı tarafından 27 Nisan'ın da hesabı sorulmalıdır. Türk demokrasisinin yerine oturtulabilmesi için bu kaçınılmazdır.         


            


           
Cumhuriyeti Korumak gibi bir genel kavramdan hareketle askerin içindeki bir takım dahili ve harici bedhahlar kendine durumdan vazife çıkararak, insani ve İslami özgürlükleri şimdiye kadar her 10 küsür yılda bir tatil etmek eğimlindedir. İstatistikler kartopu yöntemiyle bunu göstermektedir. Bunu yaparken bu birtakım bedhahlar, çok öncesinde yaptığı gibi bir takım tedhiş ve psikolojik savaş hareketleri ve eylemleri ile ortamı sert veya yumuşak darbe yapmaya müsait hale getirmektedirler. Bir takım kayıt dışı silahları ülkenin izbe birçok yerine gizlemiş durumdalar. Gün geçmiyor ki bir yerlerden silah ve ceset çıkmasın. Tez antitez bakış açısıyla; antitezi öcü göstererek ve destekleyerek güya tezi desteklediğini koruduğunu zanneden sakat bakış açısıyla, İslam'dan arınmış veya İslamın sadece iman umdelerini kabul eden bir Türkçü ulus-devlet mantığını ayakta tutmak için kendilerine her zaman potansiyel bir düşman icad etme eğilimindeler.


           
Bunun bahanesi kimi zaman irtica, kimi zaman da Terör Hareketi olmaktadır. Hâlbuki geçmişte hem Hizbullah hem PKK olaylarında görülmüştür ki ordunun içindeki bu birtakım bedhahlar ve bunların Yalçın Küçük gibi sivil destekçileri daima bu terör örgütleri ile iç içe olmuşlardır.


           
Maalesef. bu meşum emellerine iç hizmet kanunu gerekçe göstererek kendilerini cumhuriyeti korumak bahanesi ile meclis hükümet ve cumhurbaşkanlığının üzerinde görmektedirler. Hatta bu uğursuz emellerine geçmişte İslam peygamberinin bir kutlu doğum haftasında anılmasını bile alet etmişlerdir. O günlerde bir okulun salonu kullanılarak yapılan bir kutlu doğum etkinliğinin ve başörtülü küçük çocukların ilahi söyleyerek Peygamberini anması bile tehlikeli görülmüş, darbeye gerekçe gösterilmiştir. Hâlbuki bir grup müslümanın peygamberinin doğum gününde onu müslümanca anmasından daha tabii ne olabilir. Okullar milletin malı değil mi bunu herkes rahatça otursun diye salon eksikliğinden olsa gerek bir okul salonunda yapmasından daha tabii ne olabilir.


           
Yılbaşında tüm Avrupa Hz. İsa Peygamberin (A.S) güya doğum gününü tatil ilan ederek gerek resmi gerek gayr-i resmi kurumlarında kutlarken, hatta biz bir Müslüman ülke olmamıza rağmen kutlarken bile gıkını çıkarmayanlar, İslam peygamberine sıra gelince aslan kesilmekte, cumhuriyet sevdasına kapılmaktalar. Peki, onlara soruyoruz hiç Müslüman kanı taşımıyor musunuz? Bir nebze olsun şeref ve haysiyetiniz yok mu? Bu mu peygamberinize saygınız yoksa cumhuriyetin anlamını bile mi bilmiyorsunuz? Cumhuriyet, ne olduğu tam bilinmeyen münafık batıcı değerler adına hüküm salma rejimi midir? Yoksa kelimenin tam sözlük ve etimolojik anlamıyla cumhuriyet; çoğunlukçuluk, çoğunluğun yönetimi değil midir?


           
Bu ülkenin % 98'i Müslüman değil midir? Nedir bu karın ağrınız. Evet, biz kimseye dininden/etnik kökeninden dolayı hakaret etmeyiz. Başta dinimizin kutsal kitabı ve peygamberin sünneti ve insan hakları algımız bize bunu müsaade etmez. Ama bir kimse bir başka din mensubunun dinine hak tanırken; misyonerler Türkiye'de cirit atıp apartman kiliseler açarken ses çıkarmazken, Müslüman olduğuna hüsnü zan ettiğimiz ve mecazen peygamber ocağı kabul edilen bir ordunun mensuplarının içindeki bazı güçler/bedhahlar ve onların sivil işbirlikçileri sizler neyin ve kimin temsilciliğini yapıyorsunuz. Bunu düşündürtecek söylem ve eylemleriniz varsa bizim de bu soruyu sormaya hakkımız vardır. Açıkça kim olduğunuzu söyleyin de millet kime emniyetini ve vekâletini tevdi ettiğini bilsin.


           
İşte bu gerekçelerden ötürü geçen hafta ısrarla belirttiğimiz gibi TSK iç hizmet kanunundaki ilgili lastik gibi maddeler kaldırılmalı, 28 Şubatçılar gibi 27 e-muhtırasını verenler de yargılanmalıdır. Cumhuriyeti koruma görevi, atanmışların değil, milletin seçilmiş temsilcileri olan meclisin olmalıdır. Aksi takdirde Suriye Libya Yemen vb. Arap baharı ülkeleri gibi kendi halkına silah çeken bir yapının ortaya çıkması kuvvetle muhtemeldir. Madem egemenlik/hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir, o halde hâkimiyetin dayandığı cumhuriyeti koruma görevi de milletin gerçek temsilcisi olan Türkiye Büyük Millet Meclisinin olsun. Olsun ki korumakla görevli olduğu vatandaşının peygamberinin kutlanılmasına karışılmasın. Katılımınız için hepinize teşekkürler."