Başörtüsü Eylemlerinde Bu Hafta(FOTO)

Başörtüsü Eylemlerinde Bu Hafta(FOTO)

Konya'da 241.,Sakarya'da 346., Kocaeli'de 367.,Ankara'da 324.,

Rahman, Rahim, Allah'ın adıyla Gökleri ve yeri yarattığı günde Allah'ın yazısına göre Allah katında ayların sayısı on iki olup, bunlardan dördü haram aylarıdır. İşte bu doğru hesaptır. O aylar içinde (Allah'ın koyduğu yasağı çiğneyerek) kendinize zulmetmeyin ve müşrikler nasıl sizinle topyekün savaşıyorlarsa siz de onlara karşı topyekün savaşın ve bilin ki Allah (kötülükten) sakınanlarla beraberdir. (Haram ayları) ertelemek,(NESİE YAPMAK) sadece kâfirlikte ileri gitmektir. Çünkü onunla, kâfir olanlar saptırılır. Allah'ın haram kıldığının sayısını bozmak ve O'nun haram kıldığını helâl kılmak için (haram ayını) bir yıl helâl sayarlar, bir yıl da haram sayarlar. (Böylece) onların kötü işleri kendilerine güzel gösterilmiştir. Allah kâfirler topluluğunu hidayete erdirmez. TEVBE SURESİ 36.37 AYETLER
Sevgili dostlar, değerli basın mensupları;

İznik konsülü devletin dine müdahalesinde dinin millileştirilmesinde bir dönüm noktasıdır. İsrail'i bir kökene sahip olan dinden İsrail oğullarına ait olanların çıkartılıp Roma'ya ait olanların dine dâhil edilmesi şeklinde tezahür etmiştir. İsrail oğullarının ilahi olanı, kavimler ve kültürler üstü olanı kavimleştirip millileştirmesinden sonra İznik konsülü de ikinci bir müdahaleyle dini asıl mecrasından çıkartmış ilahi olana kavmi olanı ekleyerek hakka batıl elbisesi giydirmiştir.

Devletlerin dine müdahalesi dini devletin siyasal anlayışıyla sınırlandırır. Ve beşeri bir müdahale gerçekleştirmiş olur. Böylece dinin ilahi olma vasfına müdahil olunmuş olur. Dinimiz bütün İslam ümmetinin dinidir. Onun içine sokulacak olan her türlü milli unsur ve siyasal görüş dinin aslına ve tabiatına yönelik bir saldırıdır. Herhangi bir kavmin, bir devletin siyasal bir anlayışın dinimize müdahalesine destek vermeyecek ve bu uygulamaya asla razı olmayacağız.

Rebiül Evvel aynının 12 gecesinde doğan Peygamber Efendimizi herhangi bir siyasal anlayışın isteği üzerine 20 Nisan'da doğduğu kabulünü ve bunun kutlanmasını da kabul etmeyeceğiz. Devletin batılılaşma isteğine dinimizin alet edilmesini de hoş karşılamayacağız. Arap, Acem, Kürt ve benzeri ümmeti oluşturan tüm kavimlerin ortak Peygamberini Türk'lerin ve Türkiye Cumhuriyetinin Peygamberi haline dönüştürme projesini de desteklemeyeceğiz. Dinimizi herhangi bir kişinin İlke ve inkılâplarına herhangi bir devletin siyasal yönelişine uygun hale getirilme çabasını da kabul etmeyeceğiz.

Kutlu doğum adıyla yapılan festivallerin İslam ümmetine, bu ümmetin Peygamber anlayışına bir müdahale olduğunu görmekteyiz. Okullardaki ve devlete ait organizasyonlardaki kutlamalarda saygı duruşuna geçilmesi devletin dinimize ne büyük bir müdahale etmeye kalkıştığının en büyük delilidir.

Bizim peygamberimiz Rebiül Evvel ayının 12.gecesinde doğan ve bütün ümmetçe bu şekilde kabul edilendir.

Anadolu Gençlik Derneği Adana şubesine yönelik yapılan menfur saldırıyı şiddetle kınıyoruz ve faillerinin maksatlarının gerçekleşmeyeceğini söylüyor ve Anadolu Gençlik ailesine geçmiş olsun dileğinde bulunuyoruz.

Zalimin ve zulmün olmadığı, inancın özgür, özgürlüğün hür olduğu, tevhit ve adalet üzere kurulu bir dünyada yaşama umudu ile hepinizi 242. Haftada aynı yer ve saatte buluşmak üzere Allah'a emanet ederiz.

KONYA İNANÇ ÖZGÜRLÜKLERİ PLATFORMU
30 CEMAZİYEL EVVEL 1433 21/ 04 / 2012

28 Şubat davasında kendimizle de yüzleşelim

28 Şubat sürecindeki fişleme bilgileri ortaya çıkan Sakarya Dayanışma Platformu adına yapılan açıklamada "Sözümü o günde söylemiştik, bugün de söylüyoruz" denilirken, davayla birlikte dönemin tüm gerçekleriyle yüzleşilmesi çağrısı yapıldı

Sakarya Adalet Girişimi Başörtüsü Platformu'nun 346. hafta basın açıklamasını 28 Şubat döneminde Batı Çalışma Grubu tarafından fişlendiği bilgisi ortaya çıkan Sakarya Dayanışma Derneği yaptı. O dönem platform statüsündeki derneğin sözcüsü Kadrican Mendi "28 Şubat soruşturması, gözaltı ve tutuklamalarla devam ediyor. Bu süreci olumlu karşılıyoruz. Ancak tıpkı 12 eylül davasında olduğu gibi 28 şubatta sadece dönemin sembolik aktörleri üzerinden görülen hukuki bir hesaplaşma şeklinde sürdürülüyor. Ve bu haliyle mevcut devlet zihniyeti ile hesaplaşılmaksızın, kişisel cezalandırılmalardan ibaret kalması tehlikesi içerdiğinden endişeleniyoruz. Dönemsel gibi görülen ve "darbecilik" olarak adlandırılan sorunun kökü çok daha derinlerde olan, mahiyeti çok daha ciddi bir yönü var. 2000'lere kadar askerler eliyle kotarılan, günümüzde ise "sivil" unsurlarla devam eden sorun aslında çok net bir şekilde "kutsal devlet" in korunması ve kollanması anlayışıdır. "Kutsal devlet" değişmez ancak bileşenleri değişir. İktidar koltuğunu eline geçirenler kendilerine, devirdiklerinden ve tabii halkın geri kalanından "devlet"i koruma ve kollama vazifesini çıkarırlar" Bu yüzden çıkar guruplarının aktörleri değişse de "devlet iktidarı" hiç değişmez.." denildi.

Yüzleşmek gerekiyor

Platform adına yapılan yüzleşme çağrısında şu ifadelere yer verildi: "28 Şubat soruşturmalarıyla yeniden gündemi işgal eden "Darbeler"le hesaplaşma iddiasının atlanılan bir yönü daha var. Nasıl oldu da bir avuç "darbeci" milyonlarca cemaat mensubu ya da dindar vatandaşı bu kadar kolayca hırpalayabildi. Bunun üzerine durup biraz düşünmek lazım. Darbecilerin verdiği emirleri uygulayan, ilahiyat fakültesi dekanlarını, imam hatip lisesi müdürlerini, milli eğitimin muhafazakâr müfettişlerini hatırlamak ve hatırlatmak lazım. 28 Şubat yasaklarının en cevval uygulayıcılarının bazı dindar-muhafazakar kadroların olduğu gerçeğini unutmamızı bizden kimse beklemesin! Cemaate vaaz verirken mangalda kül bırakmayan ancak zoru görünce Başörtüsünü dahi savunmaktan imtina edenler, devletle karşı karşıya gelmemek için kırk türlü takla atanlar, Müslümanca bir duruşu, direnişi savunanları provakatör ilan edenler, işyerindeki başörtülü personeli çıkaran, okulunu bırakmak zorunda kalan başörtülüleri köle kadrosundan ya da ikinci eş olarak istihdam edenler, başörtüsünün teferruat olduğu fetvasını verenler hala aramızda dolaşıyorlar. Ve hiç utanmaksızın herkesten önce darbecilere veryansın ediyorlar."


Sakarya Adalet Girişimi Başörtüsü Platformu 346. hafta basın açıklaması

Sakarya Adalet Girişimi Başörtüsü Platformu 346. basın açıklaması
28 şubat soruşturması, gözaltı ve tutuklamalarla devam ediyor.
Bu süreci olumlu karşılıyoruz. ancak tıpkı 12 eylül davasında olduğu gibi 28 şubatta sadece dönemin sembolik aktörleri üzerinden görülen hukuki bir hesaplaşma şeklinde sürdürülüyor.
Ve bu haliyle mevcut devlet zihniyeti ile hesaplaşılmaksızın, kişisel cezalandırılmalardan ibaret kalması tehlikesi içerdiğinden endişeleniyoruz.
Oysa ki dönemsel gibi görülen ve "darbecilik" olarak adlandırılan sorunun kökü çok daha derinlerde olan, mahiyeti çok daha ciddi bir yönü var.
İkibinlere kadar askerler eliyle kotarılan, günümüzde ise "sivil" unsurlarla devam eden sorun aslında çok net bir şekilde "kutsal devlet" in korunması ve kollanması anlayışıdır.
"Kutsal devlet" değişmez ancak bileşenleri değişir.
İktidar koltuğunu eline geçirenler kendilerine, devirdiklerinden ve tabii halkın geri kalanından "devlet"i koruma ve kollama vazifesini çıkarırlar.
Bu yüzden çıkar guruplarının aktörleri değişse de "devlet iktidarı" hiç değişmez.
28 şubat soruşturmalarıyla yeniden gündemi işgal eden "Darbeler"le hesaplaşma iddiasının atlanılan bir yönü daha var.
Nasıl oldu da bir avuç "darbeci" milyonlarca cemaat mensubu ya da dindar vatandaşı bu kadar kolayca hırpalayabildi.
Bunun üzerine durup biraz düşünmek lazım.
Darbecilerin verdiği emirleri uygulayan, ilahiyat fakültesi dekanlarını, imam hatip lisesi müdürlerini, milli eğitimin muhafazakar müfettişlerini ve diğer mukaddesatçı bürokratı hatırlamak ve hatırlatmak zorundayız.
ki bu kadrolar halen de devletin kutsalları neyi gerektiriyor, amirleri onlara hangi emirleri veriyorsa aynı itaat içinde uygulamaya devam etmekteler.
28 şubat yasaklarının en cevval uygulayıcılarının bazı dindar-muhafazakar kadroların olduğu gerçeğini unutmamızı bizden kimse beklemesin!
Bizim çok net hatırladığımız ve tüm kasvetiyle yaşadığımız O günlerde Cemaate vaaz verirken mangalda kül bırakmayan ancak zoru görünce Başörtüsünü dahi savunmaktan imtina edenler, devletle karşı karşıya gelmemek için kırk türlü takla atanlar, Müslümanca bir duruşu, direnişi savunanları provokatör ilan edenler, işyerindeki başörtülü personeli çıkaran, okulunu bırakmak zorunda kalan başörtülüleri köle kadrosundan ya da ikinci eş olarak istihdam edenler, başörtüsünün teferruat olduğu fetvasını verenler, hala aramızda dolaşıyorlar.
Ve hiç utanmaksızın herkesten önce darbecilere veryansın ediyorlar.
Ve hiç utanmaksızın o zaman darbe hükümetlerini destekledikleri gibi şimdi de mevcut hükümeti destekliyorlar.
Arkadaşlar, sözünü namusu bilen siz platform üyeleri, sizler herkesin mazeret beyan ettiği günlerde darbecilere karşı meydandaydınız.
O gün sözünüzü sakınmadan söylediniz ve bu günde aktörler değişse de doğası değişmeyen devlet iktidarına karşı doğru olanı söylemek ve söylediğinizin arkasında durmak zorundasınız.
28 şubatı bitirdiğini söyleyen iktidar halen ilköğretim ve liselerdeki başörtüsü yasağını uygulamaya devam etmektedir.
Kamu alanında çalışanlara dönük başörtüsü yasağı devam etmektedir.
Üniversitelerdeki kısmi serbestlik ise tamamen hükümetin iş başında olması kaydı ile sürmektedir ve hiçbir hukuki güvenceye daha önemlisi iktidarın bir ihsanı olarak verildiği içinde toplumsal bir mutabakata dönüşmemiştir.
Velhasılı kelam 28 şubat'ın başörtüsü yasağı mevcut hükümet eliyle devam etmektedir.
 O zaman askerin karşısında bu gerçekleri söyleyen bizler bugünde iktidar da kim olursa olsun gerçekleri söylemek zorundayız.
O gün yasağın karşısına dikildiğimiz için, askere göz kırpıp bizi provakatör ilan edenler, aynı yüzsüzlükle biliyoruz ki bu günde bizden rahatsız olmaktalar.
Ve rahatsız olmakta da haklılar; çünkü tüm bu ikiyüzlülüğü, çürümüşlüğü, iktidar karşısındaki ubudiyeti eleştirmeye devam edeceğiz.
Yüce İslam'ın bir takım küçük adamların küçük hesaplarına malzeme edilmesine göz yummayacağız.
Aziz dostlar, türkiyenin stratejik ortağı olduğu abd İslam dünyasındaki katliamlarına devam ederken, komşumuz Suriye üzerinde ısrarla yeni bir müdahale gayreti içinde olan hükümeti buradan uyarıyoruz;
Kamuoyunun gözünü boyayarak, orada akan kanı gerekçe göstererek yapmayı planladığınız müdahale hem sizin iktidarınızın hem de Türkiyeli Müslümanların İslam dünyasındaki itibarının sonu anlamına gelir.
Hükümet olarak orada akan kanın durmasını istiyorsanız yönlerdirmekte olduğunuz muhalif gurupları annan'ın ateşkes planına uymaları için zorlayınız.
Son olarak İslami kamuoyuna özellikle, hükümete yaranma gayretinde olan bazı gruplara Müslümanca sorumluluğumuz gereği uyarıda bulunmak istiyoruz.
Bu gün 28 şubat'ın ayağa düşmüş,basının maskarası olmuş aktörlerini kendinize ibret alınız.
Bin yıl süreceğini sandıkları iktidarlarını, on beş senede sistemin yeni aktörlerine bıraktılar.
 Bütün hesabını hükümetin bekasına bağlayanların bu gerçek üzerine düşünmelerini salık veriyoruz.
Hükümetlerin ötesindeki "iktidar" gerçeğini doğru algılayamayanların, değişen hükümetlerle birlikte, izzetlerini de yitirerek mahvolmamaları için buradan uyarıyoruz, uyarmaya devam edeceğiz.
Rabbimiz bizleri imanımıza zulüm bulaştırmaktan muhafaza et.
Ayaklarımızı hak üzere sabit kıl.
Bizlere Furkan ve hikmetle amel etmeyi, Salih kullarından olmayı nasib et.
Amin.

SAGBP adına Sakarya Dayanışma Derneği


ORDU SİYASETİ BIRAK, İŞİNE BAK, İRTİCA BİRFİNGİNE KATILAN HUKUÇULARA İŞ BIRAKTIRILSIN, 28 ŞUBATÇILAR YARGILANSIN, 367.HAFTA BASIN AÇIKLAMASI.

İnsan hakları aktivistlerinin , İzmit İnsan Hakları Parkı, Özgürlük Meydanında 367 haftadan beri sürdürdükleri hak arama mücadelesi bu haftada , kötü hava koşullarına ve sağanak yağmura rağmen devam etti.Açık havada başlayan açıklama, sağanak yağmurdan dolayı yakındaki bir çardak altında sürdürüldü.Konusu 28 Şubat soruşturması olan 367.hafta basın açıklamasını Kocaeli Kartepe İnsan hakları Derneği sözcüsü Behlül METİN yaptı.Açıklmada 28 Şubat dönemi ve bunun yargıya taşınması ve iç hizmet kanunu 35.maddenin kaldırılmasıydı.Bu arda alanda bulunan aktivistler, "İç hizmet kanunu 35.madde kaldırılsın"," İrtica brifingine katılan hukukçulara iş bıraktırılsın","darbecilere mesnet, iç hizmet 35.madde kaldırılsın, ordu görevine, siyaseti bırak işine bak","28 Şubatçılar yargılansın" pankartları açıldı.

BASIN AÇIKLAMASININ TAM METNİ:

KOCAELİ İNANÇ ÖZGÜRLÜĞÜPLATFORMU 367.HAFTA BASIN AÇIKLAMASI.
*DARBELERE MESNED, İÇ HİZMET, 35.MADDE KALDIRILSIN, MECLİS GÖREVE.
*DARBECİLER TANKLARI BİR DAHA YÜRTÜTSÜN, KARŞILARINDA TANKLARA GÖĞSÜNÜ SİPER EDEN BİR HALK BULACAKLAR
*GENELKURMAYIN İRTİCA BRİFİNGİNE KATILARAK TARFASIZLIĞINI YİTİREN HUKUÇULARA İŞTEN EL ÇEKTİRİLSİN.

Sene 1997, 28 Şubat'ın karanlık günleri.Yer Sultanbeyli.Komutan emrindekileri topluyor ve diyor ki;" 'Sıkıyönetim ilan edilirse, Sultanbeyli'ye hakim olmamız şart!.. Sultanbeyli'ye hakim olursak, İstanbul'a hakim oluruz... İstanbul'a hakim olmak da, Türkiye'ye hakim olmak demektir!. Sultanbeyli'nin konumu bu kadar önemli!.. Bir sıkıyönetim ilanında, hiç kimsenin gözünün yaşına bakmayın!.Hele de çarşaflı, şalvarlı ve sakallı olanlara! Sokağa çıkma yasağını kim ihlâl ederse alın aşağı!!! Bunları sindiremezsek, hiçbir başarı elde edemeyiz.Orada bu açıklamayı dinleyen bir astsubay diyor ki:"şu anda askerî kurallardan değil, bir katliam planından söz ediyorsunuz!. Sadece kılık ve kıyafetinden dolayı, herhangi bir insana; dediğiniz gibi kim bir keyfi eylemde bulunursa, biliniz ki, o asker veya subay/astsubaya ilk karşı çıkan ben olurum.".Ordu içinde darbe heveslileri hala kaldıysa, iyi bilsinler ki, böyle bir katliamı yapmaya katlıklarında kendilerine karşı çıkacak askerlik görevi yapan on binlerce halk çocuğu ve tankları yürütemeye kalkarlarsa , darbeci tankların önüne atılmaya hazır milyonlarca insan var.

28 Şubat sürecinde bunlar yaşandı, halktan kopuk darbeciler, kendi tuttukları siyasi görüş seçimle iktidar olamayınca, hep darbelere onları iktidar getirmeye çalıştılar. Bu hırçınlıkla, Sincan'da tankları yürüttüler.Sabah yürüyen tankları Hürriyet gazetesi muhabiri çekememişti, bunun için öğleden sonra tankları yine yürüttüler.Halbuki bu tankların benzinini halk vergileri ile, ülke düşman saldırısına karşı korunsun diye koymuştu.Darbeciler kendi tutukları siyasi görüşün iktidar olmamasının verdiği hazımsızlıkla şov yapmaları için değil.Bu günlerde 28 Şubat'ın hesabının sorulduğunu görüyoruz.Bu günlere, 2005'te Şemdinli iddianamesinde, dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Yaşar Büyükanıt'ı "örgüt liderliği" ile suçladığı için, hukukçuların meslekten ihraç edildiği, Savcı Ferhat Sarıkaya'nın görevine son verildiği günlerden geldik.Ülkemizde hukukun hakim olması büyük bir ilerlemedir.Dönemin içişleri bakanı Meral Akşener'e, "söyleyin o kadına ayağını denk alsın, yoksa içişleri bakanlığı önünde yağlı kazığa oturturuz", diyen, küstah, darbeci kabadayıların yargılanmasında geç bile kalınmıştır.

28 Şubat soruşturması kapsamında, darbecilerin soruşturulmasına, gözaltına alınmasına birileri çıkıp diyor ki, "kahraman ordumuzun subaylarına bu muamelenin yapılması haksızlıktır". Kendilerine soruyoruz, tek suçu eşinin başörtülü olması, tek suçu içki masasında diğer subaylarla kadeh tokuşturmuyor olması, tek suçu namaz kılıyor olması, olan 3 bin subay ordudan irtica gerekçesiyle atılırken , sizin bu merhamet hisleriniz neredeydi?.Yüz binlerce kız çocuğunun , başörtü yüzünden eğitim hayatına son verilirken siz neredeydiniz?.Ne demişler "alma mazlumun ahını, çıkar aheste aheste".28 Şubat dönemindeki bu hukuksuzluklar için, yargı sürecinin başlaması çok olumlu bir gelişmedir.Sorumluların adalet önünde hak ettiği cezayı alamsını bekliyoruz.Tabi bu dünyadaki cezaları, asıl dehşetli olanıysa, başörtü, kuran kursu, namaz düşmanlıklarından dolayı ahirette çekecekleri dehşetli cehennem azabıdır.

Bu süreçte bir STK ve insan hakları derneği olarak , 28 Şubat sürecinde Genelkurmay'da brifing alan hakim ve savcılar hakkında da inceleme başlatılıp, meslekten el çektirilmesi için Adalet bakanlığına ve HSYK çağrıda bulunuyoruz. Bunlar yargının bağımsızlığını ve onurunu zedelemişlerdir. Yargının bağımsızlığına gölge düşürmüşlerdir. Bu brifinge gitmeyi kabul eden ve ordudan direktif alan hukukçular, önlerine, brifing aldıkları konu ile ilgili bir dava geldiği zaman, aldıkları direktifler çerçevesinde hareket edecekleri muhakkaktır. Gerçek anlamda yargı bağımsızlığına inanan bir hukukçunun, bir asker gibi emir alarak, genelkurmaya gitmesi düşünülemez. Yargının zedelenen itibarının iadesi adına, tarafsızlığını yitirmiş bu yargı mensuplarına işten el çektirilerek, yargının itibarı iade edilmelidir. Bunların adalet mekanizması içinde tutulması bir insan hakları ihlalidir. Ayrıca 28 Şubat dönemi tüm siyasi davalar sil baştan görülmelidir. Çünkü bu davalar darbecilerin bağımsız yargı üzerinde oluşturduğu baskı ortamında görülmüştür.

Darbelere gerekçe gösterilen iç hizmet kanunu 35.madde de defalarca konuşulmasına rağmen hala değiştirilmemiştir. Bu konudaki değişikliği yapmak için bizde "MECLİS GÖREVE" diyor ve milletvekillerine çağrıda bulunuyoruz. Bu darbeci, Türkiye'yi 3.dünya ülkesi konumuna düşüren çağdışı kanunu bir an evvel kaldırınız.Basın açıklamamıza katıldığınız için teşekkür ediyoruz.

Behlül METİN,
KARTEPE İNSAN HAKLARI DERNEĞİ SÖZCÜSÜ

Ankara İnanç Özgürlüğü Platformu 324.Hafta Basın Açıklaması

Askeri otoritenin "bu ülkenin sahibi benim" edası ile topluma askeri nizam verme çabası darbeler. Her bir darbenin ülkeyi en az 10 yıl geri götürdüğünü düşünecek olursak yapılan darbelerin bu ülkeye nasıl acı bir reçeteye mal olduğunu daha net görmüş olacağız. Özelde bu darbelerin birinci dereceden mağdur ettikleri, genelde ise askeri vesayete karşı olan halkın uzun zamandır beklediği darbelerle ve darbecilerle hesaplaşma günü nihayet geldi.

12 Eylül darbesinin faillerinin yargılanmaya başlanmasının ardından, yakın dönemde özellikle mütedeyyin kesimi hedef alarak yapılan 28 Şubat postmodern darbesinin faillerinin tek tek adalet karşısında hesap vermek üzere derdest edildiklerine şahit oluyoruz. Toplumda, kurgulanmış bir takım senaryolarla irtica paranoyası oluşturularak, bunun üzerinden din/diyanet adına ne varsa ortadan kaldırma ve tahrif etme harekatı olarak nitelendirilebilecek olan 28 şubat, ardında maddi ve manevi zarar görmüş binlerce mağdur bırakmıştır. Halkın teveccühü ile iktidara gelmiş bir hükümetin düşürülmesi, dönemin başbakanıda dahil kimi bakan ve milletvekillerine ağır hakaretler edilmesi, eşleri örtülü olduğu veya ibadet ettikleri için "disiplinsizlik" maskesi altında ordudan atılan 3600 civarında çeşitli rütbelerde asker, İmam Hatip Okullarının önünde dayak yiyen ve tutuklanan orta okul ve liseli çocuklar, 28 Şubat sonuçlarından biri olan YÖK genelgesi ile üniversitelerde başörtüsü yasağına muhatap olan binlerce öğrenci bunların en bilinenleri. Ordudan atılan askerlerin iş bulmada ve buna bağlı olarak ailelerinin geçimini sağlamada yaşadıkları güçlükler, toplumdan tecrit edilmenin yaşattığı manevi travmalar şüphesiz telafisi mümkün olmayan sonuçlar doğurmuştur. Başörtüsü yasağına muhatap olan, ikna odalarında psikolojik baskıya maruz kalan, okullarını bırakmak veya başlarını açmak arasında seçim yapmaya zorlanan genç kızların her biri bugün orta yaşlarda. İmam Hatip Okulu mezunu olduklarından dolayı kat sayı zulmü ile üniversite hayalleri yok edilen gençlerin ruh dünyası. Bu genç beyinlere kaybettirilen yıllar aslında bu ülkenin kaybıdır. Bu süreçte bir kısım genç beyin Avrupa'ya göçmüş bir kısmı ise atıl konumda evlerine hapsedilmiştir.

Bir yandan "baba bizi okula gönder" kampanyası düzenleyenler, babaların değil dekanların, rektörlerin, öğretim görevlilerinin kızların eğitim haklarını ellerinden aldığını görmezden gelmiştir. Dersine giren öğrenciyi robokoplar eşliğinde dışarıya attırarak diğer öğrencilerin eğitim haklarını engellediği gerekçesi ile yargılanmasına neden olan öğretim görevlisinin eğitim hakkını engellemekten yargılanmasının günü gelmiştir. Halka habis ur ve karanlıktan korkan yarasalar diyen sözde hukuk adamlarının adalet önüne çıkma günü gelmiştir. Elindeki medya ve sermaye gücü ile halkı aşağılayan hortumcu iş adamlarının hesap verme günü gelmiştir. Ülkeye balans ayarı çekenlerin adalet önünde işledikleri fiilin hesabını verme günü gelmiştir.

Başta CHP olmak üzere kimi muhalefet partileri ve 28 şubat yardakçılarının intikam hırsı ile hareket ediliyor yaftalamalarına karşın. Mazlumun ahı yerde kalmamalıdır, kalmayacaktır. İntikam adalet önünde aranmaz. Velev ki aransın herkes işlediği cürümün karşılığını alacaktır. Bu dünyada olmazsa ruz-i mahşerde.

Bizler biliyoruz ki bu darbeler 3-5 kişinin mahsulü değildir. Bu sürecin mağdurları olarak Çevik Bir ve avanesi olan birkaç rütbelinin yargılanmasından daha fazlasını istiyoruz. Bu darbeye çanak tutan ve bilfiil destekleyen sivillerinde yargı önünde hesap vermesini talep ediyoruz. Darbenin medya mensubu ve özellikle akademisyen destekçilerinin, darbeye gerekçe olarak hazırlanan senaryonun ortaya konmasında rol alan herkesin sanık sandalyesinde yerini almasını bekliyoruz.

Öte yandan YGS sonucu dün açıklandı. Yüzlerce gencimizin hayatına yön vermek amacıyla girdiği sınavdan birinci olarak Sümeyye Nur Satin çıktı. Sümeyye'nin başörtülü bir genç kız olması 28 Şubat yandaşı Doğan Haber Ajansının sansürüne uğramasına neden oldu. Ajans birinciye dair tek kare görüntü yayınlamadı. Sümeyye başarısı ile 28 Şubat failleri ve destekçilerine okkalı bir tokat indirmiştir. Bizler Sümeyye'yi tebrik ediyor ve bize bu süreçte böylesine bir gurur yaşattığı için kendisine teşekkür ediyoruz. Malum kesimlerin yok saymasının onun başarısını gölgelemeyeceğini ifade etmek istiyoruz.

A.İ.Ö.P Adına
Ankara İHH Yön.Kur.Ü.
Serkan CODAL